KADÎM BEYT-NAHREYN TARİHİNDEN BİR KESİT – Mim Yavuz Binbay

portreBu coğrafya (Anadolu ve yukarı-Mezopotamya), Latin alfabesine Mustafa Kemal’in bir gecede aldığı kararla radikal bir biçimde 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı “Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun’un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi süreciyle geçildi. Bu yasayla o güne kadar (600 yıl) kullanılan Arap alfabesinin bir türevi olan Osmanlı Alfabesinin yerine, Latin Alfabesinin Türkçeye uyarlanmış bir biçimi kabul edildi. Osmanlı öncesini de katarsak 3000 yıla yakın kullanılan Sami kökenli Süryani ve Arap alfabeleri kaldırılmış oldu. Bir gecede tüm insanlar (zaten o dönemde az olan okuryazar oranı) okuma yazma bilmez duruma düşürüldü. Bu toplumun Arap alfabesi ve türevleriyle tutulmuş binlerce yıllık tarihi arşiviyle bir çırpıda kökleri koparılmış oldu. Buna ek olarak, T.C misakı milli sınırlarında kalan Kürt – Arap ve Süryani halkları bu sınırın dışında kalan ve Arap alfabesini kullanmaya devam eden Iran-Irak ve Suriye’deki Kürt – Arap ve Süryanilerle de bağlarını koparmış oldu. Bu sebeple ne yazık ki kadim coğrafyamız Beyt-Nahreyn (Mezopotamya) tarihi belgelerine ulaşabilmek zor bir uğraşı gerektiriyor.

Ancak son dönemlerde bu alanda azimle harcanan çabalar umut vericidir. Bu çaba içinde olan birinin benden bu konuda kaynak talep etmesiyle ellime ulaşan makaleden derlediğim bilgileri paylaşmak istedim.

العربية \ ARAPLAR : Batıda Fastan doğuda İran Huziztanına güneyde Orta Afrikanın içlerinden kuzeyde ise Anadolunun güney kesimlerine ve İslamiyet’i yaymak için dünyanın dört bir yanına yayılmış olan millet. TÜRKİYE’DE: Mersin ,Adana ,Hatay (Antakya) ,Gaziantep (3Ayn Tab) ,Kilis (Killis) ,Şanlıurfa (Er-Ruha) ,Mardin ,Siirt (Si3ird) ,Batman (Ela Khan) ,Muş ,Bitlis (Bedlis), Diyarbakır (3Amed) (Diyar-ı Bekr) buralardan İstanbul, Ankara , İzmir vs. yerlere ve yurt dışında Avrupa ve Amerika’ya göç edenler. Ve İslamiyet’in yayılması için Anadolu’nun her tarafına yayılan Peygamber, Sahabe ve Tabiinin torunları… Türkiye’de 7-8 milyon, dünyada ise 300 milyona yakın nüfusa sahip oldukları tahmin edilmektedir.

الآرامية \ ARAMLAR : Ceziretul-Arab’ın kuzeyinden itibaren Beth Nehreyn (Arapçası Mbeyn Nehreyn veya ada manasındaki Elcezire Rumcası iki nehir arası ülke manasındaki Mezopotamya) coğrafyasında ve İncilin gelişiyle bu dini kitle halinde ilk olarak tanıyıp yaymak için Anadolu’nun içlerine kadar yayılmış kavim. (Süryani, Arami, Keldani, Hertevin, Kibti) –Türkiye’de genellikle Araplarla aynı coğrafyada yaşarlar bunun yanında Adıyaman (Vadi El-Lem3an) ,Elazığ (El-3Aziz),Malatya, Şırnak (Şehr-i Nuh)’ta da bulunmaktalar الآشوريين \ASURİLER : Şırnak (Şehr-i Nuh), Hakkari (Akkari), Van civarının yerlileridirler. Arami ve Asuri kardeşlerimizin büyük kısmı Cumhuriyetten sonra Suriye, Irak, Lübnan, Avrupa ve Amerika’ya göç etmişlerdir

ARAMCA ܐܝܡܪܐ ܐܢܫܠ : M.Ö. 2000li yıllarda Babil ve Asur ülkelerinde yine Sami bir dil olan AKADÇA’nın yerini alarak zamanın en önemli dili haline gelmiştir. M.Ö. 6. yüzyılda tüm yakın doğuya egemenliğini koyan Pers İmparatorluğunun resmi dili haline gelmiştir. Yahudiler tarafından İbraniceden daha fazla kullanılır hale gelmiştir ve İslam alimlerinden bir çoğunun belirttiği gibi El-Kurtubî de kutsal kitaplardan Tevrat ve İncil’in indirildiği dil olduğunu belirtmiştir ve tabii ki Hz. İsa (aleyhisselam)ın dilidir. İslamiyetin ilk yıllarında da fen ve tıp alanında özellikle de tercüme faaliyetlerinde Aramların katkıları büyüktür. o zamanlar Rum topraklarında yaşayan Süryanilerin, Rumca eserlerin kardeş dil olduğu için Arapça ’ya kazandırılması onlar için kolay olmuştur ve böylelikle çok önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Çağdaş Batı Arami Lehçeleri: Bugün Şam ve Lübnan’ın birkaç köyünde birkaç bin kişi tarafından konuşulan tek Batı Aramcasıdır.

Çağdaş Doğu Arami Lehçeleri :

1.) Turoyo : Yakubi Süryanilerce Konuşulan Çağdaş Batı Süryani lehçesidir Midyat (Tur-Abdin) bölgesi ve İstanbul’da Suriye, [Lübnan] ve göçlerle bazı Avrupa Ülkelerinde, Amerika kıtasında ve Avustralya’da en az 800.000 kişi tarafından konuşulmaktadır.

2.) Mlahsö : Bu dili konuşan son kişi 1998de Diyarbakırda vefat etmiştir.

3.) Surit (Aturaya ): Asuri Hristiyanlarınca konuşulan Çağdaş Doğu Süryani Lehçesidir. 210.000 kişi tarafından Iran, Irak, Suriye, Türkiye, Kıbrıs, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Lübnan Avrupa Ülkeleri, Amerika ve Kanada’da konuşulur.

4.) Yeni Doğu Keldanicesi ( Kaldaya): Keldaniler tarafından kullanılan Çağdaş Doğu Süryani Lehçesidir. Iran, Irak, Türkiye, Suriye, Lübnan Avrupa Ülkeleri, Amerika ve Kanada’da 806.000 kişi tarafından konuşulur. Bu dili konuşanlar ile Surit konuşanlar rahatlıkla anlaşabilirler.

5.) Hertvin: 1960’lı yıllara dek Siirt civarında yaşayan 1’100 kadar kişi tarafından konuşulan, Surit’e yakın bir lehçedir.

التاريخ الماردين TARİKH-UL MARDİN : Mardin kelimesi kökeni hakkında çeşitli rivayetler varsa da en doğrusu Aramca’da ܢܝܺ ܕܪܶܡ  istihkam kaleler hisarlar manasındadır tekil formu MERDİ,MÖRDİ… akraba dil olan Arapça’da da مرد M-R-D kök fiili: binayı yüksek yapmak ve karşı durmak manasındadır ve şehir etrafındaki birkaç kalenin varlığı da bunu destekler niteliktedir. Mardin’in 3000 yıl önceki ismi kayıtlarda ERDUBA olarak geçer Arab luğatında الردوب çıkmaz sokaklar yahut yollar manasındadır. (bu kelime kökenini Büyük Arabi Kamuslardan araştırdım ama başka manaları da olabilir). Mardin, Fırat ile Dicle nehirleri arasında yer alan ve Batı literatüründe Rumca, Mezopotamya, orijinal ismiyle Beyn (Beth) Nehreyn, İslam literatüründe ise el-Cezira adıyla bilinen bölgenin Diyar-ı Rabia kısmında bulunan tarihi bir şehirdir. Bu topraklar, tarihin ilk devirlerinden beri birçok medeniyete ve kültüre beşiklik yapmış dünyanın önemli coğrafyalarından biridir. Doğudan İran-Hint, batıdan Avrupa ve güneyden Sami kültürlerinin kavşak noktası olması hesabıyla çeşitli kültürlerin birbirleriyle kaynaştığı, kutsal metinlerde de adı geçen bir bölgedir. el-Cezira bölgesi eski çağlar boyunca Sami kültür ve medeniyetlerinin en önemli havzalarından biri olmuştur. Hitit Devleti’nin zayıflamasından sonra M.Ö. II. Binin sonlarından itibaren bu bölgeye Arap yarımadası kökenli Aramiler göç etmişler ve bölgede Sami-Arami kültürünü hakim hale getirmişlerdir. M.Ö. XI. Asırda Aramilerin bölgedeki hakimiyeti zirveye ulaşmış, Mardin ve çevresinde “Teymana”, “Beyt Bahyana”, Urfa ve çevresinde “Beyt-Adini”, Diyarbakır bölgesinde “Beyt-Zamani” gibi birçok Arami devleti kurulmuştur.1 Asur Kralı Nirari II’nin, M.Ö. 895 yılına kadar olan süre içinde Mardin ve çevresindeki Arami devletlerini ortadan kaldırması bölgenin etnik ve kültürel yapısında fazla değişiklik meydana getirmemiştir. Yine Sami kökenli Asur ve Babil hakimiyetinden sonra bölge önce Medlerin daha sonra Perslerin hakimiyeti altına girmiştir. Bu dönemlerde dahi bölge Sami özelliğini korumaya devam etmiş hatta kültürel yönden Perslere daha baskın gelerek, Arami dili Pers İmparatorluğu’nun resmi dili olmuştur.2 Büyük İskender’in M.Ö. 331 yılında bölgeyi işgal etmesi ve onun komutanları olan Selefkoslar ve daha sonra Roma’nın hakimiyeti sırasında bölgede Helenizm kültürü yaygınlaşmış olmasına rağmen bölge Sami karakterini muhafaza edebilmiştir. Ancak bu dönemlerde Helenizm kültürü etkisinde kalan bölgenin Sami halkları daha sonraları eski Grek ilim ve medeniyetini Müslüman Araplara taşımakla dünya medeniyetine büyük katkılar yapmışlardır. Bu bölge Arami, Keldani, Sabii ve Süryani gibi Sami edebiyatlarının doğduğu ve geliştiği en önemli sahalardan biridir. Hıristiyanlık dini her ne kadar Filistin’de doğduysa da bir devletin resmi dini olarak ilk kez bu bölgede gelişmiştir. Hz. İsa’nın Urfa Kralı Abğar’la mektuplaştığı ve krala havarilerinden bazılarını gönderdiği rivayet edilmektedir. El-Cezira bölgesinde ilk Hıristiyanlaşmanın Havari Petros, arkadaşı Tomas, onun kardeşi Adday ve onların şakirtleri Agay ve Mara aracılığıyla Miladi I. Yüzyılda başladığı ifade edilmektedir.3 Bu Hıristiyan misyonerlerin, bölge ahalisini Hıristiyanlaştırmasıyla beraber Doğu Hıristiyanlığının ilk edebiyatı Aramca ve Süryanice dilleriyle bu bölgede gelişmiştir. Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra el-Cezira bölgesindeki Hıristiyanlar, birçok dini zulümlerle karşılaştılar. Çünkü Doğu zihniyet ve inanç sistemine sahip olan bölge halkları, Batı zihniyet ve inanç sistemini benimseyemediler. Böylece Hıristiyanlık dünyasında Doğu-Batı, Süryani-Yunan, Semitik-Bizans ve Nasturi-Ortadoks şeklindeki kutuplaşmalar meydana geldi. Bölge halkları siyasi yönden Roma’nın hakimiyetinin altına girdiyse de Urfa, Nusaybin ve Rakka gibi merkezlerde dini eğitimlerini devam ettirerek benliklerini korumaya çalıştılar. Bu bölgenin Hıristiyan halkları Miladi VII. Asra kadar İskenderiye’den almış oldukları Antik Felsefeyi tetkik etmişler ve bunu da kendi akidelerini yaymak ve savunmak için kullanmışlardır. Öyle ki Nasturîliğe bağlı Süryanilerin el-Cezira bölgesinde 50 tane mektebi vardı. Bu mekteplerin başında Urfa ve Nusaybin mektepleri gelmekteydi.4 Nusaybin Piskoposu Yakup, Nusaybin’de Yunan dinini Süryanice konuşan Hıristiyanlar arasında yaymayı amaçlayan bir okul açtı. Okulun hocası ve idarecisi olarak atanan Afram, okulun gelişmesinde büyük rol oynadı. İranlılar M. 633 yılında Nusaybin’i işgal edince, Afram Urfa’ya kaçtı. Afram Nusaybin Okulunu canlandırmak için Urfa’da bir okul açtı. Ancak kısa bir süre sonra Nasturî faaliyetleri yüzünden M.489 yılında Roma İmparatoru tarafından kapatıldı. Bu okul Bar Soma liderliğindeki filozoflar tarafından Nusaybin’de tekrar açıldı. Bu filozoflar beraberlerinde Aristo’nun mantık kitaplarını, Proporyus’un İsagoji’sinden oluşan Yunan ilimlerini taşıdılar. Daha sonra bu okuldaki Nasturi ilim adamları Yunan mantık ve felsefe kitaplarını dilleri olan Süryaniceye tercüme ettiler.5

İslam öncesi Arap kültürüne gelince, Milattan önce bölgenin bilhassa kırsal kesimlerinde yayılmış olan Arap nüfusu Milattan sonra daha da artmıştır. Urfa ve çevresinde Roma’ya bağlı olarak kurulan Abğarlar Devleti her ne kadar Süryaniceyi yazı dili olarak kullanmışsa da etnik olarak bir Nebati-Arap devletiydi6. Bunun yanında bilhassa Kudaa kabilesinin iki kolu Tenuh ve Bahra ile Rabia Araplarının iki büyük kabilesi Tağlib b. Vail ve Bekr b. Vail (Diyar-ı Bekir şehrine isim veren) bölgenin doğu kısımlarına yayılmışlardı. Tağlib kabilesi Habur havzasında, Bekr kabilesi Dicle kenarında göçebe olarak yaşıyorlardı. Daha sonraki yıllarda Ufeyl, İyad ve Numeyr gibi kabileler bölgeye göç etti.

İslami fetihten sonra, Bekr kabilesine mensup muhtelif batınlar ve bilhassa bunlardan Şeybanlar, fethedilen kasaba ve şehirlere yerleşmeye başladılar.7 Bu sebepten dolayı Arap edebiyatı erken dönemlerden itibaren bu bölgede oluşmaya başlamıştı.

Cahiliyye Dönemi’nin Muallakatı Seb’a (Kabe duvarına, yarışmayla seçilen en güzel 7 şiiri asma geleneği – ki bu gelenek Kuran-ı Kerim’in nüzulünden sonra daha iyisi yazılamadığından bırakılmıştır-  şairlerinden Amr b. Kulsum el-Cezira bölgesinde yaşamış Tağlip kabilesine mensup bir şairdir. Abdu’l-Mesih b. Asele eşŞeybani ve Cabir b. Hanne et-Tağlibi, Cahiliyye Dönemi’nin el-Cezira bölgesinde yaşayan Arap şairleridir.8

İslamiyet ortaya çıktığı sıralarda Mardin ve çevresi önce Sasaniler’in sonra Bizanslılar’ın eline geçmişti. Bizaslılar, Rasu’l-Ayn’dan Tur Abdin’e kadarki bölgeyi, Sasaniler ise Nusaybin ile Tur Abdin’in güneyindeki bölgeye hakimlerdi.9

Not: Beyt-Nahreyn Arap tarihi ile ilgili çalışmalar belirli bir aşamaya ulaşmıştır. Yakında  www.beyt-nahreyn.com  sitesinde bölümler halinde yayınlanacaktır. İlgilenenlere duyurulur.

KAYNAKLAR. 1) Şemsettin, Günaltay, Yakın Şark Elam ve Mezopotamya,282-292, Ankara 1987; Fikret Işıltan, Urfa Bölgesi Tarihi, 25, İstanbul 1960; Şevket Beysanoğlu, Bütün Yönleriyle Diyarbakır, 87, İstanbul 1963; E.,R., Hayes, Urfa Akademisi, 22, İstanbul 2002

2) Işıltan, 11; Erol, Sever, Asur Tarihi, 127–136, İstanbul 1996; Faruk,İsmail, el-Luğatu’l- Aramiyyetu’l-Kadime, 10–16, Halep 2001.

3) Mari b. Süleyman, Ahbaru Batariketi Kursi’l-Maşrik Min Kitabi’l-Muceddel, 1–2,Roma 1899;Judah, Segal, Edessa(Urfa) Kutsal Şehir, 102, İstanbul 2002; Mehmet Çelik, Süryani Kilisesi Tarihi, I, 39, İstanbul 1987; Kadir Albayrak, Keldaniler ve Nasturiler, 67,Ankara 1997

4) Nihat Keklik, İslam Mantığı Tarihi, 19–20, İstanbul 1969; Hilmi Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, 87, İstanbul 1935; Ömer Farruh, Tarihu’l-Fikri’l-Arabi, 155, Beyrut 1983.

5) Fazıl,Halil İbrahim, Halid b. Yezid, 32,Bağdat 1984

6) Segal,41-56; Işıltan, 14-21.

7) Yakut, Mu’cemu’l-Buldan, II, 134-136 Beyrut; Wlhausen, İslamın En Eski Tarihine Giriş, 75, İstanbul 1960; Key Lastrich, Buldanu’l-Hilafeti’ş-Şarkiyye,144, Beyrut 1985; Işıltan, 29-31.

8) Ahmed Hasan ez-Zayyat, Tarihu’l-Edebi’l-Arabi, 64-65, Kahire 1988.

9) Işıltan, 22-26; Ramazan, Şeşen Harran Tarihi, 10, Ankara 1993.__

 

Linkler,

http://www.siirtnews.com/yazar-136-kad%C3%AEm_beytnahreyn_tarihinden_bir_kesit.html

http://www.gelawej.net/index.php?option=com_content&view=article&id=14402:kadim-beyt-nahreyn-tarhnden-br-kest&catid=170:konuk-yazarlar&Itemid=250

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


43 − = 40