Arab ve Aramileri Yok sayan politikaları desteklemeyeceğiz. – Mim Yavuz Binbay

portreHer seçim döneminde doğal olarak her siyasal parti ve gruplar vaatlerini ve taleplerini belirler ve açıklarlar. Buna bağlı olarak, partileşme gücüne ulaşmış olanlar toplumsal yapıdaki grupların yansıttığı talepler doğrultusunda vaatlerde bulunur çeşitli ittifaklar kurar ve destek isterler.

Ne yazık ki bu güne kadar Arab-Arami ve Süryaniler bu siyasi kulvarda kendi etnik-kültürel ve siyasal taleplerini yansıtabilecek, politikalar üretebilecek bir örgütlülük ve kararlılık sürecine ulaşamamıştır. Bu sebeple taleplerini yansıtamamış dolayısıyla ne siyasi partilerin ne de grupların programlarına yansıyamamıştır. Kendisine en az zarar vereceğini düşündüğü ehveni şer olarak gördüğü siyasi hareketlerin Pasif bir destekçi si olmuştur. Bu sebeple siyasi partiler tarafından ka’âle alınmamış yok sayılmış ve inkâr edilmiştir. Dolayısıyla taleplerini yansıtamamış ve ittifaklar cephesinde yerini alamamış red ve inkâr politikalarının yedeğine düşmüştür. Kulaktan kulağa söylenen dedikoduların oyuncağı haline getirilmiştir.

Bu politikasızlık sebebiyle, Türkiye’nin, Türkler ve Kürtlerden sonra üçüncü azınlığı olmasına (Türkiye nüfusunun %10’nu), Türkiye Cumhuriyetinin dört kurucu unsurundan biri (Türk, Kürt, Arab ve Çerkez) olmasına rağmen halen red ve inkâr edilerek yok sayılmaktadır. Türkiye’deki hiçbir siyasi partinin programında ve ittifaklarında yer alamamaktadır.

Arab ve Arami Birliği olarak, Önümüzde seçimde bugüne kadar uygulanan halklarımızı ve kültürel varlığımızı görmemezlikten gelen, bizlerle ilkeler çerçevesinde ittifak yapmayan senaryoların tarafı olmayacağız. Ne yazık ki hali hazırda tüm siyasi partilerin tavırlarında eski senaryonun tekrarını gözlemliyoruz. Unutulmamalı ki bizler bin yıllardır bu coğrafyadayız ve bin yıllar boyunca da kültürümüzün temelini teşkil eden Barış ve Kardeşlik anlayışıyla var olmağa devam edeceğiz. Tüm siyasi aktörlere, bizler bu coğrafyanın demografik, kültürel, siyasal bir aktörü olduğumuzu ve her geçen gün daha etkili bir aktörü olmaya devam edeceğimizi hatırlatmak istiyoruz.

Şimdiye kadar gözlemlediğimiz iki anlayış ön plana çıkmaktadır. Birincisi nasıl olsa bu halkın sol-demokrat kesiminin oylarını alırım, ikincisi ise muhafazakâr oyları alırım rahatlığıyla yaklaşım göstermektedir. Her iki kesimde, bu anlayışı halkımıza bir zorunluluk olarak dayatmaktadırlar. Bunu bir zorunluluk olarak görmelerinden dolayı bu konuda hep rahat davrandılar halende CHP’nin Alevi kardeşlerimizin 80 yıl boyunca oylarını zorunlu ve çantada keklik görmesi misali rahat davranmaktadırlar. Bu tür politikaların olumsuz sonuçları ortada. Bizler bu sonuçlardan dersler çıkararak bu yanlış anlayışlara destek vermeyeceğiz, dilerim ki siyasi aktörlerde dersler çıkararak, taleplerimize programsal ve ilkesel yaklaşım gösterirler. Böylesi ilkeli bir yaklaşım var olan sorunları ötelemeyecek, çözüm dinamiği ve iradesi oluşturacaktır.

Arab-Arami Birliği olarak tüm siyasi aktörlere, demokratik-Kültürel haklarımıza yönelik programlarını açıklamalarını ve bu programlarını somut olarak toplumsal yaşama temsiliyeti yansıtacak ilkeler çerçevesinde ittifak çağrısı yapıyoruz.  Bu konudaki düşüncelerimizi açıklamaya devam edeceğiz. Bu çerçevede her düzeyde ittifaka hazır olduğumuzu deklere ediyoruz. Adı konmamış, suçlayıcı, dıştalaycı, hakaret içeren boş söylemleri ka’âle almayacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Arab-Arami Sami halk toplulukları halklarına, demokratik kültürel ve siyasal haklarımızı, adını koyarak programlarına almayan ve somut olarak temsiliyete yansıtmayan partilere oy vermemeleri çağrısında bulunuyoruz. Eğer bir partiye veya politik bir gruba üye veya destekçisiyseniz onlara bu taleplerinizi iletiniz ve programlarina almalari için 4aba gösteriniz. Kimseye diyet borcumuz yok ve kimsenin sürüsü olmamalıyız.

 

  • Arab-Arami birliği olarak kimseden bir lütuf beklentisi içinde değiliz. Hakkaniyet ve ilkesel bir temsiliyetin olmasi gerektiğine inanıyoruz.
  • İttifakı, ittifak yapacağımız yol arkadaşlarımızın gücünden yararlanmak, sırtına kambur olarak değil, ittifakın yükleyeceği sorumlulukların bilincinde katkıda bulunarak önümüzdeki sürecin belirlenmesinde yol arkadaşlığı olarak değerleniyoruz.
  • Etnik ve kültürel varlığımızı kerhen söylenen, karşılığı olmayan söylemlere değil, etnik ve kültürel Varlığımızın kabulünü temsile yansıtan politikalara destek vereceğiz.
  • Politikalarını Varlığımızın inkârı üzerine dayandıran, yok sayan programlar üzerine kurmuş olan partilerden birini seçmek zorunda değiliz.
  • Etnik-Kültürel ve siyasal taleplerimize programlarında yer vermeyen ve somut karşılığı olmayan, temsile yansıtmayan partileri desteklemeyeceğiz.

Bu seçimlerin, tekçi, dıştalaycı, red ve inkârcı politikaların terkedildiği,  demokratik anlayışta çoğulculuğun esas alındığı bir milad olması dileğiyle.

Arab – Arami Birliği kuruluş deklarasyonunda “Türkiye, gelinen süreçte bir değişim ve dönüşüm dönemine girmiş bulunuyor. Bu dönemde 1923’lerde yapılan hataların ve red ve inkâr politikalarının farklı bir versiyonuna maruz kalmak” istemediğini belirtmişti. Bunun iyi okunup kurulacak ilişkilerin bu temel üzerinden yürütülmesi sonuç alıcı olacaktır. http://www.siirtnews.com/haber-3932-arab_arami_asurisuryani_keldani_ve_mihallimi_kurumlarindan_ortak_aciklama.html

Yazıma bu konuyla ilgili iki örnek vererek başlamak istiyorum. Birincisi, 13 Temmuz 2012 tarihinde Sayın Mehmet Pişkin’le Kürt Sorunu üzerine yapmış olduğum röportajın ilk sorusuna “Sizce Kürt sorununun asıl nedeni nedir, nasıl ortaya çıkmıştır?” verdiğim cevap “Kürt sorunu bir varlığın yok sayılması sonucu ortaya çıkmıştır. Kürtleri bir sorun olarak görme anlayışı, varlığı görmeyip, olumsuzlukların sonucunu dillendirmekten kaynaklanan bir sorundur. Bu bölgenin varoluşundan beri Kürtler vardır. Bu varlık ne zaman yok sayıldıysa soruna dönüştü. Osmanlı, Kürdü ne zaman yok saymamışsa, Kürtler, Osmanlı için sorun olmamıştır. Ancak hangi dönemde yok sayıldıysalar kendi varlıklarını ispat etmeye çalışmışlardır. Özetle Kürtlerin varlığı yok sayılmasıydı, bu bir soruna dönüşmüş olmayacaktı.” Diye cevap vermiştim. İkinci örnek ise yıllar önce Tehdit Altındaki Halklar örgütü başkanıyla bir konferansta konuşmacıydık. Sohbet sırasında “anlayamıyorum Kürtlerde Müslüman Türklerde ve yüzyıllarca birlikte yaşamışlar Kürtler neden Türklerle savaşıyor bana kısaca anlatabilir misiniz” diye sormuştu. Bende “Türkler Kürtleri yok sayıyor”  diye konuşmama başlayınca, hemen sözümü keserek büyük bir ciddiyetle “ bu kadar yeterli, mücadelelerinin haklılığını anladım” diye cevap vermişti.

Evet, bir halkın, onu yok sayanlara, onu yok sayan politikalara karşı mücadelesi meşruiyetini içinde barındırır. Bu kural uluslararası benimsenmiş bir kuraldır. Bu sorunun en köklü ve tek çözüm yolu da diyaloglar ve diyalogların yol göstericiliğinde belirlenecek, inkârı bitirecek temsiliyeti yansıtmayı esas alacak ilkeler çerçevesinde ittifaklardan geçer. Bu sebeple Arab-Arami Birliği sorunları çözmeyen aksine derinleştiren ve yapıcı olmayan rekabeti, çatışmayı değil, çözümleyici olan diyalogu ve ilkeli ittifakları esas almalıdır.

Aslında yakın dönemi baz alırsak yaklaşık bir yüzyıldır yaşanan sorunlar, sonuçları ve çözümleri çok açık ve nettir. Önemli olan diyalog ve ittifaklarda izlenecek yol ve yöntemlerin ilkeli ve samimi olmasıdır. Örneğin sıkça kullanılan “ortak vatan” tabirinin ilkeli ve samimi bir biçimde içinin doldurulması “ortak vatan varsa ortak temsil olmalıdır.” İlkesinin baz alınmasıdır. Farklı yaklaşım tarzları sadece var olan statükoyu devam ettirme niyetini yansıtacaktır. Ortaklık temsiliyetle ifadesini bulur. Ortağın temsil edilmediği ortaklık olur mu? Halklarımıza yüzyıldır büyük acılar yaşatan, çözümsüzlüğü dayatan anlayışın en büyük handikabı da bu yaklaşım tarzı olmuştur.

T.C devletinin kuruluşundan beri, gerek kurucu unsur olması sebebiyle ve en önemlisi %10’luk varlığı sebebiyle  Arab – Arami kökenli siyasetçiler tüm partilerin değişik yönetim ve seçilmişlik (milletvekili-belediye başkanlığı vd) kademelerinde yer aldı. Ama bu yer alış biçimi tamamen statükonun izin verdiği ve tekçi anlayış üzerine kurulan statükonun devamlılığının sağlanması çerçevesinde olmuştur. Ayrıca bugünkü mecliste 40’a yakın milletvekili ve 3 bakan arab-Arami kökenlidir. Peki, bu soydaşlarımıza ne adına politika yaptıklarını kimi temsil ettiklerini sormamız gerekmiyor mu? En küçük etnik azınlık haklarından bahsettirebiliyorken ( ki bu bence takdire şayan ve sevindiricidir) siz mensubu olduğunuz Sami halk topluluklarına birkaç ihaleden size ve çevrenizdekilere de rant sağlayan YSE’de birkaç kadro sağlama dışında ne hizmetler yaptınız? Halkınızı, kültürünü, haklarını hangi hizmetlerinizle savundunuz, temsil ettiniz? Hayır, biz kolaya kaçarak reddi miras yapmayacağız. Tam tersine bir ihaleye, YSE kadrolarına halkımızın nasıl peşkeş çekildiğini, halkımızın hakları üzerinde yıllarca nasıl politik entrikaların çevrildiğini hatırlayarak ama intikamcı bir yaklaşımla değil bu geçmişten dersler çıkararak, bir daha bu tür ucuz tuzaklara düşmeden politikalarımızı geliştirmeliyiz. Politik aktörler artık anlamalıdır ki bu ucuz politikalara halklarımız destek vermeyecek bazılarının deyimiyle “ortalık malı veya politik güç kazanmış grupların “politik metresi”  olmayacaktır. Halklarımızın desteğini almak isteyen siyasi aktörler halklarımızla ilgili düşüncelerini programlarına yansıtarak temsile dayalı ilkeli ittifaklar aramalıdır.

Ben güçlüyüm, zaten kendime göre oluşumlarda oluşturmuşum her kesimi temsil ediyorum her kesim gelip bana tabi olsun anlayışı, tekçi ve dayatmacı bir yaklaşımın ifadesi olacaktır. Böylesi bir yaklaşım tarzı bizce diyalogun ve ilkeli ittifakların yolunu kapatmak anlamını taşıyacaktır. Çünkü her halk kendi özgün yapılanmasıyla temsil edilir. Bu tür anlayış sahiplerine şunu hatırlatmakta fayda vardır. Bu gücü elde etmenizde tüm toplumsal dinamiklerin katkıları vardır. Bu coğrafyada siyasal güç haline gelebilmiş tüm yapılanmalarda istisnasız Türkün, Kürdün, Arab’ın, Çerkez’in, Ermeni’nin, … 26 etnisitenin şu veya bu şekilde katkısı vardır!  Olacaktır, olmalıdır. Ortaklığın temellerini kuracak diyalog ve ittifaklar bu yaklaşımlarla sürdürülmelidir. Ancak o zaman bizim dışımızdakilerin var olduğunu ve bizim sahip olmayı istediğimiz haklarımız kadar bizim dışımızdakilerin de haklarıyla var olmaları gerektiği algısını oluşturabiliriz.

Bu elzemdir çünkü tarafların birbirine kendilerini anlatma ve birbirlerini (sorunlarını ve taleplerini) tanıma evresine ihtiyaç vardır. Gözlemlediğimiz bazı olaylar bunun kavranmadığını gösteriyor. Şöyle ki, bazı toplantılarda sözde Arablara jest olsun diye Arab alfabesiyle bir satır yazılır. Büyük bir lütufmuş gibi asılan afişin Arablara karşı sorumluluklarını ve saygı gösterisinde bulunulduğu varsayılır. İşte soruna vakıf olamama noktası da buradan başlıyor. Çünkü eğer soruna vakıf olunsa Türkiye’de yaşayan Arablarında kendileri (Türkler, Kürtler vd.) gibi 1928’den beri Latin alfabesini kullandıklarının kavranmış olması gerekirdi. Dolayısıyla böylesi basit bir hataya düşülmemiş olurdu. Bu durum tıpkı Avrupa’da veya Amerika’da bazı insanların Türkiye’de hala herkesin fes taktığını sanmasına benziyor. Eski bir politikacı olan sevgili Sedat Yurtdaş’ın Arab alfabesini Kur’an alfabesi sanması, Hüseyin Kaytan’ın Süryanileri Kürt sanması, azımsanmayacak bir kesimin Kürt Yahudi olduğunu sanması gibi !

Demokratikleşme paketlerinde büyük bir lütufmuş gibi sunulan TRT Arabça yayınlarında kullanılan Arab lehçesi Türkiye’de yaşayan Arabların hiçbir zaman diliminde kullanmadığı bir lehçedir. Bu yayınlar burada yaşayan Arablara hitap etmemektedir. Bu yayınlar olsa olsa Türkiye dışındaki Arab devletlerinde yaşayan Arablara Türkiye devletinin bir yayını olarak addedilebilir. Oysa bu yayınlar Siirt, Mardin, Urfa’da konuşulan lehçelerden biriyle yapılırsa veya yayın süresi bu lehçeler arasında bölünerek yapılırsa bir anlam kazanabilir. Çünkü bu lehçeler birbirine yakın birbirini anlayan lehçelerdir. Sanırım bu örnekler tarafların birbirini ne kadar tanıyıp tanımadığını ve oluşturulacak bir diyalog ortamında birbirlerini tanıma gerekliliğinin ne kadar elzem olduğunu ortaya koyuyor.

Toplumsal mühendislik çalışmalarıyla uzun süredir toplumun algısında Sami halk topluluklarının, kendilerini Türk olarak kabul ettiği veya sanki birkaç on yıl veya bir yüzyıl önce göçmen olarak bu coğrafyaya gelen bir topluluk olarak empoze edildi ve edilmeye devam edilmektedir. Hatta Beyt-Nahreyn (Mezopotamya)’nin sanki bir tek halktan müteşekkil olduğu algısı oluşturuldu. Oysa beyt-Nahreyn (Mezopotamya) kültürü Sami halk toplulukları (Arab-Arami-Asuri-Süryani-İbrani) kültürüdür. Bu husus, öyle bu işin ehli olmayanlarca yazılmış kitaplarda değil, tüm uluslararası tarih bilimcileri tarafından tüm tarihsel belgelerde tartışmasız bir bilgi olarak aktarılır. Bu tarihsel yansıma Mimarisiyle, yazıtlarıyla, kültürüyle Beyt-nahreyn’in bütün şehirlerinin kuruluşuna da yansımıştır. Sümerlerden sonra kurulan tarihin ilk devleti olan AKAD devleti, Sami halklarıyla Sümerlerin kaynaşmasıyla ortaya çıkmıştır. AKAD devletinin kurucusu I.Sargon Sami kökenlidir. Yani Sami Halk toplulukları tarihin başlangıcından beri bu coğrafyanın halklarıdırlar ve olmaya devam edecekler. Halkların ve siyasal temsilcilerinin birbirlerini tanıyabilecek diyalog ortamının oluşabilmesi için bu tür toplumsal mühendislik içeren çalışmalara son verilmelidir. Çünkü bu tür çalışmalar tabanda onarılması mümkün olmayan tahribatlara ve önüne geçilemeyen ruhsal kopuşmalara yol açmaktadır. Ruhsal kopuşmanın olduğu ortamlarda diyalogların veya ittifakların yürütülmesi mümkün değildir.

Tüm bunların temelinin atılabilmesi için yazımın birinci bölümünde yazdığım gibi kurulacak diyalogların ilkeli temsiliyet esasına göre yürütülmesi esas alınmalıdır. Böylesi bir diyalogun başlatılabilmesi ancak partileşme gücüne sahip ve siyasette bir ağırlığı olan siyasi aktörlerin diyalog ve ittifak için ilk adımı atma mütevazılığını gösterebilmesine bağlıdır. Önümüzdeki süreçte, siyasi aktörlerin bu mütevazılık olgunluğunu göstermeleri dileğiyle.

Süreci izleyip dikkatle değerlendirerek, gelişmeler çerçevesinde görüşlerimizi bildirmeye devam edeceğiz.

Mim Yavuz Binbay

Arab – Arami  Birliği

araskem@gmail.com

 

http://www.siirtnews.com/haber-4561-arab_ve_aramileri_yok_sayan_politikalari_desteklemeyecegiz._.html

Yorum : M. Ali Aslan ;

Sayın Yavuz beyi bu güzel,haklı ve önemli yazısından dolayı kutluyorum.Biz Mıhallemi derneği olarak bu hakikatlerin ve tespitlerin yanındayız

http://www.diyarbakiryenigun.com/arab-ve-aramileri-yok-sayan-politikalari-desteklemeyecegiz-1.html

http://www.haberler.com/arap-arami-ve-suryaniler-kimsenin-surusu-5172582-haberi/

http://ozdiyarbakirgazetesi.com/index.php/home/news/2573

http://www.hurhaber.com/haber/arab-arami-suryani-birligi-nden-secim-aciklamasi/602770

http://www.haberler.com/arap-arami-ve-suryaniler-kimsenin-surusu-5172582-haberi/

http://www.kurdistana-bakur.com/modules.php?name=News&file=article&sid=7317&mode=&order=0&thold=0

http://www.siirtnews.com/haber-4588-arab_ve_aramileri_yok_sayan_politikalari_desteklemeyecegiz._2.html

http://www.diyarbakiryenigun.com/arab-ve-aramileri-yok-sayan-politikalari-desteklemeyecegiz-2.html

http://www.gelawej.net/index.php?option=com_content&view=article&id=12721:arab-ve-aramileri-yok-sayan-politikalar-desteklemeyeceiz-2&catid=135:politika

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


+ 37 = 45