BEYT-NAHREYN ARAP TARİHİ II. Bölüm – Derleyen : Mim Yavuz Binbay

portre

ARAMi GÖÇLERi ARAMİLERİN ORTAYA ÇIKIŞI

1 Aramilerle İlgili Köken Tartışmaları

Eski çağın en önemli medeniyet merkezleri olan Mezopotamya, Mısır ve Anadolu; tarihin ilk dönemlerinden itibaren birçok kavmin göç ettiği ve üzerinde hâkimiyet kurmak için çetin mücadeleler verdiği yerlerdir. Söz konusu coğrafyalara yönelen bu göç hareketleri, bazı dönemlerde kalabalık kavimlerin istilası şeklinde olurken bazen de bir kavmin yıllar boyu süren sızması seklinde meydana gelmiştir.

Aramilerin Anadolu’ya geliş süreci, Bronz Çağının sonunda tüm Yakındoğu’yu etkileyen göç dalgalarıyla aynı döneme rastlar. M.Ö On ikinci yüzyıl başları, tarihte tüm Yakındoğu ve çevresinde büyük karışıklıkların ve değişimlerin yaşandığı ‘Karanlık Çağ’ olarak adlandırılan bir dönemdir. Hakkında çok az bilgi sahibi olunan bu dönemde, Anadolu’da Hitit İmparatorluğu yıkılır;

Mezopotamya’nın güneyinde Kassit egemenliği çözülür, yine Mezopotamya’nın kuzeyinde ise Assur İmparatorluğu zayıflamaya başlar. Bununla beraber Ege kökenli Deniz Kavimleri, Akdeniz’i, Anadolu’nun iç bölgelerini ve Doğu Akdeniz sahillerini etkileyen yıkımlara neden olurlar. Bu istilalar sonucu Doğu Akdeniz’de Levant, Ugarit ve Hatti düşer; ‘Deniz Kavimleri’ne bir tek Mısırlı III. Ramses direnir ve Yakındoğu’nun çehresini değiştiren bu Kavimler hakkında da şöyle bir yorum yapar:

“ Kuzeydeki ülkelerde, adalarda kargaşa oldu, birden bir kargaşa aldı götürdü. Kimse önlerinde duramadı, Hatti, Kode,Karkamış, Arzava, Alaşiya, onlar birden harap oldular. Onlar bir yerde, Amurru’da bir ordugah kurdular. Onlar halkını ülkelerinde yalnız bıraktılar. Onlar (deniz kavimleri), önlerinde bir ateşle Mısır’a doğru geldiler. Onların ana güçleri, Peleset, Tjekker, Şekeleş, Denyen ve Veşeş idi. Bu ülkeler birleşikti ve onlar ellerini dünyanın çevresine kadar yaydılar..”Pritchard 1969: 262–263.

III. Ramses’in bu söyleminde yer alan Filistin halkı, Doğu Akdeniz kıyılarına yerleşerek İsraillilerle Kenan topraklarını paylaşır. Bu, yine Suriye’deki Sutû, Ahlamû ve hepsinden önemlisi Assurluların Arami olarak tanımladığı Batı Sami göçerlerinin geçimleri evcil sürü hayvanlarına bağlı, sürülerini en iyi şekilde beslemek amacıyla farklı bölgelere mevsimsel göçler düzenleyen göçebe hareketlerinin arttığı bir dönemdir.

Aramiler, Sami ırkından bir kavimdir. Bu kavim; yaşadığı kabul edilen Arabistan’daki coğrafi şartların olumsuzlukları ve medeniyet merkezlerinin cazibesi gibi sebeplerle daha iyi yaşama şartları aramak amacıyla eski çağın en önemli medeniyet merkezleri olan Mısır, Mezopotamya ve devamında da Orta Anadolu’ya kadar uzanan geniş bölgeye yayılmış olmakla birlikte kesintisiz ve etkili biçimde sızma diyebileceğimiz bir göç eylemi gerçeklestirmiştir.

Demir Çağı başlarında Anadolu ve Mezopotamya bölgelerinde büyük güçler siyasi kontrolü kaybeder. Yerleşim bölgeleri terk edilerek, ekonominin bozulmasıyla yerleşik köylü halk yarı göçebe gruplara katılır, bölgede kuraklıklar yaşanır ve tüm bunlarla beraber şehirleşme kavramı değişir.

Tüm Yakındoğu literatüründe, Batı Sami kökenli pastoralist bir grup olarak anılan Aramilerin özellikle Geç Bronz Çağı kültürünün yıkılışı sırasında Suriye-Arabistan çölünden Suriye’nin kent yerleşimlerine doğru göç eden bir göç dalgası olduğu kaydedilir. Assaf, Albright, Zadok gibi araştırmacılar Aram isminin ortaya çıkışını üçüncü binyılın sonları olarak tarihler.

Assaf,  Aram isminin III. Amenofis’in (1413-1377) topografik metinlerinde yer aldığını; Zadok, Aram sözcüğünün etimolojisinin bilinmemesine karşın, Aramuki toponiminin üçüncü bin yıl Ebla’sı kadar erken bir tarihe belgelenebildiğini söyler. Albright,  Aram ismini Eski Ahit’teki Sam’ın oğullarından biri olan Aram ile özdeşleştirir.

Aramilerin kökeni göreceli olarak göçebe Amoritlere dayandırılır. Amoritler, erken dönem Mezopotamya kaynaklarında en çok adı geçen, Batı Sami grubuna ait bir dili kullanan, çoğunluğu pastoralist (göçebe) yaşam biçimini benimsemiş bir topluluktur.

Yazıtlarda karşılaşılan Bişri Dağı gibi Aramilerle aynı yaşam alanlarını paylaşmaları, Aramice isimlerin Amoritçe öncellerinin varlığı, yine Amorit dili ile Aramice arasındaki benzerlik ve göçebe yaşam biçiminin süregelişi gibi varsayımlarla bu görüş desteklenmeye çalışılır.

Aramilerin kökeni ile ilgili tartışmalarda Sutû ve en çok da Ahlamû isimleriyle karşılaşılır. Sutû (Swtw) adı, metinlerde ilk olarak üçüncü bin sonlarında, ikinci bin başlarında görülür ve bu topluluk m.ö 1743’lü yıllarda Larsa Kralı I. Rim-Sin (m.ö1822–1763) dönemine ait belgelerde çöl göçebeleri olarak anılır. Ahlamû’dan da ilk kez el-Amarna’da bulunan ve Babil Kralını anlatan kırık bir mektupta söz edilir.

Ahlamû ve Arami isimleri konusunda Assur Kralı I. Tiglat-pileser’e (m.ö1114–1076) ait yıllıklarda hem Ahlamû’ya hem de Aramilere ilişkin şöyle bir ifade görülür:

“ Efendim tanrı Asur’un yardımıyla, savaş arabalarımı ve savaşçılarımı aldım ve çöle doğru yola çıktım. Efendim tanrı Asur’un düşmanları ahlamû-Aramilerin üzerine yürüdüm. Suhu ülkesinden,Hatti ülkesinin Karkamış kentine kadar olan yerleri bir günde yağmaladım. Onları kılıçtan geçirdim ve hazinelerini, sahip oldukları sayısız malları taşıdım. Efendim tanrı Asur’un silahından kaçan, diğer askerler Fırat’ı geçtiler. Onların ardından keçi derisi sandallarla Fırat’ı geçtim. Bişri Dağı’nın eteğindeki altı kenti aldım,onları yaktım, yıktım ve mallarını, hazinelerini kentim Asur’a getirdim. ”

Bu yazıtta yer alan ‘ahlamû-Arami’ (Ahlamê Armaia) ifadesi hem Arami isminin net bir şekilde ilk anılışı, hem de Ahlamû ve Arami ilişkisini yansıtan bir tamlamadır.

Yine Tiglat-pileser’e ait başka bir yazıta göre Kral, Ahlamû Aramilere karşı yürüttüğü savaşlarda yirmi sekiz kez Fırat’ı geçer; Orta Fırat bölgesindeki Rapiku’dan, Suriye çölündeki Palmira’ya ve hatta Lübnan dağlarının etekleri kadar uzak bölgelerde onlarla karşılaşır:

“ Yılda iki kez, toplam yirmi sekiz defa ahlamû-Aramiler’ini takip etmek için Fırat’ı geçtim. Onları Amurru ülkesi Tadmor’dan,Suhu ülkesi Anat’tan ve Karduniaş’ın Rapiku kenti kadar uzakta yendim. Ganimetlerini ve mallarını kentim Assur’a getirdim. ”

Bu yazıtlardan Ahlamû Aramilerin, Asur’u tehdit eden başlıca unsur konumunda oldukları rahatça anlaşılır. I. Tiglat-pileser döneminden sonra Ahlamû ismi bir süre Asur yıllıklarında görülmez, Arami ismi tek başına anılmaya başlar. Ama yaklaşık bir üç yüzyıl sonra II. Aşurnasirpal (m.ö 883–859) bir yazıtında Ahlamû ismini tekrar kullanır:

“ Aramilerce zapt edilen Nairi topraklarındaki, Asur kalelerindeki Asurluları, terkedilmiş kentlerine ve evlerine tekrar yerleştirdim. Onları huzur dolu evlere yerleştirdim. Bit- Zamanili adam Amme-ba’li’ye bağlı ahlamu-Arami’nin 1500’ünü aldım ve Asur’a getirdim. ”

Etnik köken itibarıyla Sami olan Aramilerin Ön Asya’da görülmeleri, Samilerin Arabistan’dan üçüncü defa göç etmeleriyle izah olunmaktadır. Tevrat’ın Tekvîn kitabına dayanarak ve eski geleneğin izinden giderek Aramileri Samilerden sayanlar, bu kavmin M.Ö. XIV. asrın son yarısında veya XV. asrın ilk yarısında Arabistan’dan Suriye’ye gelmiş olduklarını iddia etmektedirler. Sinear tabletlerinde bu kavme verilen Dağlılar yani Aramiler adı, bunların Arabistan’ın kumlu sahralarından geldiklerinin bir damgası olarak bu zamana kadar yaygınlaşmıştır. Arabistan çöllerinden batı sınırlarına geldiği ileri sürülen halka Sinearlıların Dağlılar değil, Çöllüler adını vermeleri doğal olacaktı. Ancak Çöllüler anlamına gelen bir ad değil de Dağlılar anlamındaki Aramiler ismini vermekle aslında menşelerine dair ipuçları da vermişlerdir. Zira Aramilerden önce Arabistan’dan Sinear’ın batı sınırlarına gelmiş olan Samilere Dağlılar anlamında bir isim değil, Batılılar anlamına gelen Amurrular adı verilmiştir. Sümerliler Aramileri, batılılar anlamına gelen Martu olarak adlandırırken, AKAD’lılar Ammurular olarak adlandırmıştır.

Aramilerin Sami olduklarını son zamanlardaki arkeoloji buluntuları da teyit etmiştir M. Ö. XIV. yüzyılda Suriye’deki küçük prensler ve valiler tarafından Firavun Amenofis IV’e (1370–1352) gönderilen ve Tel El Amarna harabesinde bulunan mektuplarla Hattilerin Boğazköy arşivinde Aramilerden Habiru adıyla bahsedilmektedir.

Aramiler, Mezopotamya ve özellikle de Asur için tehlike oluşturmaya başladıkları m.ö XII. yüzyılda, yazılı belgelerde anılmaya başlayan toplumlardan biridir. Bu halk, ikinci binyıldaki Amurru ve birinci binyıldaki İbraniler gibi, Kuzeybatı Sami grubuna giren bir dil konuşmaktaydılar.

M.Ö. XIV. yüzyıl Tel El Amarna mektuplarının gönderildiği sırada, Suriye ve Filistin sınırlarında görünen ve yerli prensleri titretecek kadar kudretli olan tek kavmin Aramiler olduğu tarihçe kesin bir gerçek olduğuna göre Tel El Amarna mektuplarındaki Habiruların,  Aramiler olacağına süphe yoktur. Çünkü bu Aramiler çok geçmeden bütün Suriye’ye hâkim olmuş, Şam’da, Hama ‘da, Tedmür’de, Soba’da, Moab’da, Amman’da, Edom’da bağımsız prenslikler kurmuşlardır.

Aramilerden bir kol da Sinear’ı zapt ederek burada en kudretli Asur krallarını yıllarca uğraştıracak bir hükûmet vücuda getirmişlerdir.

Boğazköy metinlerinde LUSA. GAZ ideogramı ile gösterilen Habiruların ve Tel El Amarna mektuplarında pek çok zikredilen Sutuların Aramilerin ecdadı oldukları anlaşıldığından Aramilerin M.Ö. XIV. yüzyıldan beri Habur nehri dolaylarında bulunduklarına hiç şüphe yoktur. Fakat buraya nereden ve ne zaman gelmiş oldukları sorusuna gelince, yukarıda gösterilen eski Mezopotamya kaynaklarındaki kayıtlar, gerekse Tevrat rivayetleri Aramilerin Habur mecrasına gelmeden evvel güney Mezopotamya’da bulunduklarını gösteriyor.

Aramiler, Mısır’ın zayıf düşmesinden faydalanan Hattilerin Kadeş’e kadar ilerlemesini fırsat sayarak Suriye’ye yayılmışlardır. Mısır’da XIX. sülâlenin kuruluşuna kadar geçen kargaşalık devri, Aramilere yayıldıkları bölgelerde yerleşme imkânını vermişti. XIV. yüzyıl sonlarına doğru, Horemheb, Mısır’ın sarsılan nüfuzunu yeniden kurmak üzere çırpınırken Oront Vadisi’ne yayılan ve buralardaki Amurrularla karışıp kaynaşmış olan Aramiler, yukarı Suriye ve Naharina ile beraber Hattilerin nüfuzu altında bulunuyorlardı. Filistin ise Habirularla (Arami) Bedevî Saitlilerin (assu) çarpışma alanı olmuştu. Yukarı ve Aşağı Rezenu’da firavunların nüfuzu hiçe inmişti.

Arami kavimleri göç eylemlerinde geldikleri bölgelerin siyasi şartlarını çok iyi değerlendirerek etkili olmak ve yeni yerleştikleri yerlerde hâkim olabilmek için çalışmışlardır. Önceleri Mısır ile Hititler arasındaki mücadeleden doğan boşluğu değerlendirirken daha sonra Hitit ve Asur arasındaki mücadelelerden faydalanmışlardır.

M.Ö. XII. yüzyıl, eski Ön Asya tarihinin en hareketli devirlerinden biridir. M.ö II. binyılda Anadolu’da hâkim olan Hitit kavimlerinin yerini doğuda Urartular, batıda Frigler aldıkları gibi, “münbit hilâl” bölgesinde ve Mezopotamya’da oturan Hurri ve Kassitlerin yerine de Samî menşeli Aramilerin yerleşmiş oldukları görülür.

Anti (Doğu) Lübnan dağları ile Suriye Çölü arasındaki vahada yaşayan eski Amurrular yurduna gelen Aramiler, buralardaki değişik unsurlardan oluşan halkı hükümleri altına almış, M.ö XII. yüzyıldan itibaren merkezleri eski Ki-Mak ve Orant üzerindeki Hama ile Sam’al (Zincirli) olmak üzere birer hükümet kurmuşlardır. Buralardaki halk, Hurriler, Hattiler, Mitanniler, Amurrular, Kenanlılar gibi türlü etnik gruplardan oluşuyorlardı. Aramiler geldiğinde, umumiyetle konuşulan dil Amurruların Sami lehçesi idi. Amurruların prensliğine varis olan Aramiler onların dillerine ve dinlerine de varis olmuşlardır.

Mezopotamya tarihinin ana dönemlerini farklı kavimler belirlemiştir. M.Ö. I. binyıldaki kavimler de Asurlular ve Aramiler olmuştur. M.Ö. 1400’lerden 900’e kadar geçen dönemde Aramilerin göçleri devam etmiştir. Sümer-Akad kültürü nedeniyle ortak özellikler de gösteren Mezopotamya halkı için önceleri yeni karışıklıklar çıkaran Arami göçünün getirdiği Samiler, eski kültür bölgesine ulaşmışlardır.

Sami kavimlerinin üçüncü büyük göçünü teşkil eden Arami göçlerinin karakteri Ege göçleri gibi yakıp yıkıcı bir akın şeklinde değil, tersine aralıksız bir sızıntı hâlinde asırlarca devam etmesidir. İşte bu yüzdendir ki Asur devleti gelişimini yavaş ve devamlı adımlarla yapamamış değişik zamanlarda ilerlemelere ve tekrar gerilemelere maruz kalmıştır.

Arami istilâsı Ön Asya memleketleri ve medeniyetleri için Ege göçlerinden daha etkili olmuştur. Zira bu Sami istilası yavaş, fakat mütemadi bir şekilde cereyan etmiştir. Öyle ki arkası kesilmeyen bu müthiş insan akınının karşısında Asur Devleti bile varlığını ancak coğrafî mevkiinin sarplığı sayesinde koruyabilmiştir. Hatta Asur tarihinin tedrici bir gelişme seyri takip edememesinin sebeplerinden birini, bu zaman zaman artan veya eksilen Arami göçlerinin tesiridir.

Özellikle M. Ö. XI ve X. asırlar tam manasıyla Arami asrı olmuştur. Kuzey Suriye’de bulunan Hitit Şehir devletleri Arami istilasına karşı koyabilmek için Asur krallarının tebaalığını kabul etmistir.

Asur kralı I. Tiglat-pleser zamanında Arami göçebelerinin yerleşmelerine mâni olabilmek için, kendi ifadesine göre 28 defa Fırat’ı geçmiştir. Fakat Asur krallarının bütün bu gayretleri beyhudedir. Zira XI. yüz yılda Arami şehir devletlerinin çoktan kurulmuş ve inkişafa başlamış olduğu görülür.

2.2 Aramilerin Ortaya Çıktığı ve Yayılım Gösterdiği Coğrafya

Aramilerin anavatanı ve yayıldıkları coğrafyayı araştırmak için yola çıkıldığında bu konuyla ilgili verilere yine öncelikli olarak Orta Asur metinlerinde, özellikle de I. Tiglat-pileser’in, yukarıda da anılan, Arami adının da ilk kez geçtiği yazıtta rastlanır.

Kral, bu göçebe grupla hem Orta Fırat’ta, Karkamış kadar kuzeyde ve aynı zamanda Habur bölgesinde savaşır. Bu yazıtı temel alan pek çok araştırmacı, Aramilerin anavatanlarının Orta Fırat’ta Rapiku’dan, Suriye çölündeki Palmira’ya ve hatta Lübnan dağlarının eteklerine kadar uzanan bir bölgede olduğu konusunda hemfikirdir.

Bununla beraber Aramiler, zaman zaman sınırları hiçte net olmayan bu coğrafyanın dışına da çıkarlar. Örneğin, günümüzde Diyarbakır ve çevresinde, erken dönemlerde kurulan Arami krallıklarından biri olan Bit Zamani, Aramilerin kuzeyde ulaştıkları son nokta olarak görünür. Güneye bakıldığında da Aramiler, Lübnan’ı da aşarak, İsrail ile ilişkili görünen Zobah, Bet Rehob ve Makah gibi siyasi oluşumlara teşebbüs ederler.

Asur kralları yıllıklarında, Aramilerin yaşadıkları coğrafyayı KURar-ma-a-ia şeklinde tanımlar. ‘Aram ülkesi’ olarak anılan bu bölge, Orta Asur döneminde Mitanni-Hanigalbat, günümüzde de Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu topraklarının büyük bir bölümüyle örtüşür.

Ege göçlerinden sonra Asur Devleti yeni bir göç dalgası ile karşılaştı. Bu göç Arami göçleri idi. Gerçekten Ege göçlerinin meydana getirdiği karışıklıklardan çöl sakinleri yararlanmak istemiş ve kültür merkezlerine doğru akın etmeğe başlamışlardı. Aramilerden Bit-Zamani Kabilesi Diyarbakır ve çevresine, Bit-Adini kabilesi Fırat Nehri’nin büyük kıvrımı içerisine, Bit-Agusi kabilesi Kuzey Suriye, Fırat ile Karasu arasına, Bit Gabbari (Sam’al) kabilesi Gaziantep Zincirli bölgesine, Türkiye-Suriye sınırında Bit Bahiyani ve Nisibis (Nusaybin); Bit Adini ve Hamat krallıklarını kurarlar. Bit-Bruta kabilesi ise Kayseri civarına kadar yerleşmiştir. Anadolu topraklarındaki çok uluslu bir devlet olan Şubria’da da, Hurri ve Urartular yanında Arami nüfusunun da varlığı ifade edilir. (Bit=Beyt Arapça ev anlamına gelmektedir. örnegin Beyt-Bahiyani veya Bahiyaniler anlamına gelmektedir.)

Habur bölgesinde Arami kökenli Lake, Bit Halupe, Suhi ve Hindanu kabileleri yerleşik haldedir.

Aramilerle özdeşleştirilen diğer bir coğrafi tanım ise Aram Naharaim’dir. O’Callaghan, bu bölgeyi kabaca batıda Karkamış ve Halep, doğuda yukarı Fırat boyunca, Habur Nehri kadar uzağa; kuzeyde Urfa’dan Tel Halaf’a, hatta Nusaybin ötesine tanımlar. Ayrıca O’Callaghan, Aram ismi ile birlikte anılan Naharaim’in, Amorit dilinde ya da erken Batı Sami dilinde nehirler ülkesi’ veya nehir ülkesi anlamına geldiğini belirtir. Eski Ahit karakterlerinden biri olan İbrahim’in kardeşi Nahor ile de ilişkilendirir; bu bağlamda Eski Ahit’te öykülenen İbrahim’in hizmetkârını, oğluna kız bulması için kardeşi Nahor’un ülkesine göndermesini hatırlatır.

Harran bölgesi de Aram özellikleri taşır. Bununla beraber Aram ismi Eski Ahit’te Suriye bölgesini de işaret eder. Gerçekten de Suriye’nin güneyinde en güçlü Arami devleti olarak bilinen Aram-Şam Krallığı yer alır.

Tüm bunlarla birlikte on birinci yüzyılda Akdeniz kıyılarındaki Arvad, Biblos, Sidon ve Tire gibi küçük Kenan devletlerinde de Arami nüfusunun varlığı söz konusudur. Mezopotamya’nın güneyinde, Babil halkı arasında da Arami nüfusuna rastlanır. Gambulu, Pukudu ve Itu gibi Assurluların Arami olarak nitelendirdiği kabileler görülür. Babil nüfusu içerisinde yer alan Kaldu kabilesinin ya da diğer adıyla Kaldeliler’in zaman zaman Aramilerle bir tutulmasına karşın Kuhrt ve Oates gibi bazı araştırmacılar, eski kaynakların bu iki topluluk arasında ayrım yaptığını; Arami ve Kaldelilerin aynı kökenden ama birbirlerinden farklı gruplar olduğunu ifade eder.  Eski Ahit’e bakıldığında da Arami ve Kalde topluluklarının aynı kökenden ama farklı gruplar olarak tanımlandığı görülür.

Aramiler; Dicle ve Fırat’tan Kerkha’ya, Akdeniz’e kadar olan alanda göçebe hâlinde yaşadıkları gibi, Filistin’in doğu ve güney bölgelerine de yayılmış bulunuyorlardı. Asur krallarından Tiglatpleser III’e ait bir yazıtta Dicle boylarından İskenderun Limanı’na kadar uzayan bölgede 25 Arami kabilesinin bulunduğu haber verilmektedir. Aramilerin Asur kaynaklarında Amurru memleketinin Aramuları denilen birleşik zümreleri kuzey Suriye’nin mahsullü bölgesiyle Anti Lübnan (doğu) dağları ve Suriye çölü arasındaki verimli vahada erkenden Kimask ve Hama prensliklerini kurmuşlardı. Sam’al Prensliğinin de yeni Hatti Arami karması olduğu anlaşılmaktadır. Dicle Irmağı’ndan İskenderun Körfezi’ne kadar uzayan bölgede dolaşan Aramiler, kuzey Suriye’deki küçük Arami prensleriyle Şam krallarına insan ve malzeme deposu rolünü görüyorlardı. Şam’ın güneyinde Mavera-yı Ürdün çevresine yayılan Aramiler de buralarda Soba, Moab ve Amon ve Edom Prensliklerini kurmuşlardır.

Asur kralı Tiglatpilaser (m.ö 1114–1076) Aramiler için Ahlami Armaye adını kullanır. Fırat’ın batı yakasındaki Suriye’ye geçiş yolu da bu halkın denetimindeydi.

Hitit imparatorluğunun yıkılmasından sonra kurulan geç Hitit şehir devletlerinden birçoğunun Aramilerin eline geçtiğini Asur belgelerinden öğreniyoruz. Hattena, Hamat (Humus), Til-barsip (Tel Ahmar), Guzana (Tel-Halaf) gibi şehirler Aramileşmiş, Suriye’deki en zengin Arami şehri Şam (Damascus) olmuştu. Yeni Asur kralları annallerinde Şam şehrini Arami mukavemetinin merkezi olarak kabul ederler.

Adana Karatepe’de yapılan kazı sonuçları da göstermiştir ki Arami yerleşimi Çukurova bölgesinde de etkili olmuştur. İçel ili sınırları içindeki Gözne Şıhbağı’nda bulunan Arami yazıt yaklaşık 2700-2800 yıllık bu yazıttan da anlaşıldığı üzere Aramiler İçel bölgesine kadar da sokulmuşlardır.

Hitit Krallığının M.Ö. 1200’lü yılların başlarında yıkılmasından sonra Suriye’nin kuzeyindeki bir dizi Hitit kenti Aramilerin eline geçti. Bu kentler yeni kurulan Arami beyliklerinin merkezi oldu. Amanos Dağları (Nur Dağları=Gâvur Dağları)’nın eteklerindeki Sam’al (amal=Zincirli höyük=Bit Gabbar) aynı adı taşıyan bir Arami kent devletinin merkeziydi. Aramilerin eline geçen bu Hitit kentlerinde eski kültürlerle yeni Arami kültürü bir süre sonra yavaş yavaş kaynaşmaya başladı. Arami beyleri, hem Aramca hem Hititçe adlar almaya başladı.

Hitit Devleti’nin yıkılmasıyla Aramiler karşısında en mühim mukavemet kudretlerinden biri ortadan kalkmış olduğundan, müteakip asırlar içinde Aramilerin Güneydoğu Anadolu’daki bütün kültür merkezlerine yayıldıklarını görüyoruz.

Ege göçleri sonunda Hititlerin yıkılması Aramilerin işini kolaylaştırmış, çöl sakinleri kültür merkezlerine doğru akın etmeye başlamışlardı. Anadolu’nun birçok bölgesine özellikle de kaynakların şimdiye kadar tespit edebildiği Anadolu’daki en ileri göç noktaları olan Orta Anadolu’da eski çağın önemli ticaret merkezi Kayseri’ye kadar gelebilmişlerdir.

Hititlerden sonra Güneydoğu Anadolu’da ve Kuzey Suriye’de ilk kurulan beylikler dil, yazı ve kültür alanlarında Hitit geleneklerini 200 yıl sürdürdüler. Daha sonraki yıllarda bölgede Arami dili ve kültürü hâkim oldu.

Asur ve Urartu belgelerinde evvelce Hitit imparatorluğuna ait olan ve fakat bilahare Aramilerle meskûn bulunan şehirlere “Hatti memleketi” deniliyordu.

Aramilerin kurduğu kent devletleri, genellikle aşiret reisi ve kurucusunun adının önüne eklenen bit (beyt-ev) sözcüğüyle tanımlanırdı. Asur’un hemen batısında, Dicle ile Fırat Nehri arasında kuzeyden güneye doğru Bit-Zamani, Bit-Bahiyani, Bit-Halupe ve batıda Bit-Adini krallıkları yer almaktaydı. Aramiler Basra Körfezi bölgesine yerleştikleri yerlere kendi adlarını vermişlerdi.

Asur merkezi bölgesine en yakın Arami Krallığı olan Bit-Bahiyani’nin başkenti Guzana (Tel Halaf), en kuzeydeki Bit-Zamani’nin başkenti ise Amedi (Diyarbakır) idi. Fırat’ın hemen doğusunda bulunan

Til Barsip (Tel Ahmar) ve Hadatu (Arslanta) Bit-Adini’nin iki önemli kentiydi. Bu kentler M.Ö. IX. yüzyılda Asur eyalet sistemi içine alınmışlardır. Asur kralı III. almaneser m.ö 856 yılında Bit-Adini üzerine ilerlemiş, arkasından da Fırat’ı geçerek M.ö 853 yılında Asi Nehri kıyısında ki Karkar’da birleşik Arami gücünü yenmiş ve böylece bölgede geçici de olsa üstünlüğünü kabul ettirmiştir. Ancak Fırat’ın batısındaki ve Suriye’deki krallıklar, uzun süre otonomilerini korumak için ortak mücadele vermişlerdir.

Fırat’ın batısındaki Kargamış(Karkamış) ve Pattina/Unki (Antakya) Hititli karakterini korurken, Sam’al (Zincirli), Halep yakınındaki Arpad (Bit-Agusi), Hama ve Şam birer Arami kentine dönüşmüştü. Bütün kentlerde Arami nüfusu yaşamakla birlikte, Hama gibi önemli bir krallık M.Ö. X. ve IX. yüzyılda Luwice adlar taşıyan, VIII. yüzyılda ise Arami kökenli krallar tarafından yönetilmiştir. Sam’al ve Bit-Adini’de de Aramilerin yönetiminde Hitit kültürü varlığını korumuştur. Sam’al’da Arami yazısı ve sanatının tanımlanmasına önemli katkılar yapan kabartma ve yazıtlar bulunmuştur.

Pattina/Unki örneğinde olduğu gibi, kentler hem Luwice, hem de Aramca adlarla anılabiliyordu; bu da Aramilerin zaman içerisinde kentin adını değiştirecek kadar egemen nüfus hâline gelişine işaret etmektedir.

Tiglatpalasar III (745–727) 732’de, Şam’ı fethederek Aramilerin Suriye’deki en güçlü devletinin varlığına son vermiş ve buradaki Aramileri Asur sınır boylarına yerleştirmiştir. M.Ö. 720 yılında da Asur kralı Sargon II Aramilerin Hama prensliğini de ortadan kaldırarak Mezopotamya Aramileri ile Dicle ve İskenderun arasında dolaşan göçebe Aramiler de dahil bütün Suriye Aramilerini Asur imparatorluğu içine aldı.

Aramilerin Siyasi Oluşumları ve Toplumsal Yapısı

Daha önce de değinildiği üzere Aramiler, tarihsel metinlerde yer aldıkları M.Ö onikinci yüzyılın sonlarından itibaren Suriye Çölünden Kuzey Suriye’ye ve Yukarı Mezopotamya’ya yayılan göçebeler olarak anılırlar. Pek çok araştırmacı onların pastoralist göçebe bir yaşam sürdüğü konusunda hemfikirdir. Geç Bronz Çağı sonlarında Demir Çağı başlarında Aramilerin siyasi kargaşadan yararlanarak Kuzey Suriye bölgesinde kontrolü ele geçirmeye başladıkları görülür. Aralarında siyasi açıdan hiçbir zaman bir birliktelik görülmese de Aramiler on birinci yüzyıl sonlarından başlayarak Suriye’nin her yerinde irili ufaklı, sayısız kent devletleri kurarlar. Onuncu yüzyıldan itibaren de Kuzey Suriye ve Yukarı Mezopotamya’da, egemenlik kurmaya başlarlar.

O’Callaghan, Orta Asur metinlerinde adı geçen Til-Nahiri bölgesinin, Nahor’un yerleştiği topraklar olduğunu ve yine Orta Asur metinlerine göre Harran’ın güneyine denk geldiğini söyler. Bununla beraber torunlarınca gezgin bir Arami olarak adlandırılan Yakup’un Harran’a kaçışına değinir.

Eski Antlaşma – Yaratılış ve Daniel bölümlerine göre Babilli Kaldeliler ve Keldaniler aynı topluluk olarak görülür. Kuzey Arabistan’da yaşamış olan Sami ırkından yarı göçebe Keldaniler, sonraları Güney Mezopotamya’nın Ur Kenti çevresine yerleşmişlerdir. (Yaratılış 11:28) Daniel’in Kitabında da ‘yıldızbilimciler’ olarak anılmışlardır. Bununla beraber ‘Keldani’ sözcüğü İbranice’de ve Aramice’de bir büyücü topluluğu anlamına gelir.

Arami devletlerinin Demir Çağına ilişkin yazılı kanıtları oldukça sınırlıdır. Aramilerin ilk siyasi oluşumları, I. Tiglat-Pileser’in yakıp yıktığı Bişri ve Lübnan Dağlarının eteklerindeki kentler olarak görülür. Sader, göçebe yaşamları ve kabilesel örgütlenmeleri göz önünde tutulduğunda Aramilere ait bu kentlerin, geleneksel kent kavramından öte büyük bir olasılıkla çadır alanları şeklinde olabileceğini söyler.

Sader yine başka bir çalışmasında Aramilerin siyasi oluşum sürecini başlıca üç döneme ayırır: M.Ö On birinci ve onuncu yüzyıllara tarihlediği Sakin Yerleşimler, Sader’e göre işgal edilen topraklardan ibarettir. Şehirleşme sürecini Sader, onuncu ve dokuzuncu yüzyıllara yerleştirerek Sam’al gibi tahkimli kentleri ve kent devleti kavramını irdeler. M.Ö Dokuzuncu ve sekizinci yüzyıllara tarihlediği Merkezi Krallık sürecini de başkent ya da kral kent kavramlarıyla özdeşleştirir.

Sader’in önerisinde de yer alan Aramilere ilişkin tahkimli kentler (alāni dannūti), kral kentler (alāni šarrūti) ve komşu yerleşmeler (alāni ša limēti) kavramları, Assur yazıtlarında II. Aşurnasirpal (883–859) döneminden itibaren görülmeye başlar. Ayrıca Ikeda, alāni dannūti’nin yani tahkimli kent tanımının yöneticisinin bilinmediği, hala kabile anlayışı ile yönetilen kentler için kullanıldığını, alāni šarrūti’nin de belirli bir yöneticiye ait krali bir ikametgâhın yer aldığı kentler olduğunu belirtir.

Bununla beraber III. Şalmaneser’in atalarından söz ettiği bir yazıtından Aramilerin ilk olarak Pitru ve Mutkinu kentlerini Aşur-rabi (1013–973) zamanında, Gidara-Rakammatu’yu II. Tiglat-pileser’in krallığında, onuncu yüzyılın ortalarında ele geçirdiği anlaşılır:

“ O zaman Ana-Assur-uteraşbat, Hatti halkı tarafından Pitru olarak adlandırılan ve Fırat’ın karşı kıyısında Saguara Nehri üzerinde yer alan kent ve Fırat’ın bu kıyısında yer alan Mutkinu kenti, benden önceki bir prens, atam I. Tiglat-pileser’in kurduğu, II. Aşur-rabi zamanında Aramilerce zorla alınan bu iki kent- bu kentleri yeniden inşa ettim. Oraya Assurluları yerleştirdim. Kar-Şalmaneser kentinde kalırken Fırat ve deniz kıyısındaki krallardan haraç olarak gümüş,altın, kalay, bronz, bronz ve demir kaseler, öküz, koyun, renkli elbiseler ve keten giysiler aldım.

Yukarıda anılan Asur yazıtlarından Aramilerin Orta Asur döneminin sonlarında pastoralist göçebe yaşamdan yerleşik hayata geçtikleri anlaşılır.

Arami devletlerinin pek çoğu yukarıda da görüldüğü üzere Aramice ‘ev’ anlamına gelen beth (Asur tanımı bit) ön ekiyle anılır ve bazıları bu şekilde kurucularının ya da yöneticilerinin isimleriyle özdeşleştirilir: Sam’al/Bit-Gabbari, Şam/Bit-Haza’ili gibi. Bu ön ekler aynı zamanda bu topluluğun kabilesel sosyal örgütlenmelerini de çağrıştırır. Arami kabileleri liderleri için, ‘şeyh’ olarak tanımlanabilecek ‘nasika’ unvanı kullanılır. Suriye’deki önemli devletlerin kralları da Aramice metinlerde ‘kral, yönetici’ anlamına gelen mlk (Melik) olarak anılır.

Arami devletlerinin Asur egemenliğine girişinden sonra ilgili metinlerde bu devlet yöneticileri ‘vali’ anlamına gelen saknu (Aramice skn veya pht) terimi ile nitelendirilir. Onuncu yüzyıla tarihlenen, Tel Feheriye’deki Guzanalı Hadad-yis’i’nin Fırtına Tanrısı Hadad’a adadığı heykelde yer alan Akkadca-Aramice çift dilli bir yazıtta da bu uygulamanın bir örneği görülür: Hadad-yis’i Akkadca yazıtta kendisinden vali olarak söz ederken, Aramice yazıtta kendisini Guzana Kralı olarak tanıtır. Tüm bunlarla beraber Asur yazıtlarında, Arami yöneticiler kral olarak değil de şeyh olarak yer alırlar.

Aramilerce kurulan devletler genelde kent devletleri şeklindedir. Bu devletlerin pek çoğu Geç Hitit kökenlidir. Aramiler, bu devletleri fethederek ya da aralarına sızarak egemenlik altına alırlar. Asi Irmağının orta kısmında bulunan güçlü Hamat Krallığı (günümüzde Hama) bu konuda iyi bir örnek oluşturur. Dokuzuncu yüzyıl sonlarında, sekizinci yüzyıl başlarında Aramileşen bu devletin daha önceki yöneticileri Hurri ve Hitit isimleri taşır. Eski Ahit’te de İbrani kralları Davut ve Süleyman dönemlerinde Kral Toi’nin (Eski Antlaşma 2001: 389, II. Samuel 8: 9–10. Hama Kralı Toi, Davut’un Hadadezer’in bütün ordusunu bozguna uğrattığını duydu. Toi Kral Davut’u selamlamak ve Hadadezer’le savaşıp yendiği için onu kutlamak üzere oğlu Yoram’ı ona gönderdi. Çünkü Toi Hadadezer’le sürekli savaşmıştı. Yoram Davut’a altın, gümüş, tunç armağanlar getirdi.)  adı ile anılan bu devletin diğer önemli yöneticileri Irhuleni ve oğlu Uratamis’tir. Şamlı Hadadezer, Assur kralı III. Şalmaneser’e karşı M.Ö 853 yılında, Irhuleni’nin krali kenti Karkar’da savaşır. Karkar savaşından sonra III. Şalmaneser, Hamat topraklarının birçoğuna saldırarak bir dizi önemli kenti yok eder. Irhuleni’nin oğlu Uratamis’ten sonra Hamat’ın yöneticisi, Hamat ve Lu’aş kralı Zakkur’dur. Zakkur, Suriye’de, özellikle Şam ve Bit Agusi’yi tehdit eden büyük ve yeni bir güç yaratır. Zakkur’un diktirdiği bir stele göre Şam kralı Bar Hadad, Bit Agusi, Kue, Unki, Gurgum, Sam’al ve Melid kralları Zakkur’a saldırır, ama başarısız olurlar.

III.Tiglat-pileser döneminde, 738 yılında da Hamatlı Eni-ilu bu krala haraç öder. 720 yılında II. Sargon tarafından Hamat bir Asur eyaletine dönüştürülür. Aramilerin egemenlik kurdukları diğer bir önemli Geç Hitit kökenli devlet de Amanosların doğusunda uzanan Sam’al-Zincirli’dir. Sam’al isim olarak kuzey anlamına gelir. Zaman zaman Y’DY olarak da anılan bu devlet, birinci bin yılın başlarında Gabbar isimli bir Arami tarafından ele geçirilir, sonrasında da bu yerleşim Bit Gabbari olarak anılmaya başlar. Aramilerin Anadolu topraklarında kültürel olarak en fazla etkinlik gösterdikleri devlettir. Kent, Arami kültürünün dışında Hitit, Suriye, Luvi ve Fenike kültürlerini de bünyesinde barındırır. Yazıtlarda Gabbar’dan sonra adı geçen krallar, Bmh, Hayanu, Şail, Kilamuwa, Krl, I. Panamuwa, Barşur, II. Panamuwa ve Barrakab’tır. III. Tiglat-pileser döneminde Asur’un vasal bir devleti olan Sam’al, Barrakab’ın ölümünden sonra V. Şalmaneser (727–722) tarafından bir Asur eyaleti haline getirilir.

Diğer bir Arami devleti olan Bit Bahiyani,Habur üçgeninde yer alır. Başkenti Guzana, günümüzde Tel Halaf, Türkiye-Suriye sınırındadır. Kentin adı ilk kez II. Adadnirari (912–891) tarafından anılır.

Bit Bahiyani’nin doğusunda, günümüzde Mardin – Tur Abdin’in güneyinde, Nusaybin (Nisibis) yakınlarında Arami karakterli başka bir krallık daha vardır. II. Adadnirari’nin bu bölgenin yöneticileri üzerine bir dizi sefer düzenlediği bu krallık Temanitler olarak adlandırılır. Bu küçük krallığın II. Tiglat-pileser zamanından beri Aramilerin elinde olan önemli kentlerinden biri Gidara’dır.

Aramilere ait diğer bir siyasi oluşum da Bit Zamani’dir. Günümüzde Tur Abdin ve Diyarbakır çevresinde yer alan Bit Zamani devletinin adına ilk kez Arami Kralı Ammeba’li ile Asur Kralı II. Tukulti-ninurta (890–884) zamanında rastlanılır.

Bit Agusi, Halep’in 35 km kuzeybatısında yer alan, ilk dönemlerinde Yahan olarak da bilinen, yine Geç Hitit kökenli Arami devletlerinden biridir. Yahan ve Bit Agusi’nin kurucusu Gusi’nin adı ise ilk kez II. Aşurnasirpal (884–858) tarafından anılır:

“ O sırada Iahanu ülkesinden bir adam, Gusu’dan haraç aldım; gümüş, altın, kalay, demir, bronz, öküz, koyun ve keten giysilerle süslü elbiseler. Patinu, Lubarna’nın krali kenti Kunulua kentinden ayrıldım, Orontes Nehrini geçtim. Patinu, Lubarna’nın tahkimli kenti Aribua’ya girdim ve kenti aldım. Luhutu ülkesinin arpa ve samanını biçtim ve orada depoladım.Sarayında bir şölen düzenledim. Asur halkını kente yerleştirdim. Aribau kentindeyken Luhutu ülkesinin kentlerini ele geçirdim. Halklarının çoğunu kılıçtan geçirdim, yaktım ve yıktım. Askerlerini canlı yakaladım ve onları kentlerinin önünde kazığa geçirdim. ”

Başkent önceleri Arne iken, devletin Arami Gusi tarafından ele geçirilmesiyle, sekizinci yüzyıldan itibaren başkent Arpad olur. Bit-Agusi zaman zaman başkenti Arpad ile (günümüzde Tel Rifa’at) beraber Arpad Krallığı olarak da anılır. Fırtına Tanrısı Hadad nedeniyle bir kült merkezi olan Halep kenti de Bit Agusi sınırlarına dahildir. Bu devlet dokuzuncu ve sekizinci yüzyıllarda, güçlü kralların yönetiminde Kuzey Suriye’de başlıca güç olur ve Asurlularca, III. Tiglat-pileser dönemine, yani 740’lı yıllara kadar tam olarak ele geçirilemez.

Bit Agusi sınırları içinde, Halep’in güneydoğusu Sefire’de yapılan kazılarda, Aramice en uzun metinler olarak bilinen Arpadlı Mati’el ve meçhul şahıs KTKlı Bar-Ga’yah arasındaki bir anlaşmayı içeren üç yazıt ortaya çıkarılır ve bu yazıtlar sekizinci yüzyıl ortalarına tarihlenir. Tel Rifa’at, yani eski Arpad’ta yapılan kazılarda da birinci bin yılın başlarına ait buluntulara rastlanır. Bununla beraber modern Halep ve çevresinde yapılan kazılarda yine 1100’lü yıllara ait Geç Hitit stili saray yapısı, kabartma ve ortostatlar ele geçirilir.

Bu krallığın, Şam Kralı Hadadezer’in önderliğini yaptığı, Asur karşıtı, Suriye koalisyonu içerisinde yer almadığı da görülür. Bu da Arpad Krallığının Asur yandaşı olduğu izlenimini verir. Yine Asur kralı V. Aşurnirari (754–745) ile Attar-şamak’ın oğlu Mati’el arasında bir anlaşma söz konusudur. Mati’el sonradan bu anlaşmayı bozar ve pek çok Kuzey Suriye devletini Asur’a karşı kışkırtır. Buna sinirlenen Asur Kralı III. Tiglat-pileser (745–727), 743 yılında Arpad’a yürür ve iyi korunan kenti üç yıl boyunca kuşatır. Kent, 740 yılında düşer ve Tiglat-pileser buraya kendi memurlarınıyerleştirir. Asur kaynaklarında ve Sefire antlaşmalarında yalnızca dört kralın ismi görülür: Gusi, Aram, Attar-şamak ve Mati’el. Bu dört kral 870–740 yılları arasında, çeşitli tarihlerde Bit Agusi’yi yönetir.

Başkenti Til Barsip olan Bit Adini (günümüzde Tel Ahmar), Mezopotamya, Anadolu ve Akdeniz yollarını gözetim altında tutan bir noktada yer alır. Yukarı Mezopotamya ve Kuzey Suriye’nin batısındaki en güçlü krallık olarak görülür. Fırat’ın doğu kıyısında yer alan başkenti Til Barsip’in adı hiyeroglif Luvice yazıtlarda Masuwari olarak geçer.

Bit Adini ismine ilk kez Asur Kralı II. Adad-nirari’nin (911–891) yazıtlarında rastlanır. Bu devlet Asur İmparatorluğunun II. Aşurnasirpal (884–858) döneminden beri batıda savaştığı büyük düşmanlarından biridir; stratejik konumu nedeniyle önemlidir. Ama bu devleti oğlu III. Şalmaneser (858–824) ele geçirir; Kral Ahuni’yi yakalar ve Ahuni’nin tahkimli kenti Til Barsip’i Kar-Şalmaneser adıyla yeniden yapılandırır:

Iyyar ayının on üçüncü gününde, Aşur-bel-ka’in eponiminde, Ninive’den ayrıldım, Dicle’yi geçtim, Hasamu ve Dihnunu dağlarını aştım ve Bit Adinili adam Ahuni’nin tahkimli kenti Til Barsip kentine ulaştım ve ele geçirdim. Bit Adinili adam Ahuni, vahşi silahlarımın ve öfkeli kıyımımın yüzündeki yansımasından hayatını kurtarmak için Fırat’ı geçti. Yabancı ülkelere geçti. Efendim, büyük efendi Assur’un emriyle Til Barsip, Alligu, Nappigu ve Rugulitu kentlerini krali kentlerim olarak kuşattım. Oralara Assurluları yerleştirdim ve krali ikametgahım olarak saraylar yaptırdım. Til Barsip’i Kar-Şalmaneser, Nappigu’yu Lita-Assur, Alligu’yu Aşbat-la-kunu ve Rugulitu’yu Kibit-Assur olarak tekrar adlandırdım.

Til Barsip’te bulunan yazıtların her ikisi de Fırtına Tanrısına adanmıştır ve yerel hanedan hakkında bilgi verir. Bu stellerden Stel A Ariyahinas’ın ismi kayıp oğluna, Hamiyatas’ın muhtemel son halefine; Stel B ise Til Barsip’in yine muhtemel kralı Hamiyatas’a ait görünür. Bununla beraber Asur yazıtlarında Bit Adini ve Til Barsip ile özdeşleştirilen tek isim Kral Ahuni’dir ki bu durum bu devlete ilişkin hanedan sorununu da gündeme getirir. Ikeda, Ahuni’nin Til Barsip kenti ile özdeşleştirilmesine karşın bu kentin Ahuni’nin fethine kadar bağımsız bir Hitit kenti olduğunu ileri sürer.

Hawkins de bu fethin kentin Asurlularca alınmasından kısa bir süre önce Ahuni tarafından gerçekleştirildiğini söyleyerek bu görüşe katılır. Ussishkin ise birinci bin başlarından itibaren Til Barsip’te Aramilerin hüküm sürdüğünü, onuncu ya da dokuzuncu yüzyıl başlarında bir Hitit hanedanının kentte, yerel Arami halkı üzerinde kendi otorite ve kültürünü empoze ettiğini savunur.

Anadolu toprakları dışında var olan diğer bir güçlü Arami devleti de Suriye’nin güneyinde yer alan Aram-Zobah, sonraları Aram-Şam devletidir. Kuruluşundan gelişimine kadar hakkındaki pek çok bilginin Eski Ahit’ten de takip edilebileceği Aram-Zobah, ikinci binyılın sonlarında ve birinci binyıl başlarında Suriye’deki başlıca güçlerden biridir. Kral Hadadezer ile Davut arasında pek çok savaşın gerçekleştiği görülür. Yine Eski Ahit’in bildirdiğine göre eşkiya Rezon, Şam’ı kuşatır ve Şam Kralı olur:

“ Tanrı, efendisi Sova Kralı Hadadezer’den kaçan bir düşmanı, Elyada oğlu Rezon’u Süleyman’a karşı ayaklandırdı. Davut Sovalılar’a saldırdığında, Rezon çevresine haydutları toplayıp onlara önderlik etmişti. Birlikte Şam’a gitmişler, orada kalıp yönetimi ele geçirmişlerdi. Hadat’ın yaptığı kötülüğün yanı sıra, Rezon Süleyman yaşadığı sürece İsrail’in düşmanı oldu; Aram’da krallık yaparak İsrail’den nefret etti.”

Aram-Şam devleti, dokuzuncu yüzyılda Asur’un güçlü bir rakibi olur; bu dönemdeki Kralı Hadadezer, Suriye’deki devletlerden oluşan, Asur yayılmacılığına karşı geniş bir koalisyona liderlik eder. III. Şalmaneser, bu askeri güçlerle Karkar’da pek çok kez karşılaşır:

Argana kentinden ayrılarak Karkar kentine ulaştım. Krali kentini yıktım, yok ettim ve yaktım. On iki kraldan bir ittifak meydana gelmişti: Şamlı Hadadezer’in (Adad-idri) 1,200 savaş arabası, 1,200

süvari ve 20,000 askeri; Hamatlı Irhuleni’nin 700 savaş arabası, 700 süvarisi ve 10,000 askeri; İsrailli (Sir’alaia) Ahab’ın (Ahabbu) 2,000 savaş arabası ve 10,000 askeri; Bybloslu 500 asker; Mısırlı 1,000 asker; Irkanatu ülkesinin 10 savaş arabası ve 10,000 asker; Arvad kentinden Matinu-ba’al’ın 200 askeri; Usanatu ülkesinin 200 askeri; Sianu ülkesinden Adunu-ba’al’ın N,000 askeri ve 30 savaş arabası; Araplardan Gindibu’nun 1,000 devesi; Ammon, Bit-Ruhubili adam Ba’asa’nın N,000 askeri. Onlar savaşmak için bana saldırdılar. Efendim Assur’un bana verdiği üstün güçle ve güçlü silahlarla, bana bahşedilen benden önce giden kutsal bayrakla onlarla çarpıştım.

Gilzau kadar uzak Karkar kentinde onları yendim. Askerlerinden, savaşçılarından 14,000’ini kılıçla yere devirdim ve tanrı Adad’ın yaptığı gibi onların üstüne yağdım. Ovayı onların yayılan cesetleriyle doldurdum ve büyük ordusunu kılıçla yere devirdim. Akan kanlarından bir wadis yarattım. Ova, çok sayıdaki cesetleri için çok küçüktü; büyük arazi hepsini yakmaya yeterli değildi. Orontes Nehrinde vücutlarından bir köprü gibi bent kurdum. Onlardan savaş arabaları, süvari ve atlarını aldım.

Şam Krallığının adı, Hamat Kralı Zakkur’a karşı bir koalisyonda yine Aram Kralı Bar Hadad önderliğinde yer alır.66 732 yılında III. Tiglat-pileser Şam’ı dize getirir ve Asur eyalet sistemine dahil eder. Lake, Hindanu, Bit Halupe, Suhi, Bit Makah, Geşur ve Bet Rehob ise diğer Arami siyasi oluşumları olarak öne çıkar.

Aramilerin sosyal örgütlenmelerinde göze çarpan diğer bir nokta da sosyal sınıf kavramının çok fazla ön plana çıkmayışıdır. Sosyal sınıf kavramı ile yalnızca Sam’al Kralı Kilamuwa’nın bir yazıtında karşılaşılır:

“ Ben Kilamuwa, Hayanu’nun oğlu, babamın tahtına oturan. Eski krallardan önce mškbm, köpekler gibi sindirilmişti. Mamafih, ben bazısı için bir babaydım. Bazısı için bir anneydim. Bazısı için bir

kardeştim. Bir koyun görmemiş olan onu sürü sahibi yaptım. Bir öküz görmemiş olan onu sığır çobanı ve altın-gümüş sahibi yaptım.

Gençliğinden beri giysi görmemiş olan o, benim zamanımda donandı. mškbm ile ilgilendim. Onlar, annesine hasret bir öksüz gibi bana itaat ettiler. mškbm, b’rrm’e saygı göstermezse, b’rrm, mškbm’e saygı göstermezse benim yerime oturacak olan çocuklarımdan biri, bu yazıtı yıkmalı.”

Bu yazıttaki mškbm muhtemelen ekonomik açıdan koruma ihtiyacı olan bir sınıfı ve b’rrm de güçlü bir sosyal tabakaya işaret eder. Bununla beraber diğer eski Yakındoğu toplumlarında da görüldüğü üzere Aramilerde de kadın toplumda önemli bir konumda gözükmez. Dion da çalışmasında bu konuya değinirek yedinci yüzyılda Harran’da yapılan bir nüfus sayımının sonucuna göre Arami topluluğunun tek eşliliği tercih ettiğini de sözlerine ekler.

Arami topluluklarının ekonomik faaliyetlerine bakıldığında ise yine pastoralist göçebe geçmişleri doğrultusunda ağırlıkla hayvan besiciliği yaptıkları görülür. Koyun ve öküzlerden hemen her yerel yazıtta söz edilir ve varlıkları diğer evcil hayvanlardan çok daha fazla belgelendirilebilir. Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yerleşik hayata geçmiş Arami kabilelerinin ekonomisinde önemli bir rol oynar.

Aşağı Habur ve Orta Fırat’ta da evcil kuşlardan ördek ve kazların varlığı görülür. Yine zirai ve tarımsal faaliyetler de yazıtlarla belgelenir. Suriye’de buğday ve sarımsak gibi ürünlerin yanında arpa en yaygın ürün olarak görülür. Harran bölgesi gibi uzun süreli yerleşim bölgelerinde de ağırlıkla ekim yapıldığı bilinir. Dion, Aramice yazıtlar ve tabletlerde üzüm bağlarının öneminin anlatıldığını ve bilgeler arasındaki şarap kullanımının yaygın olduğunu ifade eder. Dion ayrıca Orta Fırat’ta ticaretle uğraşan kabilelerin varlığından da söz eder.

Asur yazıtları da, yünün ve ketenin de her yerde üretildiğini gösterir. Lüks bir ürün olan mor kumaşların üretiminin Fenikeli ve Aramilerce gerçekleştirildiği ve bunların ticaretinin de yine Fenikeli ve Arami tüccarların elinde olduğu düşünülür. III. Şalmaneser ya da diğer Asur krallarının yazıtları da yukarıdaki satırları doğrular niteliktedir:

“ Aynı kentte, Dabigu’da kalırken Unkili Halparunda’dan, Gurgumlu Mutallu’dan, Sam’allı Haianu’dan ve Bit-Agusili adam Aramu’dan gümüş, altın, kalay, demir, kırmızı-mor yün, fildişi, renkli elbiseler, keten giysiler, öküz, koyun, şarap ve ördekleri haraç olarak aldım. ”

Yine Asur yazıtlarında karşılaşılan su mermeri, sedir ağacı ve diğer değerli kerestelerin ise Geç Hitit ve Sam’al kökenli olduğu düşünülür.

ARAMİ-ASSUR İLİŞKİLERİ –  Siyasi İlişkiler

Aramilerin de kökeninin dayandırıldığı Batı Sami pastoralistlerinin siyasi bir faktör olarak ortaya çıkması M.Ö on beşinci yüzyıl sonlarına rastlar. Kassit Kralı I. Kadaşman-Harbe, bu pastoralistlerden Sutûların Bişri, Hurri dilindeki ismiyle Hehe Dağındaki kalelerini tahrip eder. İzleyen yıllarda bu pastoralist kabilelerin, yani Sutû ve Ahlamû’nun Hitit ve Mitanni ile beraber Asur’a karşı savaştığı görülür. Orta Asur döneminde, Sutû ve Ahlamû ismi Asur yıllıklarında, I. Adad-nirari (1305–1274) tarafından anılır:

“ Arik-din-ili’nin oğlu, Tanrı Enlil’in valisi, Aşur’un vekili,Turukku ülkesinin fatihi, Qutu’nun geniş dağlarının ve tepelerinin kralları gibi büyük, sınırları genişleten, Kudmuhu ülkesi ve onun müttefikleri, yağmacı Ahlamû, Sutû, Yauru ülkelerinin fatihi. ”

Halefi I. Şalmaneser (1274–1245), Mitannileri ve müttefikleri Hitit ve Ahlamû’yu Cezire’de yener ve Hanigalbat ülkesinin fethini tamamlar. Bununla beraber Hanigalbat topraklarının büyük bir çoğunluğu hala Batı Sami pastoralistlerinin kontrolü altındadır. Böylece Asurlular ve Ahlamû gibi Batı Sami kökenli pastoralistler arasında uzun ve mücadeleli bir dönem de başlamış olur. I. Tukulti-ninurta (1244–1208) da bir yazıtında Mari, Hana, Rapikum ve Ahlamû dağlarını ele geçirdiğini belirtir.  Zadok gibi bazı araştırmacılar da Orta Fırat bölgesindeki bu Ahlamû dağlarını Batı Sami pastoralistlerinin toplanma alanı olan Bişri Dağı ile özdeşleştirir. Bununla beraber Zadok, I. Tukulti-ninurta’nın yalnızca bir fetihten bahsettiğini, herhangi bir çarpışmadan söz etmediğini söyler.

On ikinci yüzyılda, oğlu I. Tiglat-pileser (1114–1076) ile beraber Asur’da yeni bir döneme girilir. Bununla beraber I. Tiglat-pileser yazıtlarında Aramilerden söz eden ilk Asur kralıdır. Kral, ordusunu güneydoğuda Babil, batıda Lübnan kadar uzak bölgelere sefere gönderir. Bu dönemde de Aramiler, yine Asurluların en tehlikeli rakiplerinden biridir ve I. Tiglat-pileser de krallığının ilk yıllarında onlarla mücadele etmek zorunda kalır. Aramiler, ulaşımı keser, Asur köylerine kadar sokularak ürünleri mahveder; bölgede ciddi bir karışıklığa ve açlığa neden olurlar. Bölgedeki Asur halkı dağlara kaçar. Bunun üzerine Kral, ordularıyla ahlamû-Aramiler’in üzerine yürür; onları Suhu ile Karkamış arasındaki bölgede yener ve Bişri Dağındaki Arami kentlerini yakıp yıkar. Yine bir başka yazıta göre I. Tiglat-pileser, Aramileri takip etmek için yılda iki kez, toplamda yirmi sekiz defa Fırat’ı geçmek zorunda kalır. Bu uzun takip onların ne kadar zorlu bir düşman olduğunu da ortaya koyar. I. Tiglat-pileser, Aramiler üzerine yaptığı bu seferlerle Basra Körfezi ile Akdeniz’i birbirine bağlayan önemli kervan yollarını eline geçirir.

I. Tiglat-pileser’in ölümü ile Asur devlet yönetiminde görülmeye başlanan değişimler sona erer ve Aramilerin istilaları daha da artar. Bir sonraki Asur Kralı Asur-bel-kala’nın (1073–1056) yazıtları, özellikle de Kırık Obelisk, bu Arami-Asur mücadelesini betimleyen önemli kanıtlardan biridir. Asur-bel-kala da I. Tiglat-pileser gibi güneyde Babil’e ve batıda Lübnan’a kadar yönelerek kısa bir dönem için Orta Asur İmparatorluğunu canlandırır. Kırık Obelisk’te Kralın bu girişimleri, özellikle de Arami baskısına karşı koyuşu öne çıkar. Asur-bel-kala, bu yazıtlarda bugün Diyarbakır – Üçtepe’nin batısında uzanan Sinabu’yu da kapsayan Yukarı Dicle bölgesinde, hem de bu bölgenin güneyindeki Kaşiyari dağlarında ve Asur kontrolü altındaki diğer bölgelerde Aramilerle savaştığını ifade eder:

“ O yıl, İyyar ayında, Kaşiyari Dağı eteğinde Pauza kentinde, Aramilere karşı seferde, onlarla savaştı. Aynı yıl, aynı ay Aramilere karşı seferde onlarla Nabula kentinin merkezinde savaştı. ”

Bununla beraber Asur-bel-kala, artan Arami baskısı karşısında Asur’un merkez topraklarını güvende tutmak için, Yukarı Dicle bölgesini gözden çıkarır ve bölgeden geri çekilir. Yukarı Dicle bölgesindeki Asur egemenliğinin bitiş nedeni hakkında doğrudan bir kanıt bulunmamakla birlikte, Aramiler başlıca etken olarak görülür. Bu durum Asur’u yeniden zayıflama sürecine sokar ve krallığın genişleme çabalarını kesintiye uğratır.

Aramiler, Assur-bel-kala döneminde Yukarı Dicle bölgesine yerleşmeye başlamış olmakla beraber Fırat’ın doğusunda da varlıklarını sürdürürler.

II. Eriba-Adad (1055–1054) ile başlayan dönemde Asur, yüzyıldan fazla bir süre için karanlık bir döneme girer. Söz konusu bu dönem için net bilgiler edinilemese de ileriki dönemlerde bu karanlık yüzyıla yapılan atıflardan Aramilerin üstün güç oldukları ve önceleri Asur toprağı olarak bilinen yerlerin büyük bir bölümünü işgal ettikleri anlaşılır. Yine bu zaman dilimi içerisinde Aramiler, Fırat’ı geçerek Habur’a kadar ilerlerler.

II. Asur-dan’ın (934–912) tahta çıkması ile beraber Asur’da yine bir hareketlenme görülür ve II. Asur-dan ile Yeni Asur dönemine girilir. Bu dönemde, yaklaşık bin beş yüzyıllık bir süre boyunca aynı soydan geldiği düşünülen Asur krallarınca, alınan ama sonradan kaybedilen toprakları geri kazanmak amacıyla batıya, kuzeye ve Anadolu topraklarına yönelir. Asur-dan da bu politika doğrultusunda Aramilerin ele geçirdiği ve bir yüzyıldan fazla bir süre için ellerinde tuttukları toprakları geri alır ve mülteci konumuna düşen Asurlular, topraklarına geri dönerler.

Asur-dan, yazıtlarında Aramilere karşı zafer elde ettiğini öne sürse de bu dönemde Aramilerin Fırat’ta Bit Adini, Habur’da Bit Bahiyani gibi güçlü Arami krallıklarını kurdukları görülür.

II. Adad-nirari Hanigalbat ülkesi üzerine altı sefer düzenler. Bu seferlerde çoğunlukla Nisibis (Nusaybin) bölgesinde yerleşik olan Arami kabilesi Temanitler ile savaşır. Altıncı Hanigalbat seferinde, Hanigalbat’ı ve Nisibis’i ele geçirir ve Temannulu Nur-Adad’ı da yenerek aldığı diğer esirlerle birlikte Asur’a getirir.

Huzirina (günümüzde Urfa yakınlarındaki Sultantepe) ve Guzana da II. Adad-nirari’nin ele geçirdiği bölgeler arasındadır; Babil’in kuzeybatı sınırında uzanan Lake ve Hindanu gibi Arami yerleşimlerinden de haraç ve vergi alır. Katnu ve Bit Halupe de diğer vergiye bağladığı Arami yerleşimleridir.

II. Tukulti-ninurta (890–884) dönemine gelindiğinde Asur’un öncelikli hedefleri arasında Nairi ülkesinin ve Habur ile Dicle boyunca yerleşmiş zengin Arami yerleşimlerinin yer aldığı görülür. Tukulti-ninurta özellikle de Asur’un Yukarı Dicle Bölgesindeki hâkimiyeti bitmeden çok kısa bir süre önce veya sonra kurulan Amedi merkezli Bit Zamani Devletini hedefler. 886 yılına tarihlenen bir seferin kaydı sayesinde bölgenin Asur’un hâkimiyetindeki bir vasal devlet olduğu ve Asur’un burada uyguladığı politika anlaşılır.

Asur’un bu bölgede uyguladığı vasallık politikası da yine karşılıklı sorumlulukları içeren klasik bir vasallık politikasıdır. Asur, vasalı yaptığı devleti yabancı saldırılara karşı korur, vasal devlet de bilgi akışı sağlar ve düzenli vergi öder. Vasal devletin bu sorumlulukları, burada görevli Asurlu bir memur tarafından izlenir ve bulunduğu bölgeden sorumlu olan eyalet yöneticisine rapor edilir. Yerel yöneticiler, kendi ülkelerinde yine kraldır; Asur Devleti bu devletlerin iç işlerine karışmaz ama Asur kralları, çoğu zaman söz konusu bu yöneticilerin yetkilerini sınırlandırır.

II. Tukulti-ninurta’nın oğlu II. Aşurnasirpal (883–859) ile Mezopotamya yeni bir tarz ile tanışır ve Asur devleti de en görkemli dönemlerinden birini yaşar. Krallığının ilk yıllarında seferleri kuzey ve kuzeydoğuya yönelik olsa da Aşurnasirpal’in ikinci, beşinci ve onuncu seferlerinde başlıca hedefi Yukarı Dicle bölgesidir. Kral bu seferlerinde bölgeyi Nairi olarak tanımlar. Bu dönemde bölgedeki Arami devleti Bit Zamani yine Asur vasalı konumundadır; Aşurnasirpal’e ait Kuruh Monolitinde, Bit Zamanili Amme-baili’nin adamlarınca çıkarılan bir isyanda öldürüldüğü ve Asur Kralının Amme-baili’nin, vasal kralın öcünü almak amacıyla harekete geçtiği görülür.

Yine diğer bir yazıtta Hulayalılar, Aşurnasirpal zamanında Asur vasalı bu devletin parçası ve Bit Zamanili İlanu’nun krali kenti olan Damdamusa’ya saldırır, Asur kralı da kente yardıma gider. Kral, sonradan Damdammusa’yı Asur için ele geçirir. Bu arada Bit Zamani’nin merkezi Amedi’de de kent kapısı önünde savaşır ve kentin meyve bahçelerini tarumar eder. Amedi üzerine direkt bir sefer düzenlendiğine dair bir beyana rastlanmasa da yakın çevresinde olduğu anlaşılan yine Bit Zamani kontrolündeki Sinabu ve Tidu gibi önemli kaleler boşaltılarak yerlerine Asurluların yerleştirilmesi, Damdammusa ve Sinabu gibi kentlerin Asur’a dahil edilmesi, sonraki yıllarda buraya Asurlu krallarca valiler atanması Amedi’nin de bir Asur eyaletine dönüştürüldüğü izlenimini verir.

Yine Aşurnasirpal döneminde Babil ve Arami Bit Adini’nin Lake ve Suhu’yu ticari nedenlerle kışkırttığı görülür. Asur Kralı bu isyanı acımasız bir şekilde sonuçlandırır ve bunun faturasını Bit Adini’ye çıkarır. Bit Adini’nin Marina, Rugulutu, Ialligu gibi kentlerini alır. Lake, Hindanu bu dönemde de Asur’a vergi ödeyen Arami devletleri arasında yer alır. Tüm bunlarla beraber ünlü Tel Feheriye yazıtları da bu döneme tarihlenir. Aramice-Akkadca çift dilli bu yazıtlar, Asur’un vasalı konumundaki Guzana kentinin valisi Hadad-yis’i tarafından Fırtına Tanrısı Hadad’a adanır.

Aşurnasirpal’in halefi III. Şalmaneser’in (858–824) seferlerinin de genel olarak batı, kuzey, kuzeybatı ve kuzeydoğu yönlerinde yoğunlaştığı görülür; Kral neredeyse tahta çıkar çıkmaz batıdaki, özellikle de kuzeydeki devletlerle sorun yaşar. Karkamış, Pattina, Sam’al, Kue ve Hilakku’dan oluşan bir Suriye-Hitit ittifakıyla karşı karşıya gelir. Gurgum, Kummuh ve Bit Adini bu ittifaka katılmasa da bu hareketi destekler. III. Şalmaneser bu koalisyonu yener ve Asur topraklarının hemen yanı başında uzanan Arami devleti Bit Adini’ye yönetiminin ilk dört yılı boyunca seferler düzenlemeye başlar. Üçüncü yılda Bit Adini Kralı Ahuni başkenti Til Barsip’i terk eder; Şalmaneser de kenti işgal ederek Kar-Şalmaneser (Şalmaneser’in Limanı) olarak yeniden yapılandırır. Kentin düşüşü Asur’a Halep yolunu açar. Ertesi yıl Ahuni, tanrıları, savaş arabaları, atları, oğulları, kızları ve ordularıyla birlikte yakalanarak Asur’a getirilir.

853 yılına gelindiğinde Şalmaneser, Aram-Şam Kralı Hadadezer’in önderliğinde, Hamatlı Irhuleni’nin, İsrailli Ahab’ın, Biblos’un, Mısır’ın, Itakanatu’nun, Arvadlı Matinu-ba’al’ın, Usanatu’nun, Sianulu Adunu-ba’al’ın, Arap Gindibu’nun, Ammon’un, Bet Rehoblu adam Ba’asa’nın ekonomik nedenlerle oluşturduğu on iki krallı bir ittifakla karşılaşır. Asur Kralı bu ittifakla yönetiminin altıncı, onuncu, onbirinci, on dördüncü yıllarında Hamatlı Irhuleni’nin krali kenti Karkar’da savaşır.

Bununla beraber Şalmaneser, Karkar savaşından sonra Hamat topraklarının birçoğuna saldırır, Irhuleni’ye ait bir dizi önemli kenti yok eder. Yine krallığının on sekizinci ve yirmi birinci yıllarında Hadadezer’in halefi Şam Kralı Hazael’le karşı karşıya gelir; Şam’ın dört kentini ele geçirir. Bunu izleyen yıllarda Suriye’nin iç kesimlerindeki kentlerle beraber Asur, kuzeyde Tabal ve Kue ‘yi egemenliği altına alır. Beraberinde batıya uzanan ticaret yolları ile Toroslar üzerindeki maden yataklarının da egemenliğinin Asur’a geçmesi Asur’a ekonomik yönden büyük bir kazanç sağlar.

III. Şalmaneser’den sonra Asur zor bir döneme girer. Başta Asur, Ninive, Arbela gibi kentler olmak üzere tüm Asur’u etkileyen ve sebebi tam olarak bilinmeyen isyanlar görülür. Bu dönemin ilk kralı ise Şalmaneser’in oğlu V. Şamsi-Adad’tır (823–811). Babil kralı Marduk-zakur-şumi’nin yardımıyla tahta çıktığı düşünülen Şamsi-Adad’ın faaliyetleri öncellerine göre çok daha mütevazıdır. Asur Kralının seferleri genelde Babil ve Nairi bölgesine yöneliktir. Kralın bu Nairi tanımı, Radner ve Schachner’e göre Amedi ve Bit Zamani ile aynı bölgedir.

III. Adad-nirari (810–783) de yönetimi boyunca önemli seferler düzenleyen bir Asur kralıdır. Yönetimi sırasında Bel-Harran-beli-uşur, Nergal-eriş ve Şamsi-ilu gibi bazı Asur valilerinin ön plana çıktığı görülür.

Antakya-Asi nehri yakınlarında bulunan bir taş stel, söz konusu bu valilerden en güçlü konumdaki Şamsi-ilu’nun, Kral Adad-nirari ile beraber iki Arami devletinin, Hamatlı Zakkur ile Arpadlı Attar-şamak’ın egemenlik bölgelerini belirlediğini, bu iki devlet arasında aracılık yaptıklarını gösterir:

Adad-nirari’ye ait bir başka yazıtta da Asur Kralının annesi Semiramis (Kraliçe Semiramis (Sammuramat), Asur Kralı V. Şamsi-Adad’ın ölümünden sonra oğlu III. Adad-nirari büyüyünceye dek, beş yıl Asur’u yönetmiş ve Adad-nirari tahta geçtiğinde de Asur yönetiminde etkili olmuş tarihi bir karakterdir.) ile beraber Fırat’ı geçerek, Arpadlı Attar-şamak’a karşı askeri bir harekâtı yürüttüğü görülür.

Yine III. Adad-nirari’nin yazıtlarında Kralın düzenlediği Hatti gibi batı, özellikle de Şam seferlerine rastlanır. Kral, yönetiminin beşinci yılında Şam’ın itaatini sağlar, Şam’ı Asur’un vasal devletleri arasına katar. Ardından gerçekleştirdiği Hatti seferiyle vergi vermeyi kesen Hatti krallarını yendiğini iddia eder.

IV. Şalmaneser (782–773) döneminde de Asur valisi Şamsi-ilu ile tekrar karşılaşılır. Maraş yakınlarında, Kızkapanlı köyünde bulunan ve 773 yılında yazıldığı düşünülen bir stel Şamsi-ilu’nun Şam üzerine bir seferini anlatır. Stelde Şamsi-ilu, Şam seferini anlatırken Asur Kralına hiç değinmez, bu yorumu da seferi Şamsi-ilu’nun yönettiği ve valinin bu dönemde de etkili bir isim olduğu izlenimini verir.

III. Adad-nirari’nin diğer oğlu III. Asur-dan (772–755), Suriye ve Babil’e yaptığı başarısız seferlerle anılır; döneminde veba salgınları, Asur, Arafa (günümüzde Kerkük) ve Guzana’da isyanlar görülür.

Yukarıda da görüldüğü üzere Asur’un dokuzuncu yüzyıldaki hızlı gelişimini sekizinci yüzyılın ilk yarısındaki duraklama dönemi izler. Ülkenin sınırlarında herhangi bir değişiklik olmasa da yönetimde zaaflar, valilere ve yüksek rütbeli devlet memurlarına verilen olağanüstü yetkiler görülür. Yine bu dönemde Anadolu’nun doğusunda Urartu devleti egemen konumdadır; Urartu Kralı II. Sarduri (756–730), Melid, Kummuh ve Gurgum gibi Geç Hitit Krallıklarının yanı sıra Arami Arpad Krallığı ile de ittifak halindedir. Bununla beraber Kuzey Suriye’deki Arami krallıkları üstünde Urartu’nun siyasi etkisi hızla yayılmaya başlar.

V. Aşur-nirari 746 yılında Kalhu’da çıkan bir isyan sırasında öldürülür. Yerine krali soydan geldiği tartışmalı, genelde bir gaspçı olduğu düşünülen III. Tiglat-pileser (745–727) geçer.

III. Tiglat-pileser, tahta çıktıktan sonra iç isyanları bastırır, askeri seferler için III. Şalmaneser dönemi sınırlarının ötesini hedef olarak seçer. Asur Kralı bu dönemde Fırat’ın batısında yalnızca Geç Hitit ve Arami Krallıklarıyla değil, Urartu ile de uğraşmak zorunda kalır. 743 yılında Urartu, Arpad, Malatya, Kummuh ve Gurgum’dan oluşan bir ittifak ile karşılaşır ve bu ittifakı Kummuh – Halpa’da (günümüzde Adıyaman Gölbaşı) yener. Güneyde Babil’de ise Kaldeliler ve Aramiler kral için başlıca sorun oluşturan halk topluluklarıdır ve onları da yine krallığının ilk yıllarında dize getirir.

Asur Kralı daha sonra da batı seferlerine devam eder. Arpad, Unki ve Aram-Şam başlıca hedefleri arasındadır. Arpad’ın 740 yılında da düştüğü görülür.

Tiglat-pileser, 738 yılında idari konularda reform hareketlerine girişir. Bu reformlar dahilinde eyalet sınırlarını yeniden düzenler, krali otoriteyi güçlendirmek amacıyla eyalet valilerinin yetkilerini sınırlar. Askeri alanda gerçekleştirdiği yenilikler arasında Arami kabilelerinden oluşan askeri birlikler göze çarpar. Asur Kralının öncelik verdiği diğer idari uygulama ise nüfus nakil politikaları olur. Tüm kentler ve bölgeler boşaltılarak halkları daha uzak bölgelere gönderilir, yerlerine diğer ülkelerden gelen halklar yerleştirilir. Burada başlıca amaç milliyetçi oluşumları önlemek, halkların direnişini kırmaktır. Bu bağlamda Tiglat-pileser, önceliği Aramice konuşulan bölgelere verir. Ama bu öncelik Asur’un Aramileşmesine, ilerleyen yıllarda da ülke birliğinin çözülmesine yol açar.

Bu dönemde Yukarı Dicle bölgesindeki Tuşhan eyaletinde yeniden güvenlik sağlanır, Nairi topraklarının kralları vergiye bağlanır. Anadolu’nun güneydoğusunda, Harran güzergâhındaki Arami kenti Hadatu (Arslan Taş) eyalet merkezi haline getirilir ve Asur Kralı burada kendisi için bir saray yaptırır.

Tiglat-pileser, 727 yılında öldüğünde Asur, Basra Körfezi’nden Mısır’a, kuzeyde Anadolu ve Kilikya’ya kadar uzanan büyük bir imparatorluk şeklinde yoluna devam eder. III. Tiglat-pileser’in ardından Asur ve Babil Kralı olarak V. Şalmaneser (726–722) ismi ile karşılaşılır. Şalmaneser de babası gibi batıya yönelir. Bu dönemde Anadolu topraklarındaki güçlü Arami Krallığı Sam’al ve başkenti ele geçirilir.

V. Şalmaneser’in kısa süren yönetim sürecinden sonra III. Tiglat-Pileser’in oğlu olduğu tartışmalı olan II. Sargon (721–705) Asur tahtına çıkar. II. Sargon’un saltanatı, imparatorluğun geleneksel fetih ve genişleme politikasının son dönemi olması açısından önemlidir. Bu dönemde Asurluların, Aramilere ait kent devletlerinin hemen hemen hepsinde tam egemenlik kurdukları ya da vasal devlet olarak himaye altına aldıkları görülür. Bundan böyle Sargon ve haleflerinin Aramilerle ilişkilerinin nüfus nakilleri uygulamalarıyla sınırlı kaldığı göze çarpar.

Toplu nüfus nakilleri, III. Tiglat-pileser öncesinde de Asur krallarınca uygulanan ve Yakındoğu’da Mezopotamya, Hitit İmparatorluğu ve Mısır gibi uygarlıklarda uzun süreden beri bilinen, öncelikle sivil halkın anayurtlarından başka coğrafyalara büyük oranlarda sürülme olayıdır. Yeni Asur İmparatorluğu döneminde de nüfus nakilleri, imparatorluğun gelişim ve inşasının gerçekleşmesinde temel bir politika ve rutin bir uygulama olur. Bu temel politika ve uygulama, Asur yönetiminin imparatorluğun her bölgesine yayılmasını sağlamak gibi bir amaca hizmet eder.

Bununla beraber bu uygulama, III. Tiglat-pileser (744–727) döneminde ve sonrasında da II. Sargon ve Sanherib yönetimlerinde dikkat çekici bir yaygınlık kazanır. Tiglat-pileser döneminde nüfus nakilleri, belirli bir sisteme oturtularak Aşurbanipal’e (668–627) kadar geçen süre içerisinde de toplam nüfus nakillerinin yüzde sekseni gerçekleştirilir. Yaklaşık üç yüz yıllık bu süreçte, dört buçuk milyon insanın yurtlarından sürülerek farklı coğrafyalara yerleştirildiği söylenir.

III. Tiglat-pileser öncesinde, Kuzey Suriye, Nairi ve Ararat ülkeleri, Namri ve Asur’un doğu bölgeleri ile sınırlı olan nüfus nakilleri, imparatorluk büyüdükçe daha da geniş bir coğrafyayı kapsar. Tiglat-pileser döneminde, bu uygulama güneybatıda Mısır’dan, kuzeydoğuda Hazar denizi kıyılarına, batıda ve kuzeybatıda Yadnana ve Muşki ülkelerinden doğu ve güneydoğudaki Media ve Elam ülkelerine kadar tüm Yakındoğu’ya yayılır. Hatta Sam’allı II. Panamuwa’nın bir yazıtında, III. Tiglat-pileser’in uyguladığı bu nüfus nakillerinin geniş coğrafyasına ilişkin şöyle bir ifade görülür:

“ doğunun kızlarını batıya ve batının kızlarını doğuya getirdi. ”

Yazıtlar ve diğer yazılı belgeler dışında Asur kabartmalarında bu nakiller acınası sahneler olarak betimlenir: Omuzlarına eşyalar, çantalar yüklenmiş, sıska çocuklarının elinden tutmuş, askerler eşliğinde yürüyen insanlar. Nüfus nakil politikalarının uygulandığı coğrafya dikkatle incelendiğinde bu uygulamada önceliğin Aramice konuşulan bölgelere verildiği dikkat çeker. Asur krali yazıtları da Aramice konuşulan bölgelere öncelik tanınan bu uygulamaların pek çok örneğini sunar. Aramilerle birçok kez karşı karşıya gelen Asur kralı II. Adad-nirari (911–891) bir yazıtında, Anadolu topraklarında Nisibis (Nusaybin) ve çevresinde yaşayan Arami Temanit kabilesi ile ilgili şöyle bir söylemde bulunur:

“ Aynı eponimde, Temannulu Nur-Adad’ı ve askerlerini esir aldığım o savaşta, onu beraberimde ülkeme, Ninive’ye getirdim. ”

Yine Anadolu topraklarında yaşayan Harranlı Arami (uruGambulāja) Gambuluların, II. Sargon, Sanherib ve Aşurbanipal dönemlerinde küçük gruplar halinde Asur kentine yerleştirildikleri görülür. Aramice konuşulan bölgelere verilen önceliğin nedeni, Asur’un nüfus nakilleri politikasındaki amaçlarından biri olan ulusal ve etnik grupları çeşitli bölgelere dağıtarak, milliyetçi oluşumları zayıflatma bağlamında Arami topluluğunun da birliğini bozmak ya da direnişini kırmak olarak düşünülebilir.

Yazıtlarda III. Tiglat-pileser, II. Sargon ve Sanherib’in çoğunlukla güney Babil’den, Keldani ve Arami kabilelerini imparatorluğun çeşitli bölgelerine yerleştirdiği takip edilir. Yine yazıtlardan ve diğer yazılı belgelerden izlenebildiği üzere Hamat, Şam, Bit Adini gibi Suriye’deki Arami yerleşimlerinden de imparatorluğun başka bölgelerine yerleştirilen halklar söz konusudur. Nairi, Hilakku, Unki, Karkamış, Kummuh ve Gurgum gibi bölge coğrafyasının diğer halkları da bu nüfus nakil politikası düzenlemelerine dahil edilir. Asur İmparatorluğunu kalkındırmak için gerekli insan gücünü sağlamak da bu uygulamanın diğer yan amaçlarından biridir. Ayrıca bu politika Asur ile yapılan anlaşmalarda, anlaşmaya uymama cezası olarak da uygulanır. V. Aşur-nirari ve Bit Agusili Mati’el arasında yapılan anlaşmanın maddeleri bu tür bir ceza uygulamasının da örneğini sunar:

“ Eğer Mati’ilu, bu anlaşmaya karşı bir hata yaparsa, Mati’ilu oğulları, kızları, saray memurları ve ülkesinin halkıyla beraber ülkesinden çıkartılacak, ülkesine geri dönemeyecektir. ”

Asurlu yöneticiler, sürgünlerin büyük bir bölümünü ‘Asur halkı olarak’ tanımlar; yeni yerleşimciler, yerel halkla aynı hak ve sorumluluklara sahip görünürler. Bununla beraber sürgünler arasında toprak sahipleri, tarım işçileri, zanaatçılar, bilginler, uzmanlar, işadamları, saray ve devlet görevlileri, köleler, hizmetçiler, sığıntılar ve esirler gibi çeşitli sosyal sınıflardan insanlara rastlanır.

Sanat ve Kültür Alanında Arami-Asur İlişkileri ve Arami Göçlerinin Kültürel Etkisi:

Asur kentlerinden Ninive’de üzerinde Aramca yazı bulunan belgeler bulunmuş, diğer kenttelerede de Aramca yazılı tablet parçaları bulunmuştur. Semitik araştırmaların ve Arami yerleşimlerine ait kazı çalışmalarının daha eskiye dayanmasına karşın Arami isminin doğrudan anıldığı çalışmaların M.Ö 1900’lü yıllardan itibaren gerçekleştirildiği görülür.

Uluslararası ortak iletişim dili olarak kabul gören Aramca, Eski Ahit’te de kullanılmış; Pers egemenliği döneminde yaygın bir ticaret dili olarak konuşulmuş; bazı lehçeleri Kuzey Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu’da Süryani ve Keldani gibi topluluklar aracılığıyla günümüze kadar ulaşmıştır.

Tarihî kaynaklar Isa-Mesih’in Aramcanın bir diyalekti olan Süryanca konuştuğunu ve İncil’i bu dille vaaz ettiğini kaydederler. Isa-Mesih’in konuştuğu ve İncil’i vaaz ettiği dili, hâlen kiliselerinde ve dini

eğitimlerinde kullanmakta olanlar Süryanilerdir (Çelik 2005:http://goc.bilgi.edu.tr).

Bilinen en eski yerleşim alanlarından biri olan Mezopotamya’nın Sami kökenli “Süryaniler”e yaklaşık 5. 000 yıldan beri ev sahipliği yapmasının önemi ayrıca Süryanilerin (Aramiler, Asurîler, Keldaniler) Hıristiyanlığın ortaya çıktığı (Kudüs coğrafyası dışında) dönem içerisinde bu inancı kabullenen ilk topluluk olmasıdır.

Tevrat’ın bazı yerleri bu dille yazılmıştı. Tevrat’taki bu Aramca kısımlar, Hıristiyanlıktan evvel bilinen Aramcadır. Bizzat Isa ve Havarileri bu Aramcayı konuşmuşlar. Talmud’a ve Samaritenlere ait birçok belgeler de bu dille yazılmıştır. Bunu bize ilk Hıristiyan cemaatlerin zamanından kalan ve bugün Vatikan’da muhafaza olunan İncil’e ait bazı yazmalar ispat etmektedir.

Suriye ve Filistin’de yazı dili Arami alfabesiyle,  Hz. İsa’nın dünya görüşünü içeren ve Havarilerin mektuplarından oluşan İncil kaleme alındı. İncil’in el yazmalarının çoğalması Hıristiyanlığın yayılmasını hızlandırdı. Bölgede konuşulan Batı Arami lehçesi bu yıllarda Hıristiyanlığın kültür diline dönüştü.

Hz. Muhammed tarafından vazedilen, birçok bölümü Arapçanın değişik bir lehçesiyle yazıldığı ifade edilen kur’anın bu bölümleri birçok kaynakça Aramca olduğu ifade edilmiştir.

Aramice yazıtların büyük çoğunluğu Güneydoğu Anadolu ve Suriye’de bulunmuş olmakla beraber bu dille yazılmış belgelerin Yunanistan, Mısır, Anadolu, Suriye, Kuzey Mezopotamya, Iran, Afganistan ve hatta Pakistan’a kadar genişleyen bir bölgeye yayıldığı görülmektedir.

Filvaki, Ahamenit imparatorluğu zamanında Aramca büyük bir himayeye mazhar olarak imparatorluk içindeki bölgelere yayılmış, hatta ana vatan topraklar üzerinde konuşulan lehçelere bile tesir etmiştir. İşte bundan dolayıdır ki bu devir Aramcasına ” imparatorluk Aramcası” denilmiştir.

M.ö VIII. yüzyılın son çeyreğinde Sam’al’dan Şam’a kadar bütün Arami merkezlerinde aynı dil ve aynı lehçe kullanıldığı için buna “Müşterek Aramca” denilmektedir. MÖ. IX. yüzyıl, Arami dilinin altın çağıdır ve bu devir “annaller, kasideler, ritüeller, efsane ve destanlar gibi çeşitli ve zengin bir edebiyatla” tev’em olmalıdır, fakat bu edebiyat kaybolmuş ve bize kadar intikal edememiştir.

Günümüzün Asurları, kökü Aramca şiveli diller konuşmaktadırlar. Asurlular konuşulan Arami dilini yazıya döktüler (Yonan, www. acsatv. com/filer/Qashisho). Günümüz Arap ve ibranileri de Aramcanın aynı kökten türemiş diyalekt ve lehçelerini konuşmaktadırlar.

Sanat eserlerinde, özellikle de heykel ve kabartmalar üzerinde, Kuzey Suriye’de Geç Hitit, Doğu Akdeniz kıyılarında Fenike, Asur kentlerinde de Asur üsluplarıyla iç içe geçmiş, bazı yönleriyle de onlardan ayrılan bir Arami üslubu veya Arami tipi ayırt edilebilmektedir. Asur’da en erken Arami tipleri M.ö IX. yüzyıla ait Asurnasirpal II’nin bronz kapı kabartmaları üzerinde görülür.

Kuzey Suriye’de, Geç Hitit kentlerinde de inşa edilen, ön cephesi sütunlu, arkasında uzun bir oda olan ve “Bit-Hilani” olarak adlandırılan saraylar Arami kentlerinde de karşımıza çıkar. Kaide üzerinde yükselen büyük heykel ve kabartmalarda, kral, aslan, grifon, sfenks, bitkiler ile askeri törenler ve dans eden hayvanlar gibi fantastik konular işlenmiştir. Tel Halaf’ta yerel kral Kapara (IX. yüzyıl) ve Tel Fahariya’daki kral Adduyis’in heykelleri de bu anlayışla yapılmıştır.

Aramilere ilişkin yazılar daha çok alfabe yazısıyla, uzun ömürlü olmayan papirüs üzerine yazıldığı çin günümüze ulaşamamıştır. Dolayısıyla bu toplum hakkındaki bilgilerimiz daha çok Asur kayıtları ve Eski Ahit’ten elde edilir. Az sayıda da olsa, taş gibi dayanıklı maddeler üzerine kazınmış Aramca yazıtlar da mevcuttur. Bu örneklerden en eskisi, Tel Halaf’ta bulunmuş ve M.ö X. yüzyıla tarihlenen tek satırlık yazıttır. Aynı bölgede Tel Fahariya’da ise bir heykel üzerinde çift dilli (Akkadca-Aramca) bir yazıt saptanmıştır. Batıda Halep’in güneyinde Sefir’de üç stel üzerinde bulunan ve VIII. yüzyıl ortasında Arpadlı Mati’el ile Asur valisi amisilu (KTKlı Bar-Ga’yah) arasındaki bir anlaşmadan söz eden yazıt ise bilinen en uzun Aramca kayıttır. Sam’al Krallığının başkenti Zincirli’de Kral Hadad ve Bar-Rakkab heykelleri ile Bar-Rakkab’ın kabartmaları üzerinde de yazıtlar yer alır. Aramca Asur döneminden sonra da uzun süre önemini korumuş; Ön Asya’daki geniş bir bölgede konuşulmaya ve yazılmaya devam etmiştir. Arami nüfuzunun dışında da Arami etkili sanat eserlerinin ve Aramca yazıtların varlığı bilinir.

Aramilerin oldukça uzun bir süreci kapsayan ve geniş bir bölgede yaşanan tarihlerinin ilk bölümü, büyük oranda Yeni Asur Krallığıyla bağıntılı olarak şekillenmiştir.

Yaklaşık 1300 yıllık bir tarihi olan Asurlularda sanat, Yeni Asur (1000–610) döneminde taşra sanatı olmaktan kurtulur, belirli bir olgunluğa erişir ve özgünlük kazanır. Yeni Asur döneminden günümüze ulaşan sanat eserleri, Kalhu (Nimrud), DurŞarrukin (Horsabad) ve Ninive (Koyuncuk) gibi Asur kentlerinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan görkemli kent yapıları, yine bu yapıları süsleyen kabartmalar ve devasa heykellerdir.

Asurlular, fethettikleri ülkelerde ekonomik ve siyasal egemenlikleri yanında kendi kültürel ve dünya görüşlerini de kabul ettirirler; onlardan da sanatsal ve kültürel olarak etkilenirler ve bu fikirleri kendi kültürleriyle birleştirirler. Bu bağlamda da ele geçirdikleri, siyasi ilişkilerde bulundukları Tel Halaf (Bit Bahiyani), Karkamış, Maraş, Zincirli gibi Geç Hitit ve Arami Krallıkları ile de kültürel ve sanatsal etkileşimler ve bunların örnekleri söz konusudur.

Bu etkileşimler ile daha çok mimarlık ve şehir planlamacılığı alanlarında karşılaşılır. Bununla beraber esinlenmeler, ikonografik motiflerden, fildişi sanat eserlerine, kentlerin flora ve bahçe düzenlemelerine dek görülebilir.

Bir Kuzey Suriye mimari yapısı olan, Geç Hitit ve Arami Krallıklarında da görülen bit hilani’nin Asur İmparatorluğunun merkezi durumundaki topraklar üzerinde de inşa edilmesi Asur kültürünün bazı unsurlarının batı etkileriyle açıklanabileceğini gösteren en önemli kanıtlardan biridir.

Asur devletinin Kuzey Suriye bölgesi ile sıkı ilişkiler içine girdiği III. Tiglatpileser döneminden itibaren saray yapılarında bit hilani uygulamaları sıkça görülür. Bu uygulamalar Asur yazıtlarında dahi yer bulur:

“ Onların Amorit dilinde bit hilani olarak adlandırdığı bir Hitit sarayının önünü bir portiko ile süsledim. 4610 talent ağırlığında, bronz, çiftli sekiz aslan … son derece yüksek dört sedir sütunu aslan heykelinin üstüne yerleştirdim ve onları girişi desteklesin diye inşa ettim.”

Kuzey Suriye saraylarından esinlenildiği açık olarak görülebilen hilani örnekleri özellikle de yedinci yüzyılda yaygınlık kazanır. Bu etkileşimle beraber Asurlular, bit hilaniyi tamamıyla değil, yalnızca giriş bölümüyle saray yapılarında bir ön-geçit olarak benimserler. III. Tiglat-pileser zamanında inşa edilen Hadatu (Arslantaş), III. Şalmaneser’in yaptırdığı, IV. Şalmaneser, III. Asur-dan, V. Aşur-nirari, turtanu Şamsiilu’nun da ikametgâhı olan Til Barsip, Ninive ve II. Sargon’un Horsabad sarayları bu tür bit hilani uygulamalarının görüldüğü Asur saraylarıdır.

Bununla beraber Kuzey Suriye ve Arami yerleşimleri ile Asur toprakları arasındaki kültürel ve sanatsal etkileşim karşılıklıdır. Aramilerin egemen olduğu Sam’al ve Tel Halaf gibi Kuzey Suriye yerleşimlerinde, gün ışığına çıkarılan heykellerde, kabartma ve ortostatlarda ve yine mimaride Asur sanatının izlerini görmek mümkündür.

Sam’al yontularında Asur etkileri, Kral Kilamuwa (835 – 810) döneminde iyiden iyiye kendini gösterir. Hatta Orthmann, Kral Kilamuwa’nın bizzat kendisine ait bir yazıtta kralın saç-sakal biçimini, duruşunu, adaleli yapısını Asur özellikleri olarak tanımlar. Kralın ilgili yazıta Ay Tanrısı Sin’in sembolü olan hilali, kanatlı güneş kursunu yerleştirmesini de Asur krallarına olan hayranlığı olarak yorumlar. Orthmann’ın gözlemlediği bu öykünmeler, Kilamuwa’nın haleflerinden Kral Barrakab’a ait bir yazıtta da yer alır.

Yine Sam’al’da ortaya çıkarılan, araba ile düşman takibi konulu bir kabartma, işleniş stili ile Asur kabartmalarındaki savaş sahnelerini hatırlatır. Bununla beraber Sam’al’daki bazı krali yapıların da Asur etkisi taşıdığı ifade edilir.

Tel Halaf da dikdörtgen kent planı ile Asur kent planlarına bir paralellik gösterir. Bununla beraber 808 yılından itibaren görülen Asur egemenliği doğrultusunda kentte, sanat ve mimari alanlarında ve keramik stilinde de Asur etkileri görülür.

Söz konusu tüm bu etkileşimlerin de Asur’un yayılımcı politikaları, nüfus nakli uygulamaları ve ekonomik faaliyetleri doğrultusunda geliştiği düşünülebilir.

ARAMİLERİN ANADOLU’ DAKİ SİYASİ OLUŞUMLARI –  Sam’al –Zincirli

Sam’al, Aramilerin Anadolu topraklarında egemenlik kurduğu; yerleşimde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan heykel, mimari yapılar, yazıtlar ve kabartmaların Aramilerin Anadolu ile bağlantıları hakkında en fazla bilgi sunduğu devletlerden biridir.

Yerel yazıtlarda devletin adı Y’DY olarak da anılır. Hitit İmparatorluğu’nun on ikinci yüzyıl başlarında yıkılmasından sonra kurulan Geç Hitit krallıklarından birinin merkezi olan kentin, 920’li yıllarda Aramilerin egemenliği altına girdiği görünülür. Bu kent devletindeki Arami hanedanlığı Gabbar tarafından kurulur. Bmh, Hayanu, Şail, Kilamuwa, Krl, I. Panamuwa, Barşur, II. Panamuwa ve Barrakab da bu hanedanın yazıtlardan takip edilebilen diğer kralların üyeleridir.

Asur yıllıklarında Sam’al adına ilk kez III. Şalmaneser (858–824) döneminde rastlanılır. Bu dönemde Asur Kralı Şalmaneser’in Geç Hitit Krallıklarından oluşan bir ittifakla karşı karşıya geldiği ve bu karşılaşma sonucunda onları yenerek, sonrasında onlardan haraç aldığı görülür:

“ Gurgum’dan ayrılarak Sam’allı Haianu’nun tahkimli kenti Lutibu kentine ulaştım. Sam’allı Haianu, Patinalı Sapalulme, Bit-Adinili adam Ahuni ve Karkamışlı Sangara birbirlerine güvendiler ve savaşa hazırlandılar. Onlar bana savaş açtılar. Efendim Assur’un verdiği sözle benden önce giden korkunç silahlarım ve kutsanmış yüce gücümle onlarla savaştım ve onları yendim. Savaşçılarını kılıçla yere serdim, yağmur gibi üzerlerine yağdım tanrı Adad gibi, vücutlarını hendeklere yığdım, büyük ovayı savaşçıların cesetleriyle doldurdum ve kanlarıyla dağları kırmızı yün gibi kırmızıya boyadım. Onlardan sayısız savaş arabası ve koşumlu atlar aldım. Kentin önüne başlardan oluşan bir kule diktirdim ve kentlerini yaktım, yıktım ve yok ettim.

Aynı kentte, Dabigu’da kalırken Unkili Halparunda’dan, Gurgumlu Mutallu’dan, Sam’allı Haianu’dan ve Bit-Agusili adam Aramu’dan haraç aldım: gümüş, altın, kalay, demir, kırmızı-mor yün, fildişi, renkli elbiseler, keten giysiler,öküz, koyun, şarap ve ördekler (işşuru rabatu)”

Sam’al’ın bu yazıtlarda Geç Hitit devletlerinin bir müttefiki görünmesine karşın ilerleyen yıllarda Asur karşıtı herhangi bir ittifakta yer almadığı ve Asur yanlısı bir dış politika izlediği dikkati çeker. Sam’allı Kilamuwa yazıtında, Kilikya Ovasındaki Danuna Krallığının saldırısına karşı Asur Kralı V. Şamsi-Adad’ı yardıma çağırdığını söyler.

“ Babamın evi, güçlü krallıkların tam ortasındaydı. Herkes onu yutmak için eline uzanırdı. Oysa kralların elinde, sakalı yutan bir ateş gibi, eli yutan bir ateş gibi ben vardım. Danuna kralı beni yenmeye çalıştı, ama ben ona karşı bir kuzuya bir kız, bir elbiseye bir adam veren Assur Kralını gönderdim. ”

Bununla beraber Samal bağımsızlığını sekizinci yüzyılın ortalarına kadar korur. Sam’al Kralı Barrakab’ın yazıtları, kentin babası II. Panamuwa döneminde, Asur Kralı III. Tiglat-pileser’in egemenliğini kabul ettiğini ve II. Panamuwa’nın Tiglat-pileser’in çadırında, ona sadık bir biçimde öldüğünü ifade eder. Bu ifadelere göre Sam’al, Asur İmparatorluğunun vassal bir devletidir. Yine Kral Panamuwa’nın adı, 738 ila 735 yılları arasında, III. Tiglat-pileser’in Asur vergi listelerinde yer alır. Halefi ve oğlu Kral Barrakab’ın ardından, Asur Kralı V. Şalmaneser (727 – 722) tarafından, 725 yılında bir Asur eyaleti haline gelir.

Arami egemenliği ve Batı Sami kültürü yanında kent, Hitit, Suriye, Luvi ve Fenike kültürlerini ve halklarını da barındırır. Asur’un Kuzey Suriye bölgesindeki egemenliği doğrultusunda kent kültüründe, özellikle de saray çevrelerinde Asur etkileri de görülmeye başlar.

Günümüzde Gaziantep’in İslahiye ilçesinin 10 Km. kuzeyinde, Fevzipaşa bucağına bağlı Zincirli Köyündeki kalıntılar, bir krallık kentini ve kalesini kapsar. Zincirli ya da Sam’al kazıları, Kral Humann, Felix Von Luschan ve Robert Koldewey yönetiminde 1888–1890–1891, 1892, 1894 ve 1902 yıllarında gerçekleştirilir. Bu çalışmalarda Sam’al kentinin sarayları, önemli yapıların yer aldığı akropolisi ve dış surları ortaya çıkartılır. Yuvarlak bir plana sahip olan kent, çift bedenli ve 720 metre çapında surlarla çevrilidir ve kentin ilk kez 1300lü yıllarda surlarla çevrildiği düşünülür. Kentin dış surlardaki üç kapısı güney, batı ve kuzeydoğu yönlerinde yer alır. Bununla beraber içkalenin güney yönünde yalnızca bir kapısı vardır.

Kentin saray yapıları yine diğer Kuzey Suriye yerleşimlerinde de görülen, girişi uzun cepheli, sütunlu portikolara sahip, bir avlu etrafında toplanmış bit hilani yapılarıdır. Yerleşimdeki en eski yapı E yapısıdır. Bununla beraber sitadelde başlıca iki yapı söz konusudur: Yukarı Saray ve Aşağı Saray. D yapısı olarak da adlandırılan Yukarı Saray, Kilamuwa tarafından dokuzuncu yüzyılda inşa ettirilir. Landsberger, bu yapının aynı zamanda, 670 yılında Asurlu bir yöneticinin, muhtemelen Esarhaddon’un geçici ikametgahı olarak da kullanıldığını, ama yapının yerel bir yönetici tarafından inşa ettirilmiş olabileceğini söyler. Yapının içkalenin doğusunda ve kuzey surlarının önündeki en yüksek noktada inşa edildiği görülür. Yukarı Saray, kuzeydoğu ve kuzeybatı yönlerinde, birer ana avlu etrafında toplanan iki hilaniden oluşur. Yine bu yapıya ait bir kışla binasının varlığı da söz konusudur. Sevin, tipik bir Kuzey Suriye mimarisi ve hilani özellikleri yanında Yukarı saray’ın Yeni Asur mimarisi özellikleri taşıdığını da belirtir.

Sevin’e göre Yukarı Saray, Kuzey Suriye geleneği ve Yeni Asur mimarisinin ortak bir ürünüdür. Öyle ki hilani yapıları, Kuzey Suriye mimarisindeki bağımsız karakterlerini yitirerek, Asur saray örneklerinde olduğu gibi saray yapısının bir parçası haline gelirler. Yine Yukarı Saray’da, diğer Kuzey Suriye hilani örneklerinde görülen çok katlılık özelliği de genelde bulunmaz; hilani girişlerinde görülen, üst katlara çıkışı sağlayan merdivenlerin yerinde de küçük birer oda yer alır. Kazı çalışmaları sırasında hilani yapıları dışında birçok heykel, kabartma, yazıt, stel ve ortostatlara da rastlanır.

Luschan’ın ortaya çıkardığı yazıtlar, genelde dokuzuncu yüzyıl ortası ile sekizinci yüzyıl sonu arasına tarihlenir. Fenikece, Aramice ve kente özgü bir Arami lehçesi olan Sam’al lehçesi ile yazılmış bu metinler kentin bağımsız olduğu döneme aittir. Kilamuwa, I. Panamuwa, II. Panamuwa ve Barrakab gibi Sam’al krallarına ait bu yazıtlardan tarih, kültür gibi kente ait ayrıntılar hakkında bilgi edinilebilir.

Sam’al kabartmaları, heykelleri ve ortostatları incelendiğinde de Hitit, Geç Hitit ve Kuzey Suriye sanatının yerel özellikleri ile karşılaşılır. Bununla beraber Batı Sami unsurları da bu yontularda rastlanılan özelliklerdir. Bu Batı Sami unsurlarını Akurgal ve Darga Aram özelliği olarak nitelerler. Darga, Akurgal’ın Kuzey Suriye bölgesindeki yerleşimlerle ilgili sanatsal sınıflandırmasını temel alarak Zincirli heykel ve kabartmalarını, Zincirli I /Geleneksel Hitit (1050 – 850), Zincirli II/Geç Hitit (850 – 800), Zincirli III/Arami-Asur (800 – 8. yüzyılın sonları) olarak gruplandırır.

Akurgal, ikinci bin yılın ikinci yarısında, Hitit sanatının etkili olduğu Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya’da, birinci bin yılbaşlarından itibaren güneyden gelen Sami göçleri ve Deniz Kavimleri etkisi ile sanat stillerinin değiştiğini söyler. Bu bağlamda da bölge sanatını,

1) Geleneksel Hitit Stili I ve II.

2) Assurlaşmış Geç Hitit Stili.

3) Aramlaşmış-Asurlaşmış Geç Hitit Stili.

4) Aramlaşmış-Asurlaşmış-Fenikeleşmiş Geç Hitit Stili olarak gruplandırır.

Darga’nın Zincirli I/Geleneksel Hitit olarak tanımladığı heykel ve yontuların arasında üç kapı aslanı ve bir sfenks protomu da yer alır. Darga, bu kapı aslanlarının stilini Hitit İmparatorluğunun geleneksel sanat anlayışıyla özdeşleştirir.

Yine kent kalesinin güney kapısında ortaya çıkarılan kabartmalar Darga ve Akurgal’a göre Hitit sanatına ait özellikler taşır. Bu kabartmalar ayrıntıların işlenmediği, ortostat tipi yüksek kabartmalardır. Bunlarda erkek figürlerin geleneksel Hitit anlayışında, kısa etekli, sakalsız, spiral saç biçimli, başları külahlı, ayakları çarıklı olarak işlendiği görülür.

Darga’nın Zincirli II/Geç Hitit olarak gruplandırdığı kabartma ve heykellerde yontu stilinin biraz daha yerel etkiler –Kuzey Suriye- taşıdığı açıktır. Bu dönemde kent nüfusunu Luvi, Hurri, Arami ve diğer Sami kökenli halkların oluşturduğu görülür. Darga da bu stil değişikliğini kent nüfusunun etnik yapısıyla açıklar. Yerel etkileri taşıyan bu çalışmalar, kalenin Dış Kapısı (İç Kale Güney kapısı) üzerinde yer alır.

Sam’al Kralı Kilamuwa’yı betimlediği düşünülen üç metre yüksekliğindeki büyük heykel ve kapı aslanları bu gruba dahildir. Bu döneme ilişkin kabartma ve heykellerde, saç modellerinin değiştiği, ensede toplanan spiral topuzun yerini sık bukleli saç modellerine bıraktığı, giysi eteklerinin uzadığı, ayaklardaki çarıkların yerini sandaletlerin aldığı görülür. İç Kale Güney kapısında göze çarpan önemli bir kabartma da Asur esinli olduğu söylenen Savaş Arabası Kabartmasıdır.

Yine Darga’nın Zincirli III/Arami-Asur olarak tanımladığı biçimde, stil açısından oldukça değişik yapıtlara rastlanır. Bu yontularda Batı Sami özellikleri iyiden iyiye kendini göstermeye başlar. Bu kabartmalarda Darga ve Akurgal’ın Aram olarak tanımladığı değişik yüz tipleri, saç-sakal modelleri, tiara türü başlıklar, zengin pli ve püsküllü-uzun etekli elbiseler dikkat çeker. İç kalenin saray yapılarındaki ortostat tipi kabartmalar genelde bu stili izler. Kral Barrakab’a ait kabartma, Müzisyenleri ve saray adamlarını konu eden bir ortostatlar, yine bir sfenks kabartması, sütun kaidesi olarak kullanılmış bir çift sfenks bu dönem yontularına gösterilebilecek en iyi örneklerdir.

Yine İç kalede yer alan tambur biçimli bazalt sütun kaideleri, bitkisel motifleri ve örgü dizileri göz önüne alınarak Darga ve Akurgal tarafından Arami biçemi olarak nitelendirilirler.

Ayrıca Darga, mezar stelleri konusunda da Aramilerin özel bir stil geliştirdiğini söyler. Buna örnek olarak da ziyafet konulu bir mezar stelini gösterir. Tanrı Hadad’ın heykeli ve Asur Kralı Esarhaddon’un steli de Sam’al kazılarında ortaya çıkarılan önemli buluntular arasındadır.

Beyt – Bahiyani – Guzana (Tel Halaf)

Habur üçgeninde yer alan Beyt Bahiyani devleti, başkenti Guzana – günümüzde Tel Halaf – ile özdeşleşir. Tel Halaf, Suriye-Türkiye sınırında, Habur Irmağının kaynağının hemen yanında yer alır. Yerleşim, ilk kez Alman diplomat Max Freiherr von Oppenheim tarafından 1899 yılında keşfedilir. Kazılar yine Oppenheim yönetiminde, 1911–1914 yılları arasında, 1927 ve 1929 yıllarında gerçekleştirilir. Oppenheim ilk olarak Tapınak- Saray olarak adlandırılan yapının kuzey cephesini bulur.  Sonraki yıllarda gerçekleştirilen kazılarda birinci bin yıla, dokuzuncu ve sekizinci yüzyıllara tarihlenen Arami devletinin kalıntıları ile beraber beşinci bin yıla ait prehistorik yerleşimler ortaya çıkarılır.

Tel Halaf’ta ilk yerleşim 5500–5000 yılları arasına tarihlenir. Halaf aynı zamanda Tholos tipi mimarisi genelde konut olarak kullanılan, kubbeli, yuvarlak bir ana mekânla yanında bir ya da birkaç gözlü dikdörtgen bir çıkıntıdan oluşan bir yapı olarak tanımlanır ve parlak boyalı, ince duvarlı, geometrik şekillerle bezeli çanak çömleği yerleşmenin adıyla anılan bir kültürü de temsil eder. Yerleşim, yaklaşık 3500 yıllık bir terk edilişin ardından birinci bin yılda yeni bir kültürü ağırlar. Halaf’ta Arami yerleşiminin başlangıcı tam olarak bilinmese de kent, Asur kaynaklarında ilk kez Asur Kralı II. Adad-nirari’nin (911–891) zamanında, Bit Bahiyani devletinin başkenti Guzana olarak anılır:

“ Büyük tanrı, efendim Assur’un ve büyük orduma yol gösteren savaş tanrıçası İştar’ın emriyle; Sivan ayında, aynı eponimde Hanigalbat ülkesine yürüdüm. Hanigalbat ülkesinin yukarısından ve

aşağısından vergi aldım. Böylece büyük Hanigalbat ülkesinin efendisi oldum ve kendi ülkemin sınırlarına kattım. Onları tek bir güç altında topladım. Habur Nehrini geçtim ve Bit-Bahiyanili adam Abi-salamu’nun ele geçirdiği Guzanu kentine yürüdüm. Habur nehrinin doğduğu Sikanu kentine girdim. Sarığımın efendisi, rahipliğimden hoşnut tanrı Şamaş’ın büyük gücüyle, ondan sayısız savaş arabalarını, atlarını, sarayının altın, gümüş eşyalarını aldım. Ona vergi yükledim. ”

II. Aşurnasirpal (883–859) ve oğlu III. Şalmaneser (858–824) zamanında Guzana Asur’un vasal bir devleti olarak görünür. Yine bu döneme tarihlenen Guzana valisi Hadad-yis’inin (Akkadca Adad-it’i), Tanrı Adad’a adadığı gerçek boyutlarda, üzerinde Akkadca-Aramice çift dilli bir heykel eski Sikanu, günümüzde Tel Feheriye’de ortaya çıkarılır:

“ Yeraltı dünyasının ve cennetin yöneticisi, bol yağmur gönderen, tüm insanlığa çayır ve su kaynakları sağlayan, kardeş tanrılar için tapınağı sunularla donatan ve paylaştıran, nehirleri

yöneten, dört bir yana refah getiren, ona dua edene şefkat gösteren, Guzanu kentinde oturan büyük tanrı, Guzanu tanrısı Tanrı Adad’a. Şamaş-nuri’nin oğlu, Guzanu kentinin valisi Adad-it’i bu

heykeli uzun sürecek hayatı için, ailesinin, torunlarının, halkının iyiliği için, vücudundan hastalığı kovmak için, dualarının duyulması, sözlerinin kabulü için bağışladı ve adadı. ”

827 ve 808 yılları arasında Guzana bağımsız bir devlettir. 808 yılında III. Adadnirari kenti kuşatır, bir Asur eyaletine dönüştürür ve Mannu-ki-Aşur’u Guzana valisi olarak atar.  III. Asur-dan’ın (772–755) yönetiminde, 759 yılında, Guzana’da Asur egemenliğine karşı yine bir isyan gerçekleşir. Son olarak II. Sargon (721–705) döneminde Guzana valilerinin adına rastlanılır. Yedinci yüzyılda kentin tamamen Asur egemenliğinde olduğu gözlemlenir. Asur İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra da Guzana Yeni Babil İmparatorluğu’nun bir parçası olur.

Guzana krallığı, Bahiyani kabilesinin şeyhlerinden sonra Bit Bahiyani olarak adlandırılır. Sıralamaları kesin olmasa da Guzana yazıtlarından Bahiyani, Hadianu, Kapara, Şamaş-Nuri, Hdys’y ve Zident gibi kral isimleri izlenir. Beyt Bahiyanili Abisalamu’nun ismi yalnızca Asur belgelerinde anılır. Bununla beraber kuzey girişteki büyük heykeller üzerinde yer alan yazıtlarda Kapara, Pa-li-e ülkesinin kralı olarak gözükür.

Tel Halaf, bir kale ve bir dış kentten oluşur ve Arami kentlerinde pek görülmeyen bir şekilde dikdörtgen planlıdır. Birinci bin yıla ait olduğu düşünülen dış kent, 50 hektarlık bir alan üzerine kuruludur; kentin doğu, batı ve kuzey kesimleri dikdörtgen şeklinde bir savunma duvarı, kuzeyi ise nehir ile çevrilidir. Kent kapısı Zincirli’de olduğu gibi güneydedir ve doğruca kaleye açılır. Kale, yaklaşık 20 metre yüksekliğindedir.

Tel Halaf’ta yapılan kazılarda Asur fethinden önceki döneme ait iki dönem görülür: Beş evreli, Tapınak-Saray’ı, Altın Mezarı (Goldgruft) ve diğer mezar yapılarını da kapsayan Eski Yapı (Altbau) ve tek evreli, bit hilani’nin yeniden inşa edildiği Kapara dönemi olarak bilinen Yeni Yapı (Neubau). 808 yılından sonrası ise Asur dönemi olarak anılır. Kentteki en önemli yapı, kalenin arkasında, kent kapısının kuzeybatısında yer alan, hem dini, hem de idari amaçlara hizmet ettiği düşünülen Tapınak-Saray’dır. Frankfort, Tapınak-Saray’ı şimdiye dek günışığına çıkarılmış en etkileyici bit hilani olarak tanımlar. Yapı, Kral Kapara’nın Sarayı olarak da adlandırılır. Bununla beraber tüm Kuzey Suriye yerleşimlerinin buluntuları incelendiğinde Tel Halaf yontularının oldukça özgün olduğu görülür. Saray, arkada kalın bir duvarla kaledeki diğer yapılardan izole haldedir. Yapı uzun bir koridorla birbirlerinden ayrılan üç küme odadan ibarettir. Sarayın idari bölümü de küçük odalarla çevrili iki büyük avludan oluşur. Merdiven kalıntıları sarayın en az iki katlı olduğunu gösterir. Tapınak-Saray ve çevresi büyük heykellerle süslüdür. İri gagalı kuşlar, grifonlar, sfenksler görülmeye değer heykel çalışmalarıdır. Tapınak-Saray’ın girişinde ise gerçekten sıra dışı bir manzara ile karşılaşılır: Bir buçuk metre yüksekliğinde, hayvan betimli kaideler üzerinde, yine üç metre uzunluğunda üç dev heykel karşılar. İkisi erkek, biri kadın tanrı heykeli olduğu düşünülen bu dev heykeller, aynı zamanda girişteki portikoları destekler. Kadın heykelinin kaidesi dişi aslan, diğer iki erkek heykellerin kaideleri bir boğa ve bir erkek aslan betimidir.

Girişin önündeki taraçada, bağımsız bir sütun üzerinde yine dev bir kuş heykeli ile karşılaşılır. Tapınak-Saray’ın doğu girişindeki kapıyı akrep vücutlu, iki büyük kapı figürü bekler. Giriş aslanların, av sahnelerinin ve sfenkslerin resmedildiği ortostatlarla süslüdür. Dik bakışlı, iri gözlü tüm bu figürler siyah volkanik taşlar üzerine betimlidir. Yine bu yapının güney bölümü, kuzeyde yer alan girişin her iki yanı, siyah bazalt ve kırmızı kireçtaşından kabartma ortostatlarla desteklidir. Bu ortostatlarda at, boğa, ceylan, aslan ve kuş gibi hayvan betimleri yanında savaşçılar, okçular, sapancılar, süvariler, güreşen-balık tutan-hurma toplayan insanlara da rastlanır. Figürler genelde küçük boyutlardadır. Bazı figürlerin oldukça acemice betimlendiği görülür. Arabayla aslan avı, hayvanlar arası savaş sahneleri gibi kompozisyonların farklı sanatlardan esinlenilerek kopya edildiği düşünülür.

Özyar, doktora çalışmasında bu kabartmaları başlıca üç gruba ayırır: Birinci grup, bitki ve doğa olaylarını, hayvanların olağanüstü hünerlerini, doğaüstü yaratıkları ve cinleri, aynı zamanda av sahnelerini ve mitolojik olayları betimleyen kabartmalardan oluşur. İkinci grupta askeri ve krali sahnelerin işlendiği sahneler görülür. Üçüncü grubu ise birinci ve ikinci grubun dışında kalan kabartmalar oluşturur; bu kabartmalarda da ilk iki grupta yer alan kabartma sahnelerinin birer kopyalarına rastlanır. Birinci grup kabartmaların kireçtaşı üzerine işlenmişken, ikinci grup kabartmaların bazalt üzerine hakkedildiğini belirtir. Bununla beraber Özyar, birinci gruptaki kabartmaları Orta Asur ve Mitanni gliptik sanatı ile ilişkilendirir.

Oppenheim, bu ortostatların daha önceki dönemlere ait olduğunu ve Kapara tarafından tekrar kullanıldığını öne sürer. Naumann da bu kabartma dilimlerinin Kapara’nın Sarayından, yani dokuzuncu yüzyıldan daha eski bir döneme ait olduğunu ve bu yapıda tekrar kullanıldığını söyleyerek bu görüşe katılır. Ortostatlar üzerindeki “Hadianu’nun oğlu, Kral Kapara’nın sarayı” yazısının yanı sıra bazı ortostatlarda, daha eski bir yazı olduğu düşünülen “Hava Tanrısının Tapınağı” ibaresinin yer alması da Oppenheim ve Naumann’ın bu görüşlerini destekler. Moortgat ise bu kabartmaları, küçük ortostatlardaki ikonografik karşılaştırmalar temelinde 900’lü yıllara tarihler.

Orthmann bu küçük ortostatlar ve Kuzey girişteki kabartmalar arasında stil açısından farklılıklar olduğunu öne sürer. Tapınak-Saray’ın etrafında krali mezarlara da rastlanır ve bu mezarların yine Kapara öncesi döneme ait olduğu düşünülür. Bu mezarlar ve yapının önündeki krali mozole yerleşimde bir ölü kültü olduğu izlenimini verir.

Halaf’taki diğer bir önemli yapı kompleksi de Tapınak-Saray’ın kuzeydoğusunda yer alan, bir konut ve bir kışlayı barındıran krali bir ikametgâhtır.

Frankfort bu kışla-sarayın Horsabad Kalesinde yer alan vezir konutunu çağrıştırdığını belirtir. Bununla beraber kent tapınağı da önemli bir yapıdır. Yapının bölgedeki Asur işgalinden sonra Aramilere ait kutsal alanların üzerine inşa edildiği düşünülür.

Mellink, Halaf’taki sanatın temelde Asur olmadığını öne sürer. Mimaride olduğu gibi ortostatlarda da batı ile benzerliklerini irdeler. Moortgat da bölgede 1200’lü yıllardan itibaren Arami-Suriye etkileri görüldüğünü, 808 Asur kolonizasyonuna değin bu etkilerin devam ettiğini söyleyerek 1200 ila 808 yılları arasını Arami dönemi olarak niteler. Bununla beraber Kapara dönemi heykel ve kabartmaları incelendiğinde stil farklılıkları göz önüne alınarak bu dönem, Arami-Asur geçiş dönemi olarak da düşünülebilir.

Yerleşimde, kale kapısındaki ve türbedeki büyük ve küçük mezar figürleri, hilani’deki bazı küçük kabartmalar, bronz ve gümüş kaplar ve amforalar, çömlekler, şişeler, kazanlar Eski Yapı ya da Arami dönemine tarihlenir. Keramik stili olarak yine parlak boyalı, ince duvarlı, geometrik şekillerle bezeli tipik Halaf keramik geleneğinin devam ettirildiği görülür. Bununla beraber girişteki büyük heykeller, kült heykelleri, büyük kuş heykeli ve akrep adam heykelleri Kapara dönemine aittir. Asur dönemi buluntuları ise genelde fragmanlar şeklinde yassı heykeller ve keramik parçalarıdır. Bunlar sekizinci ve yedinci yüzyıllar arasına tarihlenen buluntulardır.

Beyt- Zamani – Amedi

Anadolu topraklarında, bugünkü Diyarbakır ili çevresinde yer alan, Aramilere ait diğer bir devlet de Beyt Zamani’dir. Asur yazıtları gibi yazılı kaynaklarda adı sıklıkla anılmasına karşın bölgede bugüne dek yapılan kazılarda Arami kültürünü yansıtan, keramik, heykel, kabartma veya mimari kalıntı gibi herhangi bir maddi kültür buluntusuna rastlanmaz; bu nedenle de bu devletin tarihi yazılı belgeler aracılığı ile takip edilebilir.

Beyt Zamani’nin adı direkt olarak anılmasa da, bu devletin yer aldığı Kaşiyari Dağları (günümüzde Tur Abdin) bölgesine, Arami kabileler üzerine Asur Kralı Assurbel-kala (1073–1056) tarafından, pek çok sefer düzenlendiği görülür.

Beyt Zamani isminin Asur krali yazıtlarında ilk yer alışı ise Kral II. Tukultininurta (890–884) zamanına rastlar:

“ …la, zamanın valisi, bana şöyle yazdı: ‘ Güçlü Nairi topraklarına …, kalbini dikti dağların karşısına ….’ Efendim Assur’un yardımıyla Sivan ayında, ilk günü, Ili-milku eponiminde, Ninive’den hareket ettim. Nairi topraklarına yürüdüm… Subnat Nehrindeki, Kaşiyari Dağına geçtim. Bit-Zamanili adam Ammeba’li’ye ait Patiskun kentine yaklaştım. … kurdum … karşı… çevresindeki iki kenti yıktım. Ülkesinin tahıl ve samanını … … ülkesinin halkını öldürdüm. Onları yendim. Oğulları … çoğunu kılıçla yere devirdim. Ona merhametli davrandım. Oğlu … . Onun hayatını kurtarmak için bana boyun eğdi ve ona merhametli davrandım. … … .. Bit-Zamanili adam Amme-ba’li’ye karşı merhametli davrandım. Onları terkedilmiş kentlere ve huzur dolu evlere yerleştirdim. Ona, … heykeli önünde efendim Assur’a yemin ettirdim, … : ‘Düşmanlarıma atlarını verirsen, tanrı Adad korkunç bir şimşekle ülkeni çarpsın!’ Tukulti-Ninurta zamanında onun uzun stelleri ve iki kuribu-genii yapıldı ve onlar tapınağa getirildi. Duvarlara ön avludaki tanrı Nunnamnir’i, kapıdaki tanrı Enpi’yi yerleştirdim. Bit-Zamanili adam Amme-ba’li’nin … Nairi topraklarının aldığım gümüşün üçte ikisini tanrı …’ya verdim ve üçte birini sarayımda kullandım. O zaman efendim, tanrı Assur’a ördek ve diğer tavukları kurban ettim. ” Amedi merkezli Bit Zamani, Tukulti-Ninurta’nın başlıca hedefleri arasındadır.

886 yılında düzenlenen bir seferle bu devletin Asur’un vassalı haline geldiği anlaşılır.

Halefi II. Aşurnasirpal’in (883–859) ikinci, beşinci ve onuncu seferlerinde başlıca hedefi Nairi olarak tanımladığı Yukarı Dicle bölgesidir. Aşurnasirpal’e ait Kuruh Monolitinde, Beyt Zamanili Amme-baili’nin adamlarınca çıkarılan bir isyanda öldürüldüğü ve Asur Kralının Amme-baili’nin, vasal kralın öcünü almak amacıyla harekete geçtiği görülür. Yine diğer bir yazıtta Hulayalılar, Damdamusa’ya saldırır, Asur kralı da kente yardıma gider. Kral, Damdammusa’yı ele geçirir. Bu arada Beyt-Zamani’nin merkezi Amedi’yi de kuşatır, yakıp yıkar ama ele geçiremez. Yine Amedi çevresinde ve Beyt Zamani kontrolünde olduğu düşünülen Sinabu ve Tidu gibi önemli kaleler boşaltılarak yerlerine Asurlular yerleştirilir, Damdammusa ve Sinabu gibi kentler Asur’a dahil edilir. İzleyen yıllarda buraya Asurlu krallarca valiler atanması da Amedi’nin de bir Asur eyaletine dönüştürüldüğünü akla getirir.

ARAMİLERE İLİŞKİN KÜLTÜREL UNSURLARIN TANIMLANMASI

1 Aramilerde Dil ve Literatür

Aramiler gibi göçebe bir grubun Yakındoğu tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahip olmasının nedeni dilleridir. Eski Mezopotamya tarihine bakıldığında Amoritler, Sutu gibi diğer göçebe grupların dillerinin yalnızca bu gruplarca konuşulduğu, bölgenin kültürel gelişimine herhangi bir katkıda bulunmadıkları görülür. Arami dili ise geniş bir coğrafyada, farklı kökenden halklarca da konuşulmuş, Yakındoğu literatüründe kullanılmış ve yedinci yüzyılda lingua franca(Ana dilleri farklı olan toplulukların iletişim için kullandıkları ortak dil.) olarak Akkadcanın yerini almıştı.

Aramice, Kenanca (Fenikece ve İbranice), Arapça  ile beraber Sami dillerinin kuzeybatı grubunu oluşturur. Dilbilgisi bakımından da Sami dil ailesinin diğer üyeleriyle aynı özellikleri paylaşır. Arapça ve İbranice ile arasında yüzeysel bir ses farkı vardır ve Fenikece pek çok sözcüğü bünyesinde barındırır. Bununla beraber Zadok, Aramicenin Yukarı Mezopotamya ve Suriye’de ikinci bin yılda konuşulan Amorit lehçelerinin birinin gelişimiyle oluştuğunu, onomastik buluntuların da bu görüşü desteklediğini söyler.

Albright da benzer bir görüşle Aramicenin fiil yapısının Amorit diline oldukça yakın olduğunu ifade eder. Aramiler sahip oldukları yirmi sekiz sesi, on birinci ve onuncu yüzyıllarda Fenike alfabesinden aldıkları yirmi iki harfle dile getirmişlerdir. Bu nedenle Aramice harf formları ilk dönem yazıtlarında Fenike harfleriyle büyük bir benzerlik gösterir; harf formlarının gelişimi sekizinci yüzyılda başlar ve ‘kübik’ harf formunun benimsenmesiyle tamamlanır. Ayrıca Arapçanın geçmişte ve günümüzde kullanılan alfabelerinin Aramicenin el yazısı formundan türediği ifade edilir.

Aramice, Suriye’de ikinci bin yılın son çeyreğinde ortaya çıkar; Anadolu, Kuzey Mezopotamya, İran, Yunanistan, Mısır, İsrail gibi coğrafyalarda bulunan yazıtlardan bu bölgelerde de yaygın olarak kullanıldığı anlaşılır. Aramicenin Yakındoğu’da ne kadar geniş bir alanda kullanıldığı Eski Ahit öykülerinde de yer bulmuştur. Asurlu Sanherib’in bir temsilcisi 710 yılında Kudüs’e, halkın teslim olmasını istemek için gelir. Tartışma sırasında Yahudalılar şöyle der:

“Lütfen biz kullarınla Aramice konuş. Çünkü biz bu dili anlarız. Yahudi dilinde konuşma. Surların üzerindeki halk bizi dinliyor.”

Aramice, Asur İmparatorluğunda da etkin bir şekilde kullanılmış; imparatorluk sınırları içerisinde, özellikle Ninive’de bulunan, ekonomik ve yasal metinlerde karşılaşılmıştır. Bununla beraber Aramicenin en yaygın olduğu dönem ise Pers dönemi (539–332) olmuştur. Ahamenid Hanedanı da Aramiceyi lingua franca olarak kullanmaya devam etmiştir.  Aramicenin Yakındoğu’daki bu üstünlüğü M.S. 7. yüzyılda Arapların gelişine kadar sürmüştür. Bununla beraber M.S. 8. yüzyıl boyunca ve günümüzde Aramicenin Kuzey Mezopotamya’da özellikle de Süryani dini literatüründe yaşadığı görülür; hatta Nesturi misyonerlerince de Moğolistan’a kadar taşındığı söylenir.

Aramicenin bu kadar geniş bir alana yayılmasının başlıca nedeni, alfabetik yazının çivi yazısına göre oldukça basit oluşu ve ortak veya benzer dilbilgisi özellikleri sebebiyle diğer Sami dillerini konuşan halklar tarafından da kolayca anlaşılabilmesidir. Bu yaygınlık aynı zamanda nüfustaki büyük değişikliklerle de bağlantılıdır. Aramiler, III. Tiglat-pileser (745–727) zamanında başlayan nüfus nakilleri ile Yakındoğu’ya dağılır, gittikleri ülkelere dillerini de götürürler. Ayrıca Aramilerin etkin ticari faaliyetleri de bu dilin bu kadar geniş bir coğrafyada kullanılma sebepleri arasında yer alır.

Pers İmparatorluğunun lingua franca olarak kullandığı Resmi Aramicenin esas alındığı, edebi metinlere kısaca bir göz atıldığında, Mısır Elephantine’de bulunan, orada yaşamış Yahudi kolonisinin beşinci yüzyıla tarihlenen arşivleriyle karşılaşılır.

Bununla beraber Mısır’daki diğer buluntular arasında Aramice en önemli edebi metin ise Ahikar Sözleri’dir. Aslının, Mısır’da beşinci yüzyıl sonlarında bulunan kopyasından en az bir yüzyıl kadar önce yazıldığı düşünülür. Anlatının sahibi Ahikar, Asur sarayının danışmanlarından biri, Esarhaddon’un yazıcısıdır. Anlatı, tanrılara itaat, disiplinin önemi, insanüstü nitelik taşıyan krallar, büyüklere saygı, tehlikeli arkadaşlıklar gibi geleneksel konuları işler. Ayrıca Ginsberg, metindeki masalsı sahnelerin Tel Halaf hayvan kabartmalarını anımsattığını düşünür.

Tüm bunlarla beraber Aramice, Eski Ahit’ın Ezra’nın Kitabı gibi bazı bölümlerinde ve yine Eyüp’ün Kitabı gibi diğer dini metinlerde kullanılmıştır. Hatta Yunanca İncil’de de Aramice bazı sözcüklerin yer aldığı söylenir. Yine Aramicenin alt lehçelerinden olan Filistin ya da Galile Aramicesinin Hz. İsa’nın konuştuğu dildir. Aramiceye Yahudilik ve Suriye Hıristiyanlığı gibi dinlerin yanı sıra Mandaizm ve Maniheizm gibi dinlerin literatürlerinde de rastlanır.

Büyük İskender’in fetihleriyle, Aramice Yakın Doğu’nun büyük bir bölümünde resmi statüsünü kaybetse de, Grek-Roma emperyalizminden etkilenmeyen Nabatean Krallığı, Palmira, Edessa (Urfa) gibi bölgelerde değerini korur.

Günümüze gelindiğinde Aramicenin Yakındoğu’daki hala bazı etnik gruplarca, farklı lehçelerle konuşulduğu görülür. Batı Aramicesi Suriye ve yakın çevresinde; Doğu Aramicesi Türkiye, Irak ve İran’ın bazı bölgelerinde konuşulmaya devam eder.

2 – Aramilerde Sanat ve Kültür

Aramilerin maddi kültürleri ve sanatsal uygulamaları hakkında da Zincirli, Tel Halaf ve Hamat gibi yerleşim merkezlerinde ortaya çıkan buluntular sayesinde bilgi edinilebilir. Aramiler çoğunlukla yerleşik hayata geçtikleri bölgelerin sanatsal geleneklerini, özellikle de Geç Hitit ve Kuzey Suriye sanatlarını benimsemişler, yapıtlarına zaman zaman kendi Batı Sami özellikli perspektiflerini de yansıtırlar. Asur İmparatorluğunun Suriye ve Kuzey Mezopotamya’da etkin bir güç haline gelmesiyle sanatta Asur esinli uygulamalar da görülmeye başlanır.

Zincirli, Tel Halaf ve Hamat kazılarında saray ve tapınaklar, sütunlar, duvar kabartmaları, büyük heykeller ve heykel betimli sütun kaideleri bulunur. Özellikle de Tel Halaf’ta Arami toplumuna özgün bir bit hilaniye, heykellere ve kabartmalara rastlanılır. Heykellerde aslanlar, sfenksler ve grifonların betimlendiği; kabartmalarda insanlar, hayvanlar ve bitkiler kadar askeri ya da krali tören sahnelerinin de işlendiği görülür. Zincirli’de, yine bir bit hilani yapısına, Hitit, Geç Hitit, Batı Sami ve Assur etkili olduğu gözlenen kabartmalar ve heykellere, sütun kaidelerine rastlanır. Aramiler yerleşik hayatı benimsedikleri diğer Kuzey Suriye yerleşimlerinde de genel olarak saray ve tapınaklarda Kuzey Suriye geleneklerini sürdürürler, bit hilani tipi yapılar ve uzun odalı tapınaklar inşa etmeye devam ederler. Yine saray ve tapınak süslemelerinde sütunlar, çift kaideler, heykeller, kabartmalar ve yontu sanatının diğer örnekleri uygulandığı görülür.

Bu çalışmalarda, Aramilerin bakış açıları olarak değerlendirilen kendi Batı Sami kökenlerini yansıtan fizyonomik özellikleri ile de karşılaşmak mümkündür. Söz konusu bu fizyonomik özellikleri, Akurgal ve Darga Arami biçemi olarak tanımlarlar.

Akurgal, Geç Hitit sanatıyla ilgili incelemelerinde Arami biçemi tezini ortaya atar. Akurgal’a göre, Tel Halaf ve Zincirli kabartma ve heykelleri, Konya Ereğlisi yakınlarındaki İvriz Kaya Kabartması, Karatepe kabartmalarının bir bölümü ve Maraş mezar stelleri Arami, diğer bir deyişle Sami özellikleri taşır. Akurgal, kavisli Sami burunları, kısa boyları ve basık vücut ölçüleri, helezon şekilli saç bukleleri, kulak önü bukle favorileri, Asur ya da Hitit özellikleri taşımayan özgün başlıkları (tiara), bazı kabartmalarda karşılaşılan çöl tipi sandaletleri ile bu biçemi tarif eder.

İvriz Kaya Kabartmasında yer alan Tanrı figürünün saç-sakal biçimini, Kral Varpalavas’ın süslü mantosunu ‘Aramlaşmış’ olarak tanımlayan Akurgal, Fenike etkileri de gösteren Karatepe kabartmalarından, Kral Asitavata’yla özdeşleşen Ziyafet Sahnesinde çalgıcıların yer aldığı sol bölümde de Sami unsurlarına rastlandığını ifade eder. Yine Maraş mezar stellerindeki figürlerin saç biçimlerini, hüzünlü yüz ifadelerini Fenike ya da Arami biçemi olarak niteler. Ayrıca mezar steli geleneğinin de bir Fenike ya da Aram özelliği olduğunu söyler.

Darga da çalışmasında Akurgal’ın bu görüşlerini daha detaylı bir şekilde irdeler ve tekrarlar. Akurgal ve Darga’nın çalışmalarında öne sürdükleri bu Arami biçemi, yine Arami ismiyle anılan bu halk gruplarının Batı Sami kökenleri ve fizyonomik benzerlikleri göz önünde tutularak Batı Sami biçemi olarak da adlandırılabilir.

Kuzeydeki Arami yerleşimlerinde kentsel ve mimari gelenekler, Geç Hitit ve Kuzey Suriye sanatının iyi bilinen örnekleriyle paralellikler gösterir. Bu bağlamda Kuzey Suriye’de, dolayısıyla da Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Arami yerleşimlerinde karşılaşılan kentsel geleneklerden biri beyt hilani mimarisidir.

Kuzey Suriye’deki ilk beyt hilani örnekleri, Alalah’ta (Tel Açana), on sekizinci yüzyıldaki Kral Yarim Lim’in ve on dördüncü yüzyıl öncesine tarihlenen Nikmepa’nın saraylarında görülebilir.

Beyt hilani, dokuzuncu ve yedinci yüzyıllar arasında bölgede yaygın bir şekilde görülen, ön cephesi iki ya da üç sütunlu, arkasında küçük oda topluluklarının çevrelediği enlemesine ocaklı bir salonu bulunan, çoğunlukla iki ya da üç katlı bir saray yapısıdır. Girişin her iki yanında yer alan merdivenler üst katlara ulaşmaya sağlar.

Beyt hilani, Mezopotamya ve Asur mimarisinde benzerlerinin varlığına rağmen, özellikle de ön cephe planı ile Kuzey Suriye’ye özgü bir mimaridir. Kuzey Suriye örneklerinde portikolar ana binaya ön oda olarak hizmet etmelerine karşın, Asur ve Mezopotamya’daki benzerlerinde bu tür bir işlev söz konusu değildir. Bununla beraber bit hilani yapısının boyutları, alışılageldik Mezopotamya ve Mısır mimari uygulamalarının aksine daha küçüktür.

Beyt hilaninin yukarıdaki tanımına uygun olan yapı kalıntılarına Anadolu topraklarında, Tel Halaf, Zincirli, Sakçegözü ve Tel Tayinat gibi yerleşimlerde rastlanır. Dokuzuncu yüzyıla tarihlenen Tel Halaf’taki Tapınak-Saray, bit hilani tipi mimari yapılar arasında en eski ve en görkemlisi olarak anılır. Tel Tayinat, Sakçegözü ve Zincirli beyt hilanileri arasında da büyük benzerlikler göze çarpar.

Bununla beraber onuncu yüzyılda Kudüs’te inşa edilen Kral Süleyman’ın tapınağının Eski Ahit’teki tanımı da beyt hilani mimarisini anımsatır:

“ Tapınağın dış cephesine bitişik, ana bölümün ve iç odanın çevresindeki duvarlara bitişik, odalardan oluşan katlar yaptırdı. …Kirişler tapınağın duvarlarına girmesin diye duvarların çevresinde dışarıya doğru çıkıntılar bıraktı.”

Beyt hilani, genellikle, özellikle de Asur mimarisinde sarayın belirli bir bölümü olarak kabul edilir. Anıtsal girişler, avlular, taht odaları, süitler ve kabul odaları, bu yapı içerisinde önemli bir yere sahip olsa da beyt hilaninin esas özelliği sütunlu bir cepheye sahip olmasıdır.

Kuzey Suriye sanatında önemli bir yeri olan ve Zincirli, Tel Halaf, Arslan Taş, Hamat gibi Arami yerleşimlerinde yapılan kazılarda da ele geçirilen ve sanatsal değer taşıyan diğer bir buluntu sınıfı da fildişleridir. Fildişi oymaların ya da kakmaların yazıtlarda, kapı ve duvar dekorasyonlarında, mobilya fragmanlarında, taht süslemelerinde, yatak ve karyola başlarında, mücevher kutularında, buhurdanlıklar ve küçük şişelerde kullanıldığı görülür.

 3 – Aramilerde Din

Aramilerin yerleşik hayat kurdukları Mezopotamya ve Kuzey Suriye’de, yerleştikleri ortamlardaki mevcut kültürü benimsemeleri din alanında da göze çarpar. Bu bağlamda Aramilerin diğer Suriye ve Mezopotamya toplulukları ile aynı dini paylaştıkları, görülür.

Her Arami Krallığının ayrı bir panteonu olmasına karşın, Hitit ve Suriye gibi Yakındoğu’nun diğer toplumlarında da büyük saygı duyulan ünlü Fırtına Tanrısı Hadad en büyük tanrı konumundadır. Hemen her Aramice yazıtta, Hadad’tan övgüyle söz edilir. Tüm Batı Sami toplumunda aynı derecede saygı gören, Batı Sami dünyasında kazandığı olağanüstü saygınlık Hıristiyanlık dönemine dek devam eden ve eski kutsal evi Halep olarak bilinen Hadad, Aramiler arasında da genellikle bir boğanın üstünde, şimşeklerle donanmış bir şekilde betimlenir. Hadad, Bit Bahiyani Aramilerince de ‘Habur’un Efendisi’ ya da ‘Sikanlı Hadad’ olarak anılır. Aramilerin saygı gösterdiği tanrıların arasında Tire kentinin baş tanrısı Melkart da yer alır.

Demir Çağı’nda kuzey batının en ünlü Sami tanrıçası olan, çıplak ve aslan başıyla tasvir edilen Biblos ve Sidon’un Hanımı Astarte, Mezopotamyalı İştar’ın Batı Sami dünyasındaki karşılığıdır. Klasik dönemin ‘Suriye Tanrıçası’ Atargatis kültü de yine Astarte ile ilişkilidir. Astarte’nin erkek formu olarak düşünülen Atar da Aramiler arasında saygı gören, Arpad / Bit Agusi Kralı Attar-şamak’ ın da ismini taşıdığı bir tanrıdır.

Aramiler arasında yine ortak, tanıdık bir külte, Harran’ın Ay Tanrısı Sin’e rastlanılır. Samilerin yanı sıra Perslerin, Yunanlıların ve Romalıların da tapındığı Ay Tanrısı, Aramicede Sahr olarak anılır. Bu kült 2000 ile 539 yılları arasına tarihlenen uzun bir geçmişe sahiptir; 539 yılından sonra da farklı isimler altında yaşamaya devam eder. En büyük ilgiyi Kuzey Mezopotamya’nın Sami kökenli yarı göçebe yerleşimcileri arasında gören Ay Tanrısının sembolü hilaldir. Mezopotamya ve Kuzey Suriye kökenli birçok kabartmada bu sembolün kullanıldığı görülür. Bereket Tanrısı, Göğün Işığı gibi isimlerle de anıldığı olur.

Sam’al Kralları Panamuwa ve Barrakab’ın yazıtlarında da Arami tanrılarının adı geçer:

“ Hadad, El, Hanedan’ın Efendisi Rakib-El, Şamaş, Reşep ve Y’DY’nin tüm tanrıları.

Rakib-El’in (Rekub-El, ‘El’in arabacısı’) ismi ve ‘Hanedan’ın Efendisi’ unvanı yalnızca Zincirli’ye özgüdür. Yine Zincirli’deki kazılarda Kral Kilamuwa’ya ait, altın bir kın üzerinde Rakabel’in adı görülür. Adı anılan diğer tanrılar ise Yakındoğu’da en eski zamanlardan beri bilinen tanrılardır.

Benzer olarak, eski Bit Agusi topraklarında, Sefire’de bulunan antlaşma yazıtları da ‘Arpad’ın Tanrıları’ndan söz eder. NKR, KD’H, RHBH ve ‘DM Arpad’ın yerel tanrılarıdır. Hamatlı Zakkur da yazıtında panteonunun baş tanrısı, ‘Göğün Efendisi’ Baalşamayn ile panteonun Ilu-Wer gibi diğer yerel tanrılarını listeler.

Zakkur’un yazıtında da adı geçen, aynı zamanda en eski Sami tanrılarından biri Dagan’ın oğlu olan Baal, Aramilerce Yağmur Tanrısı olarak kabul görür.

Şamlı Bar Hadad’ın Tanrı Melkart ve Hamatlı Zakkur’un Ilu-Wer steli gibi Arami Krallarının da Mezopotamya’nın diğer kültürleri gibi inşa ettirdikleri tapınaklar ve yerleştirdikleri kült heykellerle övündükleri görülür. Hamat’da tapınakların kaldırım tabakalarında bulunan sekizinci yüzyıla ait grafitiler kısa adak dilekleri olarak yorumlanır.

Mühürlerde, kabartmalarda ve mezar taşlarında kurban masaları ve şarap sunu şekilleri tasvir edilir; yazıtlarda da tanrıların ‘ekmek ve su’ kabulünden ve –yine Yakındoğu’da yaygın olarak görülen- koyun kurban edildiğinden bahsedilir. Bununla beraber Aramilere ilişkin diğer dini kurallar ve ritüel uygulamaları tam olarak bilinmemektedir.

SONUÇ

Aramiler, zamanla hem küçük gruplar hâlinde göçerek geldikleri ve hem de büyük nüfus nakilleriyle yerleştirildikleri bugünkü Mezopotamya topraklarında ve Ön Asya’da yerli halkla ve Asur kentleri ve çevresindeki tarım alanlarında Asur halkıyla kaynaşmış, bazı bölgelerde halkın çoğunluğunu oluşturmuşlardır. Bu süreç bir anlamda bu coğrafya halkının Aramileşmesine zemin hazırlamıştır.

Bölgede bu dönemin hâkim devleti Asurluların yanında Güneydoğu Anadolu ve Anadolu’nun birçok bölgesinde yaşayan Hitit ve bakiyelerini de dil, din kültür ve ırkı yapı bakımından büyük oranda etkilemiştir.

Ancak Aramiler birçok şehir kurmuş olmalarına ve de diğer şehirlerde etkili olmalarına rağmen siyasi bir birlik oluşturarak kendi millî devletlerini de kuramamışlardır.

Aramiler bulundukları her bölgenin kültürüne adapte olmuşlar ve bunun sonucu olarak da sanatlarında Mısır, Ege, Finike, Hitit ve Asur sanatlarının tesirleri görülmektedir.

Arami dili çok geniş bir alanda yayılmış ve Asurlular, Geç Hitit şehir devletleri, Babil, Suriye-Filistin ve Finike şehirleri, Persler, Ahamenişler zamanında yaygın olarak kullanılmıştır.

Aramiler Asurca ile akraba olan ve kolay anlaşılan dilleri nedeniyle kentlerde, tapınaklarda ve sarayda önemli görevlere yükselmişlerdir. Aramcanın oldukça geniş bir bölgede konuşulması, başta ticari ilişkilerde olmak üzere, farklı toplulukların ortak anlaşma dili konumuna gelmesine yol açmıştır. Mezopotamya kültürünün Doğu Akdeniz kıyıları ve Kilikya üzerinden Batı dünyasına (Grek kültürüne) aktarılmasında da Aramcanın önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır.

İkinci bin yılın sonlarında, Yakındoğu’da gerçekleşen Deniz Kavimlerinin yıkıcı hareketleri, bölgenin ekonomik, siyasi ve sosyal yapısında büyük değişikliklere yol açar. ‘Karanlık Çağ’ olarak da nitelendirilen bu dönemde bölgede, özellikle Suriye ve Mezopotamya’da yeni etnik gruplar ortaya çıkar. Bu etnik gruplardan Aramiler, Yakındoğu tarihinde ön planda yer alırlar ve Suriye çöllerinden çıkıp, tüm Mezopotamya’ya, Suriye’ye ve hatta Doğu Akdeniz kıyılarına yayılan Batı Sami kökenli, yarı göçebe bir grup olarak tanımlanırlar.

Süryani ve Keldani toplulukları, Aramilerin günümüzdeki uzantıları sayılmakla beraber, Eski Ahit’te Aramilerin İbranilerin ataları oldukları yolunda da referanslar bulunur. Bu referansların ötesinde yazılı kaynaklarda, Aram ismi öncelikle coğrafi bir bölge ile özdeşleştirilir. Bu özdeşleştirmeden yola çıkılarak da ‘Arami’ isminin etnik bir kimlikten öte, kabaca batıda Karkamış ve Halep, doğuda yukarı Fırat boyunca, Habur Nehri kadar uzağa; kuzeyde Urfa’dan Tel Halaf’a, hatta Nusaybin ötesine tanımlanan ‘Aram’ bölgesinde yaşayan, genelde Batı Sami kökenli pastoralistlerin oluşturduğu toplulukları adlandırmakta kullanıldığı düşünülebilir.

Genelde kabileler halinde yaşayan Aramiler, Anadolu’da günümüzde Urfa, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Adıyaman ve Gaziantep yörelerine yerleşerek, bu bölgelerdeki kent devletlerinde hanedanlıklar kurarlar. Bit Zamani, Sam’al ve Bit Bahiyani Anadolu toprakları içerisinde yer alan önemli hanedanlıklardır. Bu kent devletleri arasında Gaziantep sınırları içerisindeki Sam’al-Zincirli ve Nusaybin yakınlarında, hemen Türkiye-Suriye sınırında bulunan Bit Bahiyani, buluntuları ile Arami topluluğunun Batı Sami özelliklerini yansıtan örnek yerleşimlerdir. Bit Zamani de Diyarbakır ve çevresinde yer alır.

III. Bölüm  Sümer-AKAD-Asur dönemi. 

Not: Çalışmamız katkıda bulunmak isteyen herkese açıktır. Katkıda bulunmak istediğiniz metni araskem@gmail.com adresinden bize yollayabilirsiniz.

KAYNAKÇA :

ALBAYRAK, K. (1997), Keldanîler ve Nasturîler, Vadi Yayınları, Ankara.
BOSSERT, H. Th. (1948), “Karatepe’de Bulunan Fenike-Eti Bilinguisleri’’
Belleten, C. XII, S. 47, Temmuz 1948, TTK Basımevi, Ankara.
BÜLBÜL, M. (2005), Türkiye’nin Süryanileri, Tasam Yayınları, Istanbul.
DINÇOL, M.A. 1991’’Aramice’’-‘’Aramiler’’, TDV. Islâm Ansiklopedisi C.3, Güzel Sanatlar Matbaası,  Ist.
GÜNALTAY, M. (1987), Yakın sark III, Suriye ve Filistin, TTK. Basımevi, Ankara.
IPLIKÇIOĞLU, B. (1994), EskiçağTarihinin Ana Hatları, Bilim Teknik Yayınevi, Istanbul.
KINAL, F. (1954) “A. Dupont Sommer: ’’Les Arameens. L’orıent Ancıen Illustren. 2. . Lıbraırıe A. Maısoneuve. Paris 1949. 124 S. 8’’, AÜ. DTCF. Dergisi, C. 12, S 1-2, Ankara.
KINAL, F. (1958), ‘’Kargamis sehri Tarihi Hakkında’’ Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi C. 16, S. 3–4, Ankara.
KÖROĞLU, K. (2006), Eski Mezopotamya Tarihi,Baslangıçtan Perslere Kadar, Iletisim Yayınları, Istanbul.
MANSEL, A.M-BAYSUN, C.vd. (1945), Ilk ÇağTarihi, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul
MEMIS, E. (2007), Eski Çağda Mezopotamya, Ekin Kitabevi, Bursa.
MEMIS, E. (2009), Eski ÇağTürkiye Tarihi (En Eski Devirlerden Pers Istilasına Kadar), Çizgi Kitabevi, Konya.
NARÇIN, A. (2008), A’dan Z’ye Asur, Ozan Yayıncılık Ltd., Istanbul.
IMEK, M. (2003), Süryaniler ve Diyarbakır, Çiviyazıları Yay., Istanbul.
YONAN, G. “Tarihte Unutulmus bir Ulusal Azınlık, Asurlular” www. acsatv. com
Akurgal 2005 E. Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, TÜBİTAK, Ankara, 2005.
Albright 1975 W.F. Albright, “ The Emergence of The Arameans ”, Cambridge Ancient History II/2, 1975, 529–536.
ARAB I D.D. Luckenbill, Ancient Records of Assyria and Babylonia, I,Chicago, 1926.
ARAB II D.D. Luckenbill, Ancient Records of Assyria and Babylonia, II,Chicago, 1927.
Assaf 1997 A. A. Assaf, “ SYRIA, Syria in the Iron Age ”, The Oxford Encyclopedia of Archaeology in the Near East, ed. Erich Meyers,1997, Vol. V, 131 – 134.
Bordreuil 1997 P. Bordreuil, “ Fakhariyah Aramaic Inscriptions ”, The Oxford
Encyclopedia of Archaeology in the Near East, ed. Erich Meyers,1997, Vol. II, 301.
Bowman 1948 R. A. Bowman, “ Arameans, Aramaic and the Bible ”, Journal of the Near Eastern Studies 7/2, 1948, 65–90.
Bunnens 1995 G. Bunnens, “ Syro-Anatolian Influence on Neo-Assyrian Town Planning ”, Abr-Nahrain Supplement 5, 1995, 113-128
Cook 1997 E. M. Cook, “ Aramaic Language and Literature ” The Oxford Encyclopedia of Archaeology in the Near East, ed. Erich
Meyers, Vol. I. 178–187. 81
Darga 1992 M. Darga, Hitit Sanatı, Akbank Kültür ve Sanat Kitapları:56, İstanbul, 1992.
Dion 1995 P. E. Dion, Aramaean Tribes and Nations of First-Millennium Western Asia ”, Civilizations of The Ancient Near East Vol. I, ed.
J.M.Sasson, New York, 1995, 1281–1294.
Driver 1956 G.R. Driver, Canaanite Myths and Legends, Old Testament Studies No. III, Edinburgh, 1956.
Donbaz 1990 V. Donbaz, “Two Neo-Assyrian Stelae in the Antakya and Kahramanmaraş Museums” Annual Review of the Royal Inscriptions of Mesopotamia Project 8, 1990, 4–24.
Eski Antlaşma 2001 Kutsal Kitap, Eski Ve Yeni Antlaşma (Eski Ahit. Zebur, İncil),İstanbul, 2001.
Frankfort 1952 H. Frankfort, “ The Origin of The Bît Hilani ”, Iraq 14, 120–131.
Frankfort 1954 H. Frankfort, The Art and Architecture of Ancient Orient,Harmondsworth, 1954.
Fitzmyer 1997 J. A. Fitzmyer, “ Sefire Aramaic Inscriptions ”, The Oxford Encyclopedia of Archaeology in the Near East, ed. Erich Meyers,Vol. IV, 512–513.
Ginsberg 1958 H. L. Ginsberg, “ The Words of Ahiqar ”, The Ancient Near East, An Anthology of Texts and Pictures, ed.by James B.Pritchard, Princeton, 1958, 245–249.82
Gonnella vd. 2005 J. Gonnella, W. Khayyata, K. Kohlmeyer, Die Zitadelle von Aleppo und der Temples des Wettergottes, Neue Forschungen und Entdeckungen, Münster, 2005.
Grayson 1972 A. K. Grayson, Royal Inscriptions of Mesopotomia: Assyrian Periods, Vol. 1, Weisbaden, 1972.
Grayson 1990 A.K. Grayson, “Assyria; Ashur-Dan II to Ashur-Nirari V (934– 745 BC)”, Cambridge Ancient History III/I, 1990, 238–281.
Grayson 1991 A. K. Grayson, Assyrian Rulers of the Early First Millenium BC I (1114 -859 BC), The Royal Inscriptions of Mesopotamia AssyrianPeriods/ Vol 2, Toronto, 1991.
Grayson 2002 A. K. Grayson, Assyrian Rulers of the Early First Millenium BC I I (858 – 745 BC), The Royal Inscriptions of Mesopotamia AssyrianPeriods/ Vol 3, Toronto, 2002.
Green 1992 T. M. Green, The City of the Moon God Religious Traditions of Harran, Leiden, 1992.
Hawkins 1982 J. D. Hawkins, “ The Neo-Hittite states in Syria and Anatolia ” Cambridge Ancient History III/1, 1982, 372–441.
Heimpel 2003 W. Heimpel, Letters to the King of Mari: A New Translation with Historical Introduction, Notes and Commentary, Winona Lake,2003.
Hrouda 1962 B. Hrouda, Tell Halaf IV, Die Kleinfunde Aus Historischer Zeit,Berlin, 1962.
Ikeda 1979 Y. Ikeda, “ Royal Cities and Fortified Cities ”, Iraq 41, 75–87.83
Ikeda 1984 Y. Ikeda, “Hittites and Aramaeans in the Land of Bit-Adini ”, in: H.I.H.Prince Takahito Mikasa (Hg.), Monarchies and Socio-Religous Traditions in the Ancient Near East, Wiesbaden, (Bulletin of the Middle Eastern Culture Centre in Japan 1) 1984,27–35.
KAI II H. Donner – W. Röllig, Kanaanäische und Aramäische Inschriften, Band II Kommentar, Wiesbaden, 1973.
Klengel 2000 H. Klengel, The Crisis Years and the New Political System in
Early Iron Age Syria Some Introductiory Remarks, Essays on Syria in the Iron Age Ancient Near Eastern Studies 7, ed. Guy
Bunnens, Louvain, 2000, 21–30.
Köroğlu 1998 K. Köroğlu, Üçtepe I: Yeni Kazı ve Yüzey Bulguları Işığında Diyarbakır/ Üçtepe ve Çevresinin Yeni Assur Dönemi Tarihi Coğrafyası, Ankara 1998, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Köroğlu 2006 K. Köroğlu, Eski Mezopotamya Tarihi Başlangıcından Perslere Kadar, İstanbul, 2006.
Krader 1959 L. Krader, “The Ecology of Nomadic Pastoralism”, International Social Science Journal, XI, 1959, 499–510.
Kuhrt 1995 A. Kuhrt, The Ancient Near East c.3000-330 B.C., Vol. II, Londra,1995.
Kupper 1957 J. R. Kupper, Les Nomades en Mésopotamie au temps des roi des Mari, Paris, 1957.
Landsberger 1948 V. B. Landsberger, Sam’al, Studien zur Entdeckung der Ruinenstaette Karatepe, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1948.
Lipinski 2000 E. Lipinski, The Aramaeans: Their Ancient History, Culture,Religion, Leuven, 2000.
Luschan I-IV F. von Luschan, Ausgrabungen in Sendschirli Ausgeführt und Herausgegeben im Auftrage I-IV, Berlin, 1893–1911.
Macqueen 1995 J. G. Macqueen, “The History of Anatolia and of the Hittite Empire: An Overview”, Civilizations of the Ancient Near East
Vol. II. ed. J.M.Sasson, New York, 1995, 1085 – 1105.
 J. Matthers, “ The River Qoueiq, North Syria, and its Catchment ”, Oxford: British Archaeological Reports, International Series, 1981.
Meissner 1933 B. Meissner, “ Die Keilschrifttexte auf den steinemen Orthostaten und Statuen aus dem Tell Halaf ”, Archiv für Orientforschung,
Beiband 1, Berlin, 1933, 71–79.
Mellink 1958 M. J. Mellink, Review Tell Halaf III, American Journal Archaeology 62, 1958, 438–440.
Moortgat 1955 A. Moortgat, Tell Halaf III, Die Bildwerke, Berlin, 1955.
Naumann 1975 R. Naumann, Eski Anadolu Mimarlığı, Türk Tarih Kurumu,Ankara, 1975.
Oates 1991 J. Oates, “ The Aramaeans ”, Cambridge Ancient History III/2,1991, 184–186.
O’Callaghan 1948 R. T. O’Callaghan, Aram Naharaim, Roma, 1948.
Oded 1979 B. Oded, Mass Deportations and Deportees in the Neo-Assyrian Empire, Wiesbaden, 1979 85
Oppenheim 1931 M. F. Oppenheim, Tell Halaf Eine neue Kultur ältasten Mesopotamien, Leipzig, 1931.
Oppenheim 1945 H. Schmidt, Tell Halaf I, Die Prähistorischen Funde, Berlin,1945.
Oppenheim 1950 F. Langenegger, K. Müller, R. Naumann, Tell Halaf III, Die Bauwerke, Berlin, 1950.
Orthmann 1971 W. Orthmann, Untersuchungen zur späthethitischen Kunst, Bonn,1971.
Özyar 1991 A. Özyar, Architectural Relief Sculptures at Karkemish, Malatya and Tell Halaf: A Technical and Iconographic Study, Bryn Mawr  1991.
Parker 2001 B. J. Parker, The Mechanics of Empire. The Northern Frontier of Assyria as A Case Study In Imperial Dynamics, Helsinki, 2001.
Radner- Schachner 2001 K. Radner ve A. Schachner, “Tuşhan’dan Amedi’ye: Assur
Roaf 1996 M. Roaf, Mezopotamya ve Eski Yakındoğu, Atlaslı Uygarlıklar Ansiklopedisi 9, İstanbul, 1996.
Roaf -Schachner 2004 M. Roaf ve A. Schachner, “ The Bronze Age to Iron Age transition in the upper Tigris region: new information form
Ziyaret tepe ve Giricano ”, Anatolian Iron Ages 5, ed. A.
Çilingiroğlu ve G. Darbyshire, Londra, 2004, 1–9.
Pritchard, Princeton, 1958, 218–220.
Rouks 1992 G. Rouks, Ancient Iraq, Londra, 1992.
Sader 1987 H. Sader, Les Arameens de Syrie depuis leur fondation jusqu’a leur transformation en provinces assyriens, Beyrut, 1987.
Sader 1992 H. Sader, “ The 12th Century B.C. in Syria:The Problem of the Rise of the Aramaeans ”, The Crisis Years: The 12th Century B.C. From Beyond the Danube to the Tigris, ed. W.A.
WARD&M.SHARP JOUKOWSKY, Iowa, 1992, 157–163.
Sader 2000 H. Sader, “ The Aramaean Kingdoms of Syria Origin and
Formation Processes ”, Essays on Syria in the Iron Age, Ancient Near Eastern Studies Supplement 7, ed. Guy Bunnens, Louvain,2000, 61–76.
Schwartz 1989 G. M. Schwartz, “ The Origins of the Aramaeans in Syria and
Northern Mesopotamia:Research Problems and Potential Strategies ”, To the Euphrates and Beyond (Archaeologica Studies in Honour of M. Van Loon, Ed. O.M.C. Haex, H.H.
Curves, P.M.M.G. Akkermans) Rotterdam, 1989, 275-291.
Schwartz 1995 G. M. Schwartz, “ Pastoral Nomadism in Ancient Western Asia ”, Civilizations of The Ancient Near East Vol. I, ed. J.M.Sasson, New York, 1995, 249 – 258.
Sevin 1997 V. Sevin, Anadolu Arkeolojisi Başlangıçtan Perslere Kadar,İstanbul, 1997.
Sevin 1999 V. Sevin, Yeni Assur Sanatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1999.
Strommenger 1985 E. Strommenger, “Assyrian Dominitaion, Aramaean Persistence ”, Ebla to Damascus: Art and Archaeology of Ancient Syria, ed.
Harvey Weiss, Washington, D. C., 1985, 322-325.
Weidner 1940 J. Friedrich, G.R. Meyer, A. Ungnad & E. F. Weidner, “ Die Inschriften vom Tell Halaf, Keilschrifttexte und aramäische Urkunden aus einer assyrischen Provinzhaupstadt ”, Archiv für  Orientforschung, Beiheft 6, Berlin, 1940.
J. Winter,“Ivory Carving”Ebla to Damascus: Art and Archaeology of Ancient Syria, ed. Harvey Weiss, Washington, D.C., 1985, 339-346.
Wolley 1955 L. Wolley, Alalakh, An Account of the Tell Atchana in the Hatay,1937–1949, Londra, 1955.
Zadok 1991 R. Zadok, “ Elements of Aramaean pre-history ”, Ah Assyria… Studies in Assyrian History and Ancient Near Eastern Historiography Presented to Hayim Tadmor, ed. M. Cogan & I. Eph’al, Scr Hieros 33, Kudüs, 1991, 104–117. 88

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


− 5 = 2