Türkiye’de Arap Kimliği – Mim Yavuz Binbay

portreTürkiye’deki Arap halkı ile ilgili deyim yerindeyse sadece itham babında ancak derinliği olmayan yüzeysel birçok atıfta bulunuluyor. Bu atıfların birçoğu nefret suçu kapsamında değerlendirilebilecek atıflar olmasına rağmen, ancak bugüne kadar Arap halkının dinamiklerinden bu atıflara karşılık kendini ifade eden yazılara nadiren rastlamaktayız.

Bu tür belgelerin en göze çarpanlarından bazıları; meşhur İnönü raporu. Osmanlının 400 yıl Arap topraklarında ne işi olduğu sorgulanmadan Arapların 1. Dünya savaşında Osmanlıya ihanet ettiği. Siyasi çevrelerce kendi siyasetlerini desteklemeyen Araplara çeşitli hakaret edici tanımlamalar. Bazı anti-semitist tutumlar, sanki kendi toplumlarında hiçbir diktatöryal anlayışlar yokmuş gibi Türkiye’de yaşayan Arap halkını Arap coğrafyasındaki diktatörlerin bir uzantısı gibi değerlendiren ve en tehlikelisi ise yok sayan yaklaşımlar göze çarpmaktadır.

Türkiye’nin yetmiş küsur milyon nüfusunun üçüncü etnik azınlığı olan ve bu coğrafyaya yayılmış ve bu coğrafyanın temel unsurlarından biri olan bu halk neden bu saldırılara maruz kalıyor? Neden sindirilmeye çalışılıyor? Bu coğrafyada demokratik bir yaşam kurmayı hedefleyen, Demokratik toplumsal bir barışı ilke edinen siyasi dinamikler bu sorulara cevap aramalıdır.

Türkiye’deki Araplar bugüne kadar siyasal örgütlülüğünü oluşturamadığından dolayı kendini temsil edebilme, sorunlarını ifade edebilmekte yetersiz kalmıştır. Bunun temel sebeplerinden biri Arap halkının siyasal dinamiklerinin, aydınlarının soruna mecrasında sahip çıkmaktan çok başka benzer mecralarda dinamiklerini aktarmalarıdır. Bunun en belirgin özelliği de tüm hak mücadele alanlarında Arap aktivistleri görmemize rağmen bunu spesifik olarak kendi etnik-kültürel haklarının savunmasına aktarmadan bu alanlarda verdikleri çabayı yeterli görmeleridir. Bu durum onları bu alanlarda etkin olan yapının içinde eritmekte ve kendi etnik-kültürel hakları için mücadele edip talepte bulunmadıkları algısını yansıtmaktadır.

Toplumsal dinamikteki bu dağınıklık halkta bir belirsizliğe yol açarken kararlı bir iradenin ortaya çıkmasını engellemektedir. Halklarda aydınların ve aktivistlerin duruşları halkların kararlılığını yansıtmasının direnç noktalarını oluşturur.  Bu konuda aydınların ve aktivistlerin önemli sorumlulukları olmalıdır. Onlar halklarının toplumsal bellekleridir.

Türkiye’deki Arap halkının durumuna baktığımızda ağır asimilasyon ve şoven baskılar sonucunda ciddi bir dağınıklık gözlemlemekteyiz. Öyle ki bu dağınıklık yok sayılmaya varan vahim bir durumu yansıtacak boyutlara varmaktadır.  En vahimi ise bu halka mensup bireylerin dayanacakları direnç noktalarının oluşmaması sebebiyle kendilerini başka etnik yapılara dayandırma çabalarıdır. Bu durumda halkta benliğini yitiren ciddi travmatik savrulmalara yol açtığını günlük yaşamda çok açık gözlemleyebiliriz.

Bu durumu kolaycılığa kaçarak bu travmatik savrulmalara maruz kalan bireyleri suçlayan söylemlerle geçiştirmek yerine sorunlara çözüm üretmek bu halkın aydınlarının ve aktivistlerinin sorumluluğundadır.

Bu travmatik savrulmalara maruz kalmış bu coğrafyanın kadim kültürünün mensuplarına birkaç soru sorarak bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sizler bu coğrafyada tarihin ilk imparatorluğu olan AKAD imparatorluğundan beri 5’000 yıllık (m.ö 2’850) bir kültüre mensupsunuz, neden kültürünüze aidiyetinizi güçlendirmek yerine ondan kopmaya çalışıyorsunuz? Farklı kültürleri tanımak benimsemek bir zenginliktir ama bunları tanıyıp benimserken varlığınızı kaybetmeniz tehlikelidir. Bir Arap olarak Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Türkmen, Çerkez, Roman, Fransız… Kültürlerini tanıyıp benimsemekten onur duyuyorum ama tüm bunları tanıyıp benimsememe katkıda bulunan kadim Arap kültürünü zenginleştirerek varlık nedenimi güçlendiriyorum.

Bir Türk Türklüğüyle, bir Kürt kürtlüğüyle, bir Ermeni Ermeniliğiyle… Kendini ifade etmekten ne kadar huzur duyuyorsa bir Arap’ta kendini Araplığıyla ifade etmekten huzur duymalıdır.

Türkiye’de yaşayan ve kendini başka etnisite üzerinden yansıtmaya çalışan Araplara özellikle gençlere bir çağrıda bulunmak istiyorum. Anne ve babalarınızdan dedelerinizin ninelerinizin etnik kimliklerini sorun araştırın. Ulaştığınız etnik-kültürel kimliğinizle varlığınızı yansıtın. Siirtli Arapların dediği gibi “ Le ébukén u le imkén mékenu Osmanliyé kénu Arab”

Beyt-Nahreyn kültürünün temellerinden olan 5’000 yıllık kültürünüze ırkçılığa ve şovenizme kaçmadan iftiharla sahip çıkınız. Onu bu coğrafyada yaşayan diğer halklarla (Kürt, Ermeni, Süryani, Türkmen…) Halkların kardeşliği ve eşitliğinin temel taşlarından biri olarak yansıtınız. Coğrafyamızda halkların kardeşliği ve eşitliğinin yansıdığı yaşanası günler dileğiyle.

Mim Yavuz Binbay

Haber Linki;

http://www.gelawej.net/index.php/yazarlar/157-konuk-yazar/218-t%C3%BCrkiye%E2%80%99de-arap-kimli%C4%9Fi

http://www.diyarbakiryenigun.com/turkiyede-arap-kimligi.html

http://www.siirtnews.com/yazar-163-turkiye%E2%80%99de_arap_kimligi_.html

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


2 + 6 =