KARANLIKTAKİ BEYAZ – Mim Yavuz Binbay

portreGri renk siyaha beyaz renk karışımıyla elde edilen bir renktir. Yani zifiri karanlıktaki beyazdır. Ancak unutmamak gerekir ki gri beyaz değildir. Her yüzyılda oyun kurucular tarafından sahneye konan karanlık senaryoların uygulandığı bir dönemde bölgenin asal halklarının (Arap-Kürt-Ermeni-Süryani vd.)  dinamiklerinden oluşan güçlerden zifiri karanlığa beyaz katarak Gri Bir renk oluşturabilmek geleceğe ekilen umut tohumlarına yağmur yağdırmak kadar anlamlıdır.

İki binli yılların başından beri sahneye konan özellikle bölgemizle ilgili senaryo çerçevesinde her seferinde olduğu gibi işlenen etnik temizliğe varan insanlık suçları yüzyılımızı karanlığa boğmuştur.

Yaşanan sürece baktığımızda, Afganistan işgali ve iç savaşıyla başlayan bölgeleri istikrarsızlaştırma ve kaosa sürükleme süreci ismi malum çevrelerce konan ve iç potansiyele dayanmayan dış güdümlü Arap baharı olarak adlandırılan ( ben her fırsatta birçok çevrece kabul görmezse de bu provokasyonu Arap Kışı olarak adlandırmıştım) hareket başlatıldı. Dikkat edilirse bu adlandırma bir anda uluslararası tüm çevrelerce empoze edilerek dayatıldı. Söz konusu bölgelerdeki yıllardır süren diktatoryal rejimler sebebiyle bir anda popüler bir sempati kazandı ve birçok demokratik kurum ve kuruluşta objektif bir değerlendirme yapamadan koşulsuz destek verdi. Oysa bu hareketleri başlatan ve dinamik gücünü oluşturan iç demokratik güçler değil dışarıdan transfer edilen bir merkezce eğitilmiş radikal dinci gruplardı. İlk etapta bu radikal dinci grupların etrafına diktatoryal rejimlerin mağdur ettiği ama yeterince organize olamamış iç muhalif gruplar da serpiştirilerek kamufle edildi. Bu profesyonel grupların bir tek ve net görevi vardı o bölgeyi istikrarsızlaştırmak. Bu gruplarda bu görevlerini ne yazık ki birçok demokrasi cephesinin de desteğini alarak tereyağından kıl çekercesine yerine getirdi, getirmeye devam ediyor.

Uzun bir süredir dünya ekonomik, sosyal ve siyasal çok kırılgan bir süreçten geçmektedir. Hatta birçok kesim 3. Dünya savaşının başlamış olduğundan bahsetmeye başladılar.

Gerek bölgemizde 10 yıldır devam eden savaşlara gerek dünyanın birçok bölgesinde devam eden bölgesel savaş ve çatışmalara gerekse Rusya ve AB-ABD arasında devam eden Ukrayna çatışmalarını düşündüğümüzde bu analizlerin pek hâksiz olmadığı kanısına varmaktayız.

Aslında dünya siyaseti 3. Dünya savaşını (katliamlarını) başlatmak için tüm koşullar mevcut, sadece son “resmi” bir kıvılcım beklenmekte!

Bu koşulların Türkiye’ye yansımaları kuskusuz çok kaygı verici. 10 yıldır sürdürülen yanlış dış politikaların bölgesel savaşa yansıması ve sürdürülen bu yanlış dış politikaların bölgesel savaştaki konumlanmasında kurduğu ilişkiler sonucunda yer aldığı pozisyonu onu gerek bölgesel ilişkilerde gerekse uluslararası ilişkilerde çok sıkıntılı ve tehlikeli bir konuma sürüklemiş durumda. En küçük bir kıvılcım Türkiye’yi bölgede süren savaşın yıkımının bir argümanı haline dönüştürebilir.

Son Türkiye, ABD ve NATO görüşmelerinin sonuçlarından Türkiye’nin bu durumunu iyi kavrayamadığını ve duruma uygun dış politika refleksleri geliştiremediği net olarak gözlemlenmektedir.

İç politikada en sevindirici ve tek olumlu gelişme pamuk ipliğine bağlı PKK ile çatışmasızlık sürecinin net bir plan ve program olmazsa da devam ediyor olmasıdır.

Net bir plan ve program yok diyorum çünkü görüşmeleri sürdüren her iki tarafın en yetkili isimleri bile sürecin somut olarak neyi kapsadığı veya kapsayacağı konusunda bir bilgiye sahip olmadıklarını sürekli olarak deklere etmektedirler.

Dolayısıyla politikacılar veya analizciler olarak adlandırdığımız kesimler bu konuda hep TAHMİNLERE ve NİYETLERE dayalı açıklamalar yapmaktadırlar. Bu sebeple hiçbirinin açıklamalarında ve analizlerinde netlik gözlemlemek mümkün olmamaktadır.

Çözüm süreci neyi çözecektir bilen var mı? Bu soruya net bir cevap verebilecek bir kimsenin olabileceğini sanmıyorum.

Sahi çözüm süreci neyi çözmeyi hedefliyor? Kuşkusuz Kürt halkının sorunlarında bir iyileştirmeye gidebilmesi bile önemli ve büyük bir kazanımdır. Ancak Türkiye’deki tüm etnik ve dinsel sorunları yok sayıp üstünü örtercesine sadece Kürt sorunuyla sınırlamak ne Kürt halkı nede Türkiye’nin etnik-kültürel-dinsel sorunlarına çözüm getirmeyecektir. En önemlisi çözüm süreciyle Türkiye’deki etnik-kültürel ve dinsel sorunlara bir çözüm hedefleniyor mu? Yoksa sadece “tamam benle sen ittifak yapalım diğerlerine karşı güç kazanalım yaklaşımımdır?”

Deyim yerindeyse önceleri Türkiye’nin (Türklerin) Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Süryani, Ermeni, Hristiyan, Alevi vb. sorunları vardı. Çözüm süreci tüm bu sorunları çözmeyi hedefleyen bir süreç olmalıdır. Yoksa Türkiye’de deyim yerindeyse Türklerin ve Kürtlerin ittifakıyla oluşacak bir iktidarın önümüzdeki yüzyıl boyunca Arap, Çerkez, Laz, Süryani, Ermeni, Hristiyan, Alevi vb. sorunları olmaya devam edecek. Yani bu topraklarda her zaman olduğu gibi hiçbir sorunu çözmeden sorunları yüzyıl ertelemek olacaktır.

Bu zifiri karanlık dönemde bölgenin asal halklarının dinamiklerinin birliğiyle geleceğe düşmanlık taşıyan değil, demokratik ittifak ve birlikleri taşıyacak bir köprü kurmak dileğiyle.

Mim Yavuz Binbay

Yazının linkleri;

http://www.mardiniletisimgazetesi.com.tr/yazi/42/karanliktaki-beyaz

http://www.siirtnews.com/haber-5923-karanliktaki_beyaz.html

http://www.kurdistanaktuel.com/karanliktaki-beyaz-makale,398.html

http://www.diyarbakiryenigun.com/karanliktaki-beyaz.html

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


13 − = 6