YÜZYILIN ÇÖKEN İMPARATORLUḠU ABD’de SİYASİ DURUM – 2 – MİM YAVUZ BİNBAY

ABD’nin, içinde bulunduğu krizi gittikçe derinleşiyor. Ortadoğu’da dolayısıyla dünya konjonktüründeki Amerikan çağının bitişine tanıklık ettiğimiz tarihi günlerden geçiyoruz.

1945’te başlayan Amerikan yüzyılı çabuk bitti. 1990’lardaki tek süper güç ABD artık yok. O yılların dışişleri bakanlarından M. Albright ‘vazgeçilmez bir ulusuz’ diye hava atıyordu.

Oysa şimdi Amerikan rüyası her yerde kâbusa dönmüş halde. Kendini ölümsüz sanan Roma gibi Amerikan İmparatorluğu da çöküş içinde. Ancak savaş lobisi yeni bir aşamaya geçildiğini kabul edemiyor. ABD’deki son duruma genel olarak bakacak olursak;

Müttefikleriyle ilişkiler: ABD, freni patlamış bir arabanın yokuştan baş aşağı inmesi gibi müttefikleriyle ilişkilerine zarar verecek bir ruh halinde. Bu durum, Amerikan siyasi aklının tutulmasıdır. Eski gücünü kullanamamanın öfkesiyle dar çıkarlara boğularak uzun vadeli ABD çıkarlarının altını oyacak bir savrulmaya düşmesi durumudur. Washington’da bu gidişi durduracak bir sigorta sistemi de kalmamış gözüküyor.

Washington’daki dağınıklık ABD müttefiklerini, Rusya’ya yaklaşıyor, cezalandıralım kampanyasının müttefiklerini Moskova’ya daha fazla yaklaştıracağını görmezden geliyor. Bir müttefiki yaptırımlarla tehdit ederek hedef almanın Washington’u ne kadar güvenilmez bir yere koyduğunu ıskalıyor.

KAMUOYU RAHATSIZ: ABD’de korku ve tedirginlik hangi kesimle konuştuğunuza bağlı. Eğer Demokrat kesimle konuşursanız “ülke uçuruma gidiyor”, Cumhuriyetçi kesimle konuşursanız Trump ile ekonominin canlandığı, vergi reformunun ekonomiye olumlu katkısı olacağı, “önce Amerika” sloganı ile iç güvenlik konusundaki çıkışların ABD için iyi olduğunu söylüyorlar. ABD’de kamuoyunda en çok siyaset alanındaki radikal bölünmüşlük gerçeği kamuoyunu tedirginlik yaratıyor.

2030 imparatorluğun çöküşü: ABD’nin süper güç olma halini yitirdiği ve yalnızlaştığı tartışmalarına tarihçi akademisyen Alfred McCoy da 2017’nin temmuz ayında verdiği bir söyleşide; Çin, ABD’nin hem askeri hem ekonomik alandaki küresel hâkimiyetini 2030’a kadar geçecek ve bildiğimiz Amerikan İmparatorluğu artık var olmayacaktır.

2003’te Irak müdahalesi ABD için sonun başlangıç noktasıdır. Ardından yaşanan süreçte Çin, Hindistan, İran, Rusya gibi diğer devletlerin donanma alanında, uzay ve siber çalışmalarında ABD ile kafa kafaya gelmiş durumda olması ve gözlemlediğimiz yönetimsel problemler imparatorluğun çöküşünün en çarpıcı belirtisidir.

Yine McCoy’un öngörüsüne göre, ABD ekonomisindeki açıklar artmaya devam ettikçe 2030’a kadar Çin’in ekonomik gücü ABD’yi gölgede bırakacak ve ABD uzun yıllardır elinde tuttuğu dünya liderliği konumundan ikinci sıraya gerileyecek. Tabi Amerika Baharıyla başlayacak bir iç savaş olmazsa!

SİLAHLI SALDIRILARDA ÖLÜM ZİRVEDE: Gun Violence Archive adlı websitesinin tuttuğu verilere göre, ülkede 2017’de siyasal rakipler Saik’iyle siyasal iç savaş tehditleri mesajları içeren 61 bin 454 silahlı olay yaşandı. Bu olaylarda 15 binden fazla kişi yaşamını yitirdi 30 binden fazla kişi yaralandı.

YENİ NESİL ÇOK DAHA FAKİR: 2000’li yıllarda büyümüş gençler ebeveynlerine göre çok daha büyük ekonomik zorluklar içerisinde. Bir Amerikalı üniversite öğrencisinin en büyük derdi öğrenim görürken alınan ve kişi başı 17 bin doları bulan borç ve kredileri nasıl ödeyeceği.

ALT YAPI ÇÖKMÜŞ DURUMDA: ABD’deki eskimiş, çökme ve bozulma riski olan köprü, yol, demiryolu ve diğer ulaşım ağları ile temiz içme suyu ve sulama alanında kullanılan boru hatlarının yenilenmesi için 1,5 trilyon dolarlık bir harcama yapılması gerekiyor. Bu rakamlara endüstrideki yenilenmesi gereken sanayi teknolojisi dâhil değildir. Yenilenmesi gereken sanayi tesislerini de eklersek bu rakam iki üç katına çıkmaktadır.

SİYAH-BEYAZ UÇURUMU ARTIYOR: Tüketici Finansmanı Anketi’nin (SCF) 2016 verilerine göre ortalama bir siyah hanesi yılda 140 bin dolar varlığa sahipken, beyaz aileleri hane başına ortalama bunun sekiz katı olan 919 bin dolarlık varlığa sahip. Kötümser senaryolar siyahların daha da fakirleşeceğini gösteriyor. Siyahlara karşı ırkçı baskı, saldırılar ve insan hakları ihlalleri kabul edilemez sınırları çoktan aşmış durumda.

SAĞLIK SİGORTASI EL YAKIYOR: Ülkede 30 milyondan fazla kişinin sağlık sigortası bulunmuyor. Sağlık sigortası sahibi olanlar da binlerce doları ceplerinden ödeyerek düşük kaliteli bir sağlık hizmeti alıyor.

ABD ikiye bölündü : “ABD ikiye bölünmüş durumda. Trump’ı sevenler ve nefret edenler grubu. (Türkiye’deki Erdoğan karşıtlığı ve taraftarı gibi). ABD’deki bu taraftarlık ve karşıtlık aslında ABD’nin kuruluş aşamasından beri çözemediği, emperyalist blokun liderliğinin getirdiği avantajlarla sürekli üzerini örtmeyi başardığı iç iktidar savaşlarının dışa yansımalarını teşkil etmektedir. Ancak dünya süper güç liderliği zayıfladıkça tarafların beslendikleri avantajlar azaldıkça bu iç çatışmaların dozu da her geçen gün artmaktadır.  

Trump’ın iç politikada yaşadığı sıkıntılar yüzünden hâlâ zor dönem geçirdiği bir gerçek. Dış politikada ciddi bir hakimiyetsizlik var. Pentagon, Beyaz Saray, Pantegon ve Dışişleri Bakanlığı arasındaki kopuklukları, açıklamalarındaki farklılıklardan da görüyoruz. Bunu Amerikan kamuoyu da görüyor ve ciddi endişe duyuyorlar.

Trump’la devlet düzeni bozuldu : “ABD’nin içine düştüğü çıkmazlardan biri, Obama iktidarı Clinton’a devredemeden koltuğunu Trump’a devretmesiyle gösterilen dirence karşılık Obama ne yaptıysa tersini yapma siyaseti gütmesiyle ortaya çıktı. ABD’nin derin devlet düzeninde karşıtına düzensizlik olarak ifadesini buldu. Toplumsal dinamikleri dikkate almayan uygulamalar ABD’nin itibar kaybetmesine yol açtı. Dolayısıyla belki ABD’nin hâlâ güç nicelikleri açısından sistemin en belirleyici gücü olduğu, ancak güç unsurlarının bileşenini oluşturmakta ve beklentisiyle uyumlu etki yaratma kapasitesinde büyük bir erozyon yaşadığı söylenebilir.

Trump, diğer birçok Cumhuriyetçi başkan gibi, silah, vatan, güç, düşman kavramlarını merkeze koyan bir iktidarı temsil ediyor. Farkı ise, çok daha popülist, çok daha ayırımcı olmasıdır. İnanç, etnik, renk ve cinsiyet ayırımcılığını fazlasıyla işleyen yönetimin dünyasında, Amerikan değerleri olarak bilinen özgürlükler konusu yer bulamadı. Bu da ABD’nin yapısal olmasa bile, uygulamadaki demokrasi- özgürlük referansına büyük zarar verdi.

Görünen o ki, ABD’de yaşanacak başarısızlıkların, küstürülen müttefiklerin, kaybedilen sahaların faturasını başkana yazmaya yönelik bir süreç yaşanıyor. Yeni bir sayfa açabilmenin koşulları olarak Trump dönemi yanlış yapılmıştı denmesini sağlayacak bir ortam hazırlanıyor.

Obama, Trump’ın aksine ABD derin devletiyle tam uyumluydu. Ancak, kameralar önünde hiç taviz vermeden “siyaseten doğruculukla” gerçek işlevini çok çok iyi gizliyordu. Gittiği gün tüm dünyada terör saldırılarının kesilmesine rağmen Nobel Barış Ödülü’nü bile almayı başarmıştı!

Obama’nın “sinsi” perspektifinin tam zıttı sayılabilecek vaatlerle iş başına gelen Trump, ABD’nin bu netliğini bozdu. FBI da dâhil ABD’nin tüm yerleşik kurumlarıyla kavgaya tutuştu. Sonrada pek çok alanda teslim oldu.

Savaş lobisinin yeni finans kaynağı olarak görülen Arap NATO’su ve İran’a saldırı projesi riske girince ABD Başkanı Donald Trump’ın Riyad üzerindeki baskısı arttı. Trump, askeri endüstriyi beslemekte başarısız olması durumunda sonunun SSCB ile yumuşama politikasını savunan Nixon veya Vietnam Savaşı’na karşı çıkan Kennedy gibi olacağından korkuyor. Kampanyasında Afganistan ve Ortadoğu’dan çekilip Rusya ile ilişkileri geliştirmeyi savunan Trump, seçimi kazanır kazanmaz 180 derece dönüş yapmak zorunda kaldı.

Nitekim 20 Mayıs 2017’de ilk ziyaretini Riyad’a yaptı. Suudilerle 300 milyar doları bulan birçok silah anlaşması imzaladı. Ardından 500 milyar dolarlık teknoloji kenti NEOM projesi devreye sokuldu. Sıraya 2 trilyon dolarlık ARAMCO şirketinin özelleştirilmesi projesini koydu. Ancak bütün bu rüşvetler ve ganimetler savaş lobisinin iştahını kesmiyor daha fazlasını istiyorlar. Onlar Trump’a baskı yaptıkça o da Suudi Kralı’na yükleniyor. Ve Trump, savaş lobisinin gazabından kurtulmak için Körfez’den sürekli para bulmak zorunda. Ancak dünyanın reel-politikası ile örtüşmeyen bu politikanın başarı şansı çok az. Ve olası bir çöküş Suudi Kralı’nın dolayısıyla ABD’nin Ortadoğu’daki sonunu getirecek.

Tüm bu etkenlerin kıskacındaki ABD Çin ve Rusya’nın baskısıyla yüzünü Asya’ya çeviren Amerika için Ortadoğu ikincil öneme geriledi. İlk hedef Çin ve Rusya’nın kuşatılmasıdır. Bu tezatlar ABD’nin politikalarını içinden çıkılamaz bir duruma sokmuştur. 

ABD’nin hataları: Sosyalist blokun çökmesinden sonra kendini dünyanın karşı konamaz ve vazgeçilmez gücü olarak gördü. AB’ni de öteleyerek Turuncu devrim adı altında Sosyalist blokun etki alanlarını yağmalamaya girişti. Kendine rakip olabileceğini düşündüğü AB’ni devredişi bırakmayı planladı.

Ortadoğu’da ve Afrika da “Arap Baharı/Katliamı” ile devletleri zayıflatan politikalar izledi. Irak’ı işgaliyle bölgenin önemli devletlerinden Irak’ı başarısız devlete çevrildi. Böylece hem İran yayılmacılığının önü açıldı, hem de İsrail’in tehdit algıladığı bir devletin bir daha çıkmayacağı şekilde iç sorunlarına boğuldu.

En çarpıcısı ise Batı’nın liberal değerlerinin iflasını dünyaya ilan eden Arap katliamlarıydı. Batı başkentleri Suriye’de yüzbinlerin katledilmesini, milyonların mülteci olmasını da sadece seyretti. Libya, Suriye ve Yemen başarısız devletler listesine eklendi. Yetmezmiş gibi, ABD’nin müflis Irak politikasından beslenen DEAŞ’a karşı devlet-altı güçleri kullanarak küresel bir kaosa yol açan vekâletler savaşlarını uygulamaya koydu.

Amerika kıtasında yeniden darbeleri devreye sokarak, seçimlerle işbaşına gelen yöneticileri (Venezüella, Bolivya) devirme politikalarını uygulamaya koydu.

Trump ile özleşleşen dönem Imperium Americana için sonun başlangıcıdır. Nitekim Trump ve ona destek verenlerin en önemli özelliği de emperyalist ABD’nin bütün politikalarından yüz çevirmeleridir. Ne Francis Fukuyama gibi tarihi yeniden yazmak istiyorlar ne Samuel Huntington’un Medeniyetler Savaşı’na inanıyorlar ne de George Bush ve seleflerinin Haçlı Savaşları’na prim tanıyorlar. Yaşam standardı düşen Amerikan halkının büyük çoğunluğu Trump’ın vaatlerini daha gerçekçi görüyor.

Ve öyle görünüyor ki bu kutuplaşma daha da derinleşecek. Amerikan faşizminin yükselişine liderlik eden Trump bu yolla devletin kurumsalve sistematik tükenişini önlemek istiyor. Ancak sorun yapısal. Bu yüzden Trump ne yapsa da emperyal ABD’nin çözülüşünü hızlandırmaktan başka bir işlev görmeyecektir.

Yazının linkleri;