Toplumsal gelişme ve Şablonculuk – Mim Yavuz Binbay

Bir toplumun şekillenmesi o toplumun kendisine özgü kültürel iç dinamiklerinin yapısına bağlı olarak şekillenir. Dış etkenler bu şekillenmede belirleyici değil sadece etkileyici yan olgulardır.

Çeşitli etkenler sebebiyle ( işgal, soykırım, kontrolsüz göç vb.) özgün kültürel dinamikleri zarar gören toplumlarda istikrarlı bir toplumsal gelişmeden bahsetmek mümkün değildir. Böylesi toplumlarda topluma özgü dinamikler zayıf olduğundan toplumsal refleksler zayıflar ve özgün yapılanmalar yerine daha istikrarlı bir gelişme izlemiş olan toplumların şablonlarına kendi özgünlüğüne uygun olup olmadığını değerlendirmeden popülist bir yaklaşımla sığınmaya çalışır.

Ülkemizde hele hele bölgemizde bu tür yaklaşımların örneklerine çok sıkça rastlamaktayız. Yüzyıllık bir geçmişe kısaca bir göz atacak olursak; Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet, Adnan Menderes’in Marshal yardımları sayesinde küçük Amerika hayali. Solcuların sovyetik ve Çin modeli hayalleri, din siyaseti çevresinin Suudi, İran, Endonezya vb. hayalleri, Kürtlerin Bask, İrlanda, Almanya veya Amerika eyalet sistemi modelleri hep böyle bir şablonların hayali yansımalarının ürünüdürler.

Peki, bu şabloncu yaklaşımların sonucu ne oldu? Kocaman bir sıfır. Her seferinde popülistçe ve radikalce en uygun olduğu varsayılarak tartışılan şablon bir süre sonra hiçbir değerlendirme yapılmadan yerini yeni bir şablona bırakıyor. Bu kısır döngü yaklaşık bir yüzyıldır devam ediyor.

Bağımsızlık, federasyon, Bask modeli, İrlanda modeli, demokratik cumhuriyet, demokratik özerklik kavramlarından sonra, Son olarak bir süredir içeriği ve özgün yapısı değerlendirilmeden dünyada istisna bir rejime sahip direk demokrasi uygulayan dünyada tek devlet olan İsviçre’de uygulanan kanton terimi pervasızca kullanılmaya başlandı. Birçok yerde de ilan edildiği duyuruluyor.

Pervasızca şablon olarak kullanılan bu terimler ve özellikle kanton sistemleri nedir? Hangi dinamiklerle, hangi birleşenlerle, hangi konjektürel süreçlerde oluşmuş? Bu olgular değerlendirilmeden kelime anlamında adlandırılarak Şablonsal bazda uygulanması mümkün gözükmemektedir. Öyle kolay uygulanabilseydi dünyadaki siyasal sistemlerde bu kadar sancılı sorunlar yaşanmamış olurdu.

Bahis konusu olgular uygulandıkları toplumların binlerce yıllık özgün toplumsal yapılarının şekillenmesinde rol oynayan toplumsal dinamikleriyle orantılıdır. Bu ülkelerle bizim coğrafyamızın toplumsal tarihi ve toplumsal dinamiklerin oynadığı rolleri kıyasladığımızda çok derin farklılıklar net biçimde ortadadır.

Sovyetik rejimler, birinci dünya savaşının kapitalizmin emperyalizme eğrilme evresinde çarlık Rusya’sının özgün koşullarında, Marksizm’in Leninizm’e eğrilmesiyle ortaya çıkmış bir olgudur. Uygulandığı farklı toplumlarda ( Avrupa, Çin ve Latin Amerika ve Afrika vb.) o toplumların özgün yapılarına uygun olarak farklı rejimlerin ortaya çıktığı yapılanmalar ortaya çıkarmıştır. Bu özgünlüğü ortaya çıkaracak toplumsal dinamiklere sahip olmayan bizim gibi toplumlarda ise Şablonsal yaklaşımlar sebebiyle hep marjinal hareketler olarak kalmıştır.

Menderes ve Bayar’ın küçük Amerika yaratma hayalleri ile Özal’ın liberal hayalleri Şablonu hüsranla sonuçlanmıştır. Din eksenli hareketler ise istikrarsızlığın, siyasal savrulmaların sebebi olmuştur.

Bu konularda birçok bilimsel analizler olması sebebiyle kısaca değinmekle yetineceğiz. Aslında toplumumuzda yeni bir terim olan Kanton sistemine değinmek istiyorum.

İsviçre’nin sistemi olan Kantonal sistem Avrupa Birliğinin yapılandırılmasında esin kaynağı olmuş bir sistemdir. Birçok ortak değerlere, toplumsal şekillenmeye, benzer dinamiklere sahip olunmasına rağmen hala AB’de bu sistem oturtulamamıştır. Uygulamada birçok aksaklıklara maruz kalmaktadır.

Kantonal sistem hakkında biraz bilgi verdikten sonra coğrafyamızda ki toplumsal yapıyla karşılaştırarak ne kadar uygun olup olmadığına bakalım.

İşviçre’nin resmi adı İsviçre Konfederasyonu (Confoederatio Helvetica)’dur. 1848’den beri kanton adı verilen federasyonların birleşmesinden oluşan bir ülkedir. Kanton demek; bir ülkenin içinde yer alan idari ya da sınırsal özerk bölge demek. Her kanton kendi içinde bir federasyondur. İsviçre, 26 bağımsız kantondan oluşmaktadır. İsviçre, “kanton” adıyla bilinen 26 alt devletten oluşmaktadır. Geçmişte tamamen bağımsız olan kantonlar zamanla birleşerek bugünkü İsviçre’yi oluşturdular ve bazı yetkilerini federal devlete devrettiler. Ancak kantonlar aynı eskiden olduğu gibi, pek çok konuda bağımsızlıklarını büyük ölçüde korumaktadırlar. Federal hukuka aykırı olmamak şartıyla, kendi anayasalarına ve yasalarına sahiptirler.

 

Ayrıca kendi meclisleri, hükümetleri ve mahkemeleri vardır. Pek çok şey kantondan kantona değişir. Kantonlarının bağımsız oluşu, İsviçre’nin en önemli özelliklerindendir.

 

Federasyon, kantonlar ve yerel belediyeler, devlet görevlerini paylaşırlar. İsviçre üç devlet kademesine sahiptir: federasyon, kantonlar ve belediyeler. Federasyon (federal devlet), sadece kendisine Federal Anayasa ile açıkça verilmiş olan görevleri üstlenir. Bunlar arasında örneğin ülkenin savunması ya da karayolu trafiğinin düzenlemesi yer almaktadır. Kantonlar ise örneğin okul sistemi, polislik görevleri ve sağlık hizmetleri ile ilgilenir ve bu görevlerin üstesinden gelmek için vatandaşlardan bizzat vergi alırlar.

Dört resmi dili var. Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Romanşça. Bu dört resmi dilde de eğitim almak mümkündür. Bu dillerden her hangi birinde eğitim almak için 5 öğrencinin talebi olması yeterlidir. Resmi bir dil olan Romanşça sadece 36’000 kişi tarafından konuşulmaktadır. Ülke adını bile yaşayan bu farklı dillerden birine ayrıcalık olmasın diye konuşulmayan Latinceden seçip Confoederatio Helvetica konulmuştur. Hiçbir kantonun diğer kantondan üstünlüğe sahip değildir.

Bu kantonların tümü bir federal anayasa kabul etmiş ama bu anayasanın bir özelliği var; dünyada doğrudan demokrasiyi savunan ve bunu uygulamak için düzenlenmiş bir anayasaya sahiptir. Kamuyu ve yasa değişikliklerini içeren konularda halkoyuna başvurup, referandum yapılır. Hatta her vatandaş federal hükümetin çıkardığı yasaları referanduma götürme hakkına sahiptir. Bir yasanın değişmesini isteyen bir grup yurttaş eğer yasanın çıkmasından sonraki 100 gün içinde yasaya karşı 50’000 imza toplayabilirlerse federal bir referandum yaptırabiliyorlar. Herhangi bir vatandaş anayasanın maddesini değiştirmek için 18 aylık bir süre içinde destekleyen 100’000 imza toplarsa, anayasanın o maddesi içinde referandum yapılıyor. Ayrıca ulusal düzeyde referandumu kazanmakta yetmiyor, aynı referandumun o kantonda da kazanılması lazım. Yoksa kanton; bizde bu fikir çoğunluk bulmadı da diyebiliyor.

Son sözü yurttaşlar söyler; Halk, alınan kararlarda geniş bir söz hakkına sahiptir İsviçre’nin devlet biçimi doğrudan demokrasidir. Bu demektir ki, oy hakkına sahip nüfus, sadece federasyon, ilgili kanton ve belediye kademesinde düzenli olarak parlamentoya temsilciler seçmekle kalmayıp, ayrıca (örneğin vergilerin ve harçların yüksekliği, caddelerin nerelerden geçeceği, posta işletmesinin hizmetleri ya da uluslararası örgütlere üyelik, başka devletlerle yapılan anlaşmalar gibi) çok sayıda önemli konuda oy verme hakkına dolayısıyla etkide bulunma hakkına sahiptir.

Federal parlamentoda temsil edilen siyasi güçlerin tümü temsil oranlarına göre hükümette temsil edilmektedir. İsviçre’nin yedi üyeden oluşan hükümeti Bundesrat (Federal Konsey) adını taşır. Federal Konsey, parlamento tarafından seçilir ve temsil oranları nispetinde siyasi partilerin temsilcilerinden oluşmaktadır. Federal Konsey üyelerinden biri parlamento tarafından bir yıl süreyle başkanlığa atanır.

Parlamento ise iki meclisten oluşur: Halkı temsil eden Ulusal Meclis ve kantonları temsil eden Kantonlar Konseyi. İkisi birlikte Birleşik Federal Meclisi oluşturur. Hepsi eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir.

İsviçre bir hukuk devletidir. Bu, yasalara sadece ülkede yaşayanlar değil, devletin kendisinin de uymak zorunda olduğu anlamına gelir. Mahkemeler hükümetten ve parlamentodan bağımsızdır.

Burada hangi temel hak ve yükümlülüklerin geçerli olduğu ve İsviçre’de siyasi ve adli sistemin nasıl düzenlendiği, İsviçre Federal Anayasasında yazılıdır.

Kantonlardaki siyasi partilerde ülke genelindeki partiden özerk bir konuma sahiptir. Örneğin; Bern veya Cenevre kantonunun parti birimleri kendi kararlarını kendileri alır. Mutlak bir parti liderliği yoktur. Her kanton parti birimi seçimlerde kendi adaylarını, seçim politikalarını kendi birimi içinde belirler. Bu konuda merkezi bir zorunluluk yoktur. Bir kanton parti biriminin diğer bir kanton parti birimine müdahalesi söz konusu olamaz. Kısacası liderlik kültü yoktur. Her kantonun parti birimi eşit konuma sahiptir.

Her kantonda önemli olan bağımsızlık ilkesini düşündüğümüzde İsviçre’de yaşayan Alman kantonlarını Almanya devletiyle, Fransızları Fransa devletiyle veya İtalyanları İtalya devletiyle ilişkilendirmek bile akıldan izan bir düşüncedir.

Şimdide kısaca bu olguları, liderlik kültü ve büyük ulus algısıyla şekillenmiş kendi toplumsal yapımıza uyarlamaya çalışalım.

Bizde kutsal devlet yapılanması vardır. Devletin aldığı kararlar tartışılamaz.

Kültürel algımızda kültür üstünlüğü algısı vardır. Coğrafi ve siyasi çoğunluğu sağlayan azınlığa tahakküm etme, azınlığın çoğunluğa tabiiyeti zorunluğunun dayatılması var. Tabii olmayana karşı düşmanlık algısı vardır.

Siyasi yapılanmamız liderlik kültü üzerine kurulmuştur. Siyasi yapılanmada lider tartışılmaz bir konuma sahiptir. Örneğin, seçimlerde encümen üyeliği adaylarına kadar parti lideri belirler. Parlamento liderlerin söylemleri doğrultusunda şekillenir ve işler. Liderlerin söylemleri parti politikasında ve işleyişinde mutlak bir egemenliğe sahiptir.

Bunlara karşılık bireyin yükümlülüğü ise sadece bu kararlara mutlak bir biçimde bağlılıktır! Tersi durumlarda ise liderliğe karşı suç olarak addedilmektedir.

Yazının uzaması sebebiyle bu kısa örneklerden yola çıkarak okuyucudan somut olarak toplumsal yapımızla bu örnekleri karşılaştırarak kantonal sistemin uygulanabilmesinin koşullarının uygunluğuna karar vermesini diliyorum.

Ülkemizde, Özgün bir demokrasi kurmak mümkün, ama bence bu ancak şablonculuktan sıyrılmakla mümkün olur. Demokratik bir geleceği toplumsal dinamiklerimizin özgünlüğüyle kurmak dileğiyle.

Mim Yavuz Binbay

Haber linki ;

http://www.siirtnews.com/yazar-172-toplumsal_gelisme_ve_sablonculuk.html

http://www.gelawej.net/index.php/yazarlar/157-konuk-yazar/384-toplumsal-geli%C5%9Fme-ve-%C5%9Fablonculuk

http://www.kurdistan-aktuel.org/toplumsal-sablonculuk-makale,221.html

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


+ 61 = 71