KATLİAMCI EMPERYALİST POLİTİKALAR VE HALKLARIN BÖLGESEL POLİTİKALARI – Mim Yavuz Binbay

Arap Baharı adı altında, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde başlatılan emperyalist soykırım politikalarının ne zaman biteceği belirsiz bir şekilde devam ediyor. Her geçen gün de halkların kanı üzerinde daha da ağırlaşarak halkların aklıyla oynarcasına barış havarisi edasıyla direktifler dikte ettirerek daha riyakâr bir hal alıyor. Emperyalist güçlerin planlı provokasyonları sonucunda bölgede çözülen ulus devletler, aşiret, mezhep ya da etnik gruplar gibi devlet-altı aktörlerin karmaşasına sürükleniyorlar.

Amerika ve Rusya iki katliam savaşında devşirdikleri palazlanan işbirlikçilerinin yerine bu devlet-altı aktörlere sadece vaatlerde bulunarak önümüzdeki yüzyıl için yeni işbirlikçi devşirmeler yaratmaya veya palazlanan eski işbirlikçilerine ve başarıya ulaşması durumunda ciddi bir güç haline gelen AB’ne ayar vermeye çalışmaktalar. Bu kirli oyunda AB ve bölge ülkeleri gözden çıkarılmış ve vekâlet savaşları, terör saldırıları ve göç dalgalarıyla bu kirli oyunun hedefi haline gelmiş durumdalar.

ABD eski dışişleri bakanı Baker pervasızca babasının çiftliğinden bahsedercesine, ABD’nin Ortadoğu’daki rejim değişikliklerinde yanlış hamleler yaptığını savunuyor ve Libya, Mısır ve Irak’ta yaşanan rejim değişikliklerine atıfta bulunarak diyor ki, “Yüzde yüz anlaşamadığımızı düşündüğümüz liderlerden kurtulmak için çok da acele etmemeliydik”. Ortadoğu’da katliamlar eşliğinde yaşanan ve kaos üreten değişikliklerden sonra bu ülkelerin “başarısız devlet” olduğunu kaydederek, “Bunun temel sebebi, bizim oraya gidip beğenmediğimiz kişileri sahneden alarak düzeni bozmak oldu” ifadesini kullanabiliyor.

İki emperyalist güç ahlaksızca paylaşım senaryolarını açıkça ifade ediyor ama en onursuz davranış bazı bölgesel güçlerin bu hayâsız paylaşım oyununda figüran olmak, bir yüzyıl devşirmeleri olabilmek için yarışmalarıdır. Bu onursuz politikalarını halklarına marifetmiş gibi sunmalarıdır.

Önce bu katliam “Arap Baharı” senaryosu adıyla, demokratikleştirme kisvesi altında tüm Arap ülkeleri istikrarsızlaştırıldı. Daha sonra “Bijî Obama” tezahüratlarıyla bombardıman şovlarına başlandı ki, bu şovlar sonucunda Ayn’el Arab/Kobané yerle bir oldu, binlerce Kürt genci tavşana kaç tazıya tut yöntemiyle DEASH katillerine katlettirildi.   “Rusya’dan barış için önemli atak” halinde sergilenen senaryolar, halkların aklıyla dalga geçercesine anavatanlarımızla ilgili sanki bu soykırım senaryolarının azmettiricileri ve sorumluları onlar değilmiş gibi, babalarının malıymışçasına paylaşım veya nafile sonuçsuz toplantılarını, hangi grubu destekleyip silah vereceklerini barışa umut ve tek çözüm olarak sunmaktadırlar.

Bu savaş ve insanlık suçlarının sorumluları kim? Sizler, bu toplantıları düzenleyenler; ajanlarınız aracılığıyla yıllarca anavatanımız Beyt-nahreyn/Mezopotamya’yı istikrarsızlaştırma hazırlıkları yapmadınız mı? DEASH denen uluslararası katliam ordusunu sizler organize edip besleyip, palazlandırıp, bölgeye yerleştirip, ajanlarınız aracılığıyla konumlandırıp katliam senaryolarınızı uygulatmadınız mı? Bu katliamların bir parçası olan bombardımanları yapan sizler değil misiniz?

AB, bölge ülkeleri ve bölge halklarının dinamikleri konumunda olan güçler bu soruların cevaplarını küçük hesaplar peşinde koşmadan kendi dinamiklerini esas alan yöntemlerle arayarak çözümler üretmelidirler.

Öyle gözüküyor ki, bizler senaryonun kurucularının bölge halklarıyla alay edercesine attıkları nutukları tartışıp, provokasyonlarıyla birbirimizi kırmaya devam edeceğiz. Oysa onlar, her yüzyılda olduğu gibi halkların kanı üzerine kurdukları hayâsız senaryolarının sonucunu netleştirmiş durumdalar. Kısa bir süre sonra ABD seçimlerinin sonuçlarıyla birlikte halkların iradesi dışında Putin-Trump paylaşım planını bir yüzyıl daha tartışıyor olacağız. Bu iki kişilikten çıkabilecek sonuçları okuyucunun takdirine bırakıyorum.

Çözüm, filan emperyalist güçle ilişkim var onursuzluğuyla emperyalist güçlere halklarını bir yüzyıl daha esaret altına alacak devşirme politikalarında değil, tarihten ders çıkararak,  kendi dinamiklerine dayanan politikalarla mümkündür. Kasapla kuzunun ortaklığı olamaz!

Savaş konusunu en yalın şekilde anlatan emekli bir Amerikan generali Smedley Butler’in 1935’te kaleme aldığı SAVAŞ AĞIR SUÇTUR yazısından bazı alıntıları görüşlerinize sunarak günümüz savaşlarına uygulamanızı öneriyorum. SAVAŞLARIN KAREKTERİNDE veya KAZANAN ve KAYBEDENLERDE bir değişiklik var mı?

  • Savaş ağır bir suçtur. Hep öyleydi. Savaş insanların belki de en eski, en kârlı ve kesin en ahlaksız buluşudur... Kârların dolar karşılığında ve zararların ise insan hayatları üzerinden hesaplandığı tek alandır.
  • Birinci Dünya savaşından bir elin parmakları kadar insan karlı çıktı. Bu savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nde tahminen 21’000 yeni milyoner ve mülti-milyoner ortaya çıktı…
  • Bu milyonerlerin kaç tanesi silah taşıdı?… Kaç tanesi fareler tarafından enfekte edilmiş siperlerde yatmanın ve aç kalmanın ne demek olduğunu biliyor? Kaç tanesi cephede yaralandı veya öldürüldü?
  • Peki, kimler bu işten kârlı çıkıyor? Herhangi bir Amerikan şirketinin normal zamanlardaki kârı %6, %8 bazen de %12’ye kadar çıkabiliyor. Fakat savaş zamanlarında karlar – ah bu başka bir konu tabii – ucu açık olmak üzere %20, %60, %100, %300 hatta %800’e kadar çıkabiliyor.
  • Savaş süresince kâr elde etmeye yönelik bir sürü parlak fikir dolaşıma giriyordu. Bir tane çok yönlü vatansever Sam Amca’ya 12 düzineden oluşan 48 inçlik ingiliz anahtarlarını satmıştı. Aah çok güzel ingiliz anahtarlarıydılar. Ancak bir sorun vardı. Bu anahtarlara uyan sadece ve sadece bir vida vardı, o da Niagara Şelalesi’ndeki türbinlerde.
  • İstatistikçiler, ekonomistler ve araştırmacıların yaptıkları hesaba göre savaş Sam Amca’nıza 52 milyar $‘ a mal olmuştu. Bu toplamdan 39 milyar dolar savaş için harcanmıştı. Bu giderler 16 milyar dolar kâr ortaya çıkarmıştı. Böylece 21.000 yeni milyarder ve milyoner ortaya çıktı. Bu meblağda bir rantın yanına herkes yaklaşamaz. Sadece küçük bir azınlığa pay edilen düzgün bir toplamdır bu.
  • Fakat faturanın en büyük kısmını asker öder. Hayata karşı normal bir bakış acısına sahip olan gencecik erkekler tarlalardan, bürolardan, fabrikalardan ve okul sıralarından askerliğe alındılar. Onlar katletmeyi normal görmeleri için eğilip bükülüp tekrar şekillendirildiler. Omuz omuza sıraya dizdirilip, kitle psikolojisi ile tamamen değiştirildiler. Bir kaç seneliğine onları kullandık ve ölmek veya öldürülmenin dışında hiçbir şey düşünmemeleri için eğittik. Sonra onları birdenbire taburcu ettik ve normalleşmelerini, tekrar eski hallerine dönmeleri gerektiğini söyledik. Yalnız şimdi kendi başlarınaydılar, kendilerine destek olabilecek ne üstlerinin verdiği psikolojik yardım, nede yaygın milliyetçi propaganda vardı.
  • Napolyon bir keresinde söyle demişti: „Bütün erkekler şeref madalyalarını severler. Resmen onun açlığını çekerler“. Böylece Napolyon sistemi – madalya sistemi – geliştirildi, hükümet daha az masrafla asker toplayabiliyordu, çünkü genç erkekler dekorasyonu seviyorlardı. İç savaşa kadar madalya yoktu. Daha sonra şeref madalyası buluşu yapıldı ve bu askere alımları kolaylaştırdı. Birinci Dünya Savaşında genç erkeklerin orduya katımlını sağlamak için, gelmeyenleri kendilerinden utanmaya zorlayan propaganda yaptık. Allah’ı bile işin içine karıştıracak kadar iğrenç bir savaş propagandasıydı bu. Birkaç istisna hariç ruhani liderlerimiz bu kargaşa içinde öldürmeyi, öldürmeyi, öldürmeyi, Almanları öldürmeyi savunuyorlardı. Tanrı bizim tarafımızda… Almanları öldürmek O’nun isteği diyorlardı. Ve Almanya’da iyi dini adamları aynı Tanrı’ya hizmet etmiş olmak için müttefiklerin öldürülmeleri çağrısını yapıyorlardı. Bütün bunlar insanları savaş ve öldürme konusunda bilinçli kılmak için yapılan genel propagandanın bir kısmı üzerine inşa edilmişti. Ölmeye giden gençlerimize güzel ideallerin resimleri çizilmişti. Bu savaş «bütün savaşları sona erdirecek», «dünyayı demokrasi için daha güvenli hale getirecek» savaş olmalıydı. Hiç kimse onlara gidip, içinde yer alıp ölecekleri savaşın büyük savaş rantları getireceğini söylemedi. Hiç kimse onlara kendi kardeşlerinin burada üretilen kurşunlarla vurulabileceğini söylemedi. Hiç kimse onlara seyahate çıkacakları gemilere Amerikan patentiyle inşa edilen denizaltılarla saldırılabileceğini söylemedi. Onlara sadece harika bir macera olacağına dair bilgi verilmişti.
  • Evet, silahsızlanma ve orduları sınırlama üzerine konferanslarımız oldu ama bunun hiçbir anlamı yok. Biri daha yeni başarısız oldu, diğerinin de sonuçları iptal edildi. Bizler bu konferanslara profesyonel askerlerimizi, politikacılarımızı ve diplomatlarımızı gönderiyoruz. Peki, ne oluyor?
  • Profesyonel askerler silahsızlanmaya karşılar. Hiçbir amiral gemisiz, hiçbir generalde emir verme yetkisinden mahrum kalmak istemiyor, çünkü bu iki durumda da bu erkekler işsiz kalır. Silahsızlanmayı istemiyorlar, ordu gücünün sınırlandırılmasını isteyemezler. Ve bütün bu konferansların arka planlarında savaştan rant elde edenlerin çok güçlü ajanları pusuda beklerler.
  • SAVAŞIN CANI CEHENNEME.

Yazının tamamını http://beyt-nahreyn.com/?p=1047 linkinden okuyabilirsiniz.

Yazının linkleri ;

http://diyarbakiryenigun.com/katliamci-emperyalist-politikalar-halklarin-bolgesel-politikalari-i/

www.kurdistan-aktuel.org/savasin-cani-cehenneme-makale,985.html

http://www.dengeazad.com/en/NewsDetailN.aspx?id=67587&LinkID=118.

https://kayiplar.wordpress.com/2016/05/30/savasin-cani-cehenneme/

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


63 − 59 =