Beyt-Nahreyn Arab-Arami Birliği’nin HAK-PAR Kongresine Mesajı

Beyt-Nahreyn Arab-Arami Birliği

Union Arabe et Araméen de Mésopotamie

Cemeʿet ël ʿArap u l-Ârâm fî beyt ël Nehreyn

 

Yé éxven û xévet’îl azîzin, Ya Brayé u Xuşken Dêlal, Değerli Kardeşlerim,

Beyt-nahreyn Arap-Arami birliği olarak, Anavatanımız Yukarı Beyt-nahreyn ve Anadolu coğrafyasında demokrasi mücadelesinde önemli bir konuma sahip olan HAK-PAR Hak ve özgürlükler Parti’sini ve kongresini saygı ve muhabbetle selamlıyoruz.

Türkiye’de, 10 milyona yakın Arap, Arami kökenli insanımız yaşıyor. Ülkenin toplam nüfusunun % 12’sini oluşturan halkımızın, hala kapsamlı siyasi temsili bulunmamaktadır. Yüzyıllık asimilasyoncu baskının zulmünden dolayı varlığımızı koruyabilmek amacıyla kurduğumuz derneklere adımızı veremedik yaşadığımız şehirlerin ismini kullanarak ( Mardinliler-Siirtliler-Urfalılar-Hataylılar derneği gibi) örgütlenmemizi sürdürdük. Şehirlerimizin ismi yakın geçmişe kadar bizi temsil ediyordu. Mardin, Siirt, Urfa, Hatay dedin mi, Arap halkı akla geliyordu Arap şehirleriydi. Ancak son dönemlerde demografik yapı değişti artık aynı anlama gelmiyor. Bu tür örgütlenmeler bizleri temsil etmekte bizleri yansıtmada yetersiz kalıyor. Ve Türkiye’nin dört kurucu unsurundan biri ve üçüncü büyük halkı, hiç örgütlenmemiş gibi sayılarak örgütsüz gözüktüğü için yok sayılıyor. Bu eksikliği gidermek ve demokratik taleplerimizi legal bir zeminde dile getirmek için partileşme çalışması kararı aldık. Bu karar Türkiye’de Arap halkı için etnik-kültürel kimliğini kullanarak siyasal alana yansımasında ilk olması anlamında tarihi bir karardır.

Bilinenin aksine Araplar ve Aramiler bir yerlerden göç etmiş « göçmen » halklar değildir. Aksine Mezopotamya kültürünün kurucusu ve asal sahipleridirler. Beyt-nahreyn’deki, belge ve tarihsel kalıtlarda Arap -Arami kültürü M.Ö. 2850 ve daha eskilere Tel Halef ve El Obeyd kültürüne kadar uzanır. Göç yoluyla gelenlerin ise bu bölgede 1400 yıllık bir tarihi var. Tüm bu gerçeklere rağmen, Arap – Aramiler, 1923’lerden sonra yok sayılmaya çalışılmış, red – inkâr ve uzun asimilasyon ve baskı politikaları halkımızda ne yazık ki kültürel ve milli aidiyet duygularını çökertmiştir. Türkiye, gelinen süreçte bir değişim ve dönüşüm dönemine girmiş bulunuyor. Bu dönemde 1923’lerde yapılan hataların ve yanlış politikaların farklı bir versiyonuna maruz kalmamak için gecikmiş örgütlenmelerimizi tamamlamak zorunluluğu bulunmaktadır.

Son dönemlerde, Türkiye’de bir tek kültürel ve etnik sorun varmış gibi bir algı oluştu. Kuşkusuz tüm halkların var olma mücadelelerini meşru görüyor ve destekliyoruz. Ama bu mücadeleler kadim halkımızı inkâr etme üzerine kurgulanmamalıdır. Haklar özgün kavramlardır. Başkasının hakları gasp edilerek, yok sayılarak hak elde edilemez. Böylesi girişimlerin meşruluğu her zaman tartışma konusudur.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan itibaren asli unsurlarından olan halklarımız demokratik siyasal temsil hakkını daha etkin kullanabilmek amacıyla meşru partileşme hakkı çabası iradesini belirttiği andan itibaren belirli ırkçı-Faşist odaklarca hukuksal suç oluşturan tehdit, insanlık suçları kapsamındaki halklarımızı aşağılayan ırkçı söylemler yoğunluk kazanmıştır. Halklarımızı sadece emperyalist küresel güçlerin kirli planları kapsamında tüm Arap coğrafyasında devam eden savaşın barbarca katliamlarından kaçan soydaşlarımızla sınırlayan akıldan izan tarih bilgisi cahili ve özürlü odaklara biraz tarih okumalarını tavsiye ediyoruz. Halklarımız Sami halk toplulukları olarak binlerce yıldır bu coğrafyanın asal unsurları olarak yaşamaktadırlar. Halklarımız tarihçiler tarafından tarihin ilk imparatorluğu kabul edilen AKAD imparatorluğunun kuruluşundan beri, dünya medeniyetlerine ışık tutan Mezopotamya medeniyetinin kurucuları olduğu gibi, Osmanlı imparatorluğunun kültürel yapısının ana omurgasını oluşturmuş, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunun ve kültürel yapısının önemli etkenlerinden birini teşkil etmiştir. Açıklamalarımızda bahsettiğimiz 10 milyon civarındaki Arap-Arami kökenli nüfus yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan Türkiye Cumhuriyetinin asli vatandaşıdır. Bu odaklara bu coğrafyanın bin yıl önceden günümüze kadar ki demografik yapısı hakkında bilgi edinmeleri tavsiyesinde bulunuyoruz. Bu odakların hukuk sistemimizde suç teşkil eden nefret suçu içeren ırkçı-faşist söylemlerine ve tehditlerine rağmen yasalarımızın tüm vatandaşlarına tanıdığı meşru zeminde Halklarımızın haklarını her platformda savunmaya devam edeceğiz.  Biz bu ülkenin asal unsuruyuz ve olmaya devam edeceğiz.

Birliğimiz, Arap – Arami Sami kültürüne mensup olan tüm halklara bir çatı örgütü olma özelliği taşımaktadır, kültürel haklarından doğan ulusal ve uluslararası haklarını, ulusal ve uluslararası platformlarda savunan bir siyasi yapılanmadır.

Beyt-nahreyn Arap-Arami birliği, son istişare toplantısından sonra partileşme çalışmalarını birlikte yaşadığı halklara karşı sorumlu siyasi bir olgunluk içeren bir anlayışla ;  Bu aşamada parti kurma çalışmalarımızı devam ettirmenin yanı sıra aynı coğrafyayı paylaştığımız halkların siyasi temsilcilerinden HAK-PAR’dan gelen teklifleri değerlendirilerek, birleşme veya ortak program oluşturma konusu değerlendirilerek bu konuda görüşmeleri sürdürme kararı alınmıştır.

Uzun süredir coğrafyamızda karıştır, katliam yap, çaresiz bırak, kendine bağla, işbirlikçi devşir, barıştır politikalarıyla coğrafyamızı kana bulayan güçler halklarımıza karşı piyonları aracılılığıyla yaptırdığı katliamlarla insansızlaştırma, göç ettirme yetmezmiş gibi insanlık tarihinde önemli kültürel miraslar olarak kabul edilen şehirlerimizi de harabeye çevirdiler.

Arap coğrafyasında Arap Baharı adı altında başlatılan Arap soykırımına dönüşen ve şimdi de Kürt halkını ve kazanımlarını hedef alan “Kürt Baharı” adı altındaki politikaları 21. yüzyıla insanlık suçu olarak damgasını vuracak bir soykırım girişimi olarak değerlendiriyoruz. Bu güne kadar bu coğrafyada katliama uğrayanların sayısı BM genel sekreterinin de belirttiği gibi 7 milyonu aşmış göç edenlerin sayısı ise 60 milyonu aşmıştır. Bu bir soykırımdır ve derhal durdurulmalıdır. Bu soykırımı lanetliyoruz.

Halklarımızın başına bu belayı kimler musallat etti? Bugün kargaşanın kaynağını oluşturan tümü dünyanın çeşitli bölgelerinden toplanmış yabancı terörist güçlerden müteşekkil güçlerin destekçileri Kimler? Bu güçleri bu bölgeye kimler ve neden tahkim ettirdi? Halklarımızı bu çaresizliğe, coğrafyamızı bu yıkıma kim sürükledi?

Emperyalist küresel güçlerin yerel işbirlikçileri ve paravan katliamcı çeteleri kullanarak anavatanımız Beyt-nahreyn’i istikrarsızlaştırarak halklarımıza karşı uyguladığı katliam politikaları hız kesmeden devam etmekte ve etkilerini önümüzdeki yüzyıla bölge halklarını birbirine düşman ederek yansıyacak vahim sonuçlar doğurarak yeni bir evreye everilmektedir. Tarihin hiçbir döneminde işbirlikçilik ve kölelik hiçbir halka özgürlük ve istikrar kazandırmamış yeni tarzda sömürgeciliğin ve köleliğin zeminini hazırladığını hatırlatmak isteriz. Bu çerçevede ortak coğrafyayı paylaştığımız halkların dinamiklerine ve temsilcilerine halklarımızı önümüzdeki yüzyılda da emperyalizmin bu kirli oyununa alet olacak politik hatalara düşmemeleri ve önümüzde ki yüzyılda aynı coğrafyayı paylaştığımız halklar arasında düşmanlık tohumlarını ekecek, dominant politikalar güderek birbirinden koparacak davranış ve politikalardan uzak durmaları çağrısında bulunuyoruz.

Emperyalist aktörlerin yerel güçler aracılığıyla yürüttükleri halklarımıza katliam, coğrafyamıza yıkım getiren vekâlet savaşlarında figüran rolü yerine kendi aralarında kuracakları ittifaklar politikaları kurarak çözüm aramaları çağrısında bulunuyoruz. Çünkü bu güçler coğrafyamızın baştanbaşa harabeye döndürerek yıkımına ve halklarımızın katliama uğramasına sebep olan yürüttükleri kirli savaşın hiçbir evresinde halklarımızın iradesine saygı göstermek bir yana kâale bile almamaktadırlar. Uluslararası yapılan görüşmelere de bu durum yansımaktadır. Görüşmeleri ABD-AB-NATO veya Rusya-Türkiye-İran yapmaktadır. Ateşkes görüşmeleri bu güçler arasında olmakta uygulanmakta ve ihlal edilmektedir. Beyt-nahreyn/Mezopotamya’nın ve Arap coğrafyasının hiçbir asli unsuru bu görüşmelere dâhil edilmek bir yana kâale bile alınmamaktadır. Kendi kırmızı çizgilerini öne sürerken Anavatanımızı ve halklarımızı yerle yeksan etmektedirler. Bilinmelidir ki, Emperyalist küresel güçlerin coğrafyamız için halklarımıza köleliği dayatacak kaos politikaları dışında bir planları yoktur.

Irak Federe Kürdistan Bölgesinde, Kürt yönetiminin bu güne kadar ağır bedeller ödeyerek ve 25 yıldır yürüttüğü akli selim politikalar sayesinde, mazlum Kürt halkı için elde ettiği kazanımların değerli olduğunu ve her hal ve koşulda bu hakların korunmasında hassas bir politika güdülmesi gerektiğine inanıyor ve kardeş Kürt halkının bu kazanımlarının korunması gerektiğine inanıyoruz. Irak Kürdistan Federe Bölge yönetiminin bugüne kadar sürdürmüş olduğu başarılı politikasını devam ettirerek, marjinal politikaların etkisinde kalmadan bu kazanımları koruyup geliştireceğine inanıyoruz. Ancak son dönemde gözlediğimiz gelişmeler bizleri bu konuda kaygılandırmaktadır. Bu konuda mazlum Kürt halkının elde ettiği kazanımları garanti altına alacak akli selim politikaların hâkim olmasının kaosun hâkim olduğu coğrafyamızda istikrarın sağlanmasında önemli bir faktör olduğunu vurgulamak istiyoruz. Bu konuda tüm bölgesel güçleri sorunları küresel emperyalist güçlerin kaos politikalarının değirmenine su taşıyacak, coğrafyamızda yeni istikrarsızlıklara yol açacak tehditlere varan uzlaşmaz hamaset nutukları yerine diyalog yoluyla çözüm aramaları çağrısında bulunuyoruz.

Bizlerin Beyt-Nahreyn coğrafyasının asal halkları Araplar-Kürtler-Süryaniler-Türkmenler ve Ermenilerin vd. net bir planları olmadığı ve katliamcılarından medet uman çaresizlik politikalardan vazgeçmediği sürece; Halklarımıza tüm bunları layık görenler, halklarımızın acılarından beslenenler riyakârca her gün yeni planları olduğu savıyla, coğrafyamızı harabeye çevirmeye, halklarımızın acılarından beslenmeye ve halklarımızı çaresizce işbirlikçi köleliğe mahkûm etmeye devam edecekler.

Kadîm Beyt-Nahreyn coğrafyasının kurtuluşu tüm yabancı güçlerin coğrafyamızdan çekilmesiyle ve coğrafyamızın asal halklarının demokratik ittifaklarıyla oluşacak işbirlikleriyle gerçekleşecektir. Bunun dışındaki tüm girişimler halklarımıza yıkımı, topraklarımızda mülteciliği, katliamları, yüzyıllar sürecek halklar arasında düşmanlıkları, işbirlikçi köleliği dayatacaktır.

Arap-Arami halklarına karşı sürdürülen çifte asimilasyon ve red ve inkâr politikaları sonucunda asimilasyonun ve insanlık suçu katliam ve benzeri uygulamalar sonucunda Türkiye nüfusunun %12’sine denk gelen varlığımız küçük bir azınlık olarak algılanmaktadır. Oysa halklarımızın varlığı Türkiye’de 3’cü, bölgede (Beyt-nahreyn’de) ise 2’ci nüfus yoğunluğuna sahiptir.

Kimseye diyet borcumuz yok ve kimsenin sürüsü, vitrin süsü ve figüranı olmayacağız. Arap-Arami birliği olarak kimseden bir lütuf beklentisi içinde değiliz. Hakkaniyet ve ilkesel bir temsiliyetin olması gerektiğine inanıyoruz.

Etnik ve kültürel varlığımızı kerhen söylenen, karşılığı olmayan söylemlere değil, etnik ve kültürel Varlığımızın kabulünü ve temsilini istiyoruz.

Biz kimseyi inkâr edip yok saymadık, kimsenin de bizi inkâr edip yok saymamasını, yok sayan politikalara destek vermemesini istiyoruz.

Tüm siyasi aktörlere, bizler bu coğrafyanın demografik, kültürel, siyasal bir aktörü olduğumuzu ve her geçen gün daha etkili bir aktörü olmaya devam edeceğimizi hatırlatmak istiyoruz.

Kongrenizi saygıyla selamlıyoruz.

Mim Yavuz Binbay
BEYT-NAHREYN ARAP – ARAMİ BİRLİĞİ

Genel Başkanı

Basın linkleri;

“Tüm halkların var olma mücadelesini meşru görüyoruz”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


61 − 60 =