Demokratikleşme Paketinde Arab ve Aramiler Yok – Mim Yavuz Binbay

portreHükümet kendi programına göre bir demokratikleşme programı yayınladı. Yeterli veya yetersiz olması bir yana açıklanan yasalarda yapılan değil yapılacağı öngörülen değişikliklerin hükümet programındaki hususlardır. Bunları beğeniriz veya beğenmeyiz. Bu da bizim toplumsal yapıdaki konumumuzun yansımasıdır. Hükümetin içinde yer alan bir unsur olmadığımıza göre bu programın bizim programımızla bire bir benzeşmesi de imkânsız oranda siyasetin doğasına aykırıdır. Hükümetin dışında kalan yapılanmalarında bu programı yeterli bulması veya bire bir desteklemesi de o oranda aykırı bir durum teşkil eder.

Kuskusuz toplumun her dinamiği kendi perspektifinden bakarak bir değerlendirmelerde bulunacak ve hedeflerini ortaya koyarak, toplumsal yapıdaki yerini belirleyecektir. Bundan daha doğal bir tutum olamaz. Bunun yol ve yöntemleri ve yaklaşım tarzı o yapının siyasal olgunluğu ve demokrasi anlayışını ortaya koyar. Demokrasi geleneğinin temel ilkelerinden biride farklılıkların yansıtılabilmesi ve olumlu gelişmelerin farklı perspektiflerle katkıda bulunarak toplumsal yapıdaki demokratikleşmenin dinamiklerine katkıda bulunmaktır. En önemlisi de olumlu bulduklarımızın toplumsal yaşamda uygulanabilmesini sağlamaktır.

Bu temel olgulardan hareketle, peşinen minimum olumlu bir gelişmeyi dahi içinde barındıran bir gelişmeye tümden karşı olmak anlayışı sadece tepkiselliği ifade eder. Bu tutumda o yapıyı gelişmenin önünde engel durumuna düşme gibi bir duruma düşürür. Bu durumda kamplaşmayla birlikte eksikliklerin kamplaşmanın getirdiği çatışma ortamında farklı perspektiflerden tartışılamamasını doğurur. Eksikliklerin görülüp tartışılabilmesi için tribünlere oynayıp hamaset nutuklarının atıldığı bir ortam değil, akli-selim bir ortamda tartışılmasının daha verimli olacağı inancındayım. Tersi durum, vermedin, kandırıldık ve benzeri söylemler padişahtan ulafe beklemeye benzer.

Kendi cephemizden bu perspektifle baktığımızda; Arab-Arami Birliği olarak Süryani kardeşlerimizin bir yüzyıldır gasp edilen mallarının bir kısmının iadesi hususunu(Mor Gabriel Manastırı’nın arazisi), klavye özgürlüğü gibi akla izan bir yasağın kalkması, 90 yılı aşkındır Türk etnisitesi dışındaki tüm etnisiteleri rahatsız eden İlkokullardaki öğrenci andı uygulamasının kaldırılmasını, 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunundaki değişiklikleri, eksik olsa da farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünün açılmasını, Köy isimlerinin değiştirilmesindeki yasal engelin kaldırılmasını, Kişisel verilerin korunması hakkında  yasal güvence getirilmesini, Roman kardeşlerimizle ilgili hususları olumlu buluyoruz.

Ancak hala Arab ve Aramilerin Beyt-Nahreyn’de (Mezopotamya) yaşayan Sami halk topluluklarının kültürel hakları bir yana varlıklarının dahi kabul edilmesini çağrıştıracak bir hususun yer almamasını ciddi bir eksiklik olarak görüyoruz. Defalarca belirtmemize rağmen hala bizleri konuştuğumuz lehçelerden farklı olan Suud veya Mısır lehçeleriyle bir tutmaları bizleri ikinci bir asimilasyona zorlamadan başka bir anlam ifade etmemektedir. Roman kardeşlerimiz için yer alan gelişmeyi tüm yüreğimizle destekliyoruz ama Türkiye’nin üçüncü büyük azınlığı olan Arab-Arami-Süryani  Sami Halk Toplulukları görmezden gelinerek yok sayılıyor. Kaldı ki konuştuğumuz Lehçeler, Arabça ve Aramicenin günümüzde konuşulan en eski ve bu Lehçeleri konuşan son topluluklarız.

Bu programın temel eksikliği Arab-Arami Sami halk topluluklarını görmeyip tamamen yok saymasıdır. Bu eksikliğin giderilmesi hususunda tüm siyasi aktörlerin desteğini bekliyoruz. Bu konuda duyarlılık gösterip destek verecek kurum ve kuruluşlara her düzeyde katkı sunmaya hazır olduğumuzu ifade etmek isterim.

Programda yer alan « Köy isimlerinin değiştirilmesindeki yasal engelin kaldırılması” hususu BDP belediyeleri için bir demokrasi sınavı olacak bir nitelik taşıyor. Çünkü benimde destek verdiğim “Halkların Kardeşliği” politikaları için bir sınav olacaktır. 90 yıllık Red-inkar ve asimilasyoncu yerleşim yerlerinin isminin değiştirilmesi politikasına karşı yıllardır en büyük mücadeleyi verdiler. Bu asimilasyoncu politikanın yanlışlığını çok iyi kavramış olmaları gerekir. Şimdi yetki onlarda, onlarda 1923’teki yönetimin yaptığı gibi sadece kendi çoğunluklarını ve siyasal güçlerini baz alarak bir uygulamaya mı gidecekler yoksa diğer azınlıkların hassasiyetlerini ve isimleri Şovence değiştirilen yerleşim yerlerinin isimlerini tarihsel gerçeklikleri göz önüne alan bir uygulamaya mı gidecekler? Bunu zaman gösterecek, ama unutulmaması gereken önemli bir olgu bu isimler insanlık suçu olan bir katliamdan sonra bu suçun izlerini silmek amacıyla yapılmıştı. Çoğunu yakından tanıdığım BDP’li arkadaşlarıma naçizane olarak hatırlatmak istiyorum, bu hususu göz önünde bulundurmamak aynı hatanın tekrarı ve onaylaması olacaktır. Siirt-Tillo (Se’ert, is’îrd, Tigranagerd), Mardin (Erdobe, Tidu, Merdo, ), Midyat-Estel ( Mizyez), Ömerli ( Mâ’aserté), Nusaybin (Nasibey, Nsibîn), Idil (Beyt-Zebday), Silopi, Batman ( İloh, Husn’el keyf), Urfa (El-Ruha, Urhai-Orhoy ), Antep ( Ayintap-Kala-ı Füsus), Hatay (Antakya), Diyarbakır (Omid, Amid, Emid, Diyar el bekr, Tigragerd), Elazığ ( El-eziz, Xarpot, Harput), Van (Tuşba). Kızıltepe (Dunaysır), Beyt ül Şebab isimlerini yeniden görmek dileğiyle.

Mim Yavuz Binbay

Arab-Arami Birligi

Araskem@gmail.com

 

http://www.siirtnews.com/haber-4697-demokratiklesme_paketinde__arab_ve_aramiler_yok.html

http://www.kurdistana-bakur.com/modules.php?name=News&file=article&sid=7309

http://www.habersuzgeci.com/haber/demokratiklesme-paketinde-arab-ve-aramiler-yok-971.html

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


93 − = 90