Bu dava Divana kalmasın! – Mim Yavuz Binbay

portreŞubat ayında son aşamasına gelmiş olan, uluslararası hukukta insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına giren 12 Eylül darbecilerinin yargılanması kararı Türkiye’deki yargı erkinin tarihiyle yüzleşme sınavı olacaktır.

Son dönemde gelişen ciddi olaylar ne yazık ki toplumsal gelişmemizde önemli bir temel taşı olacak bu davayı unutturmuş gözüküyor.

Türkiye tarihi darbeler ve olağanüstü hallerin uygulamalarının gölgesinde şaibeli bir tarih olmuştur. Her olumlu gelişme bu şaibelerin gölgesinde kararıp kalmış, her dönemde toplumun dinamiklerini insanlık suçu kapsamına giren komplovari uygulamalarla yok ederek toplumu sindirerek ve kurumlarını bu komplolarının sonucu insanlık suçu uygulamalarının failleri konumuna sokarak işlevsiz hale getirmişlerdir. Kendilerini bu insanlık suçunun failleri gören kurumlar işlevsizleşmiş ve suç ortağı konumundaki kurumlar, Eflatun’un deyimiyle halktan koparak halktan korkar hale gelmiş ve bu uygulamaları sorgulayamaz hale gelmiştir.

Peki bu sorgulayamama onları bu suçtan kurtardı mı ? Ölenler bu suçlardan aklandılar mı ?

Bu insanlık suçlarından rant, mevki makam elde edenler aklanabilecekler mi ?

Gerek Türkiye’deki gerekse dünyadaki son gelişmeler bunun böyle olmadığını ve olmayacağını gösteriyor. Dünyada, Yunanistan darbecilerini ve suç ortaklarını yargılayarak mahkûm etti, Yunanistan’ı ispanya, Portekiz, Arjantin ve son olarak Şili izledi. Pinochet denilen darbeciyi 93 yaşında cezaevine yolladı. Ölenleri gıyaplarında yargılayarak mahkûm etti unvanlarını geri aldı. Bu kararlarla insanlık suçlarında Nürnberg hükmünde belirtildiği gibi insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı ve yaş sorunu yok olamaz. Her on yılda darbe yapılan Türkiye’de de ilk defa darbecilik suç sayılmaya ve failleri yargılanmaya başladı. Bu yargılama bazılarının dediği gibi simgesel değil, hassasiyetle yapılmalı ve adil bir yargılama olabilmesi için « ucu gittiği yere kadar gitmelidir ». Bu yapılmadığı takdirde toplumun vicdanı rahatlamayacaktır ve dünyada darbecilerini yargılayabilip yüzleşen toplumlardaki olumlu sonuçlar elde edilemeyecektir. Fransızlar Cezayir olaylarında bu yolu denedi ama kurtulamadı kurtulamayacak !

Darbelere boyun eğerek suça ortak olan kurumlar suçluluk psikolojisinden kurtularak kurumlarına bulaşan bu insanlık suçlarından kurtulmalıdır. Bunu yapamadıkları sürece bu suç alınlarında bir lanet damgası olarak kalacaktır. Bu yargılama bir fırsattır kurumlar bu yargılamayla bu lanetin esaretinden kurtulmalıdır.

Cumhuriyet rejimi İttihatçıların 1914-15’te Ermeni-Süryani katliamında yaptıklarıyla yüzleşemedi 100 yıl geçmesine rağmen kurtulamadılar 100 yıl daha geçse yüzleşmeden kurtulamayacaklar. 1926 Kürt isyanı, 1938 Dersim katliamı, tek şef dönemi, 1960 darbesi, 12 Mart 1971 darbesi ve 12 Eylül 1980 darbesi hepsinin üstü örtülmeye çalışılarak bu günlere gelindi. Toplumun tüm kesimine soruyorum, insanlık suçu kapsamındaki bu olaylardan hangisine çözüm bulunabildi ? Hanginiz bu olaylardan dolayı vicdanen müsterihsiniz ? Bu olayların tümü insanlığa karşı hepimize karşı işlendi. Gelin hiçbirinin üstünü örtmeye çalışmadan, sorumluları kim olursa olsun hesap sorarak, ucu nereye ve kime varıyorsa yüzleşerek çözüm arayalım. Toplum olarak taraf olalım bir asır daha bir 34 yıl daha bu lanetin, bu vicdan azabının esiri olmayalım.

O dönemde beni yargılayan mahkeme heyetine dediğim gibi “Bir gün gelecek işlediğiniz bu insanlık suçlarından dolayı yargılanacaksınız” tespitimi gerçekleştirmek için 32 yıl mücadele ettim. Faillerin hak ettikleri cezaya çarptırılmaları için 32 yıl daha son nefesime kadar mücadele etmeğe kararlıyım.

Ben Tarafım, ciddi bir yargılama yapılmadığı, bu insanlık suçlarını işleyen faillerden ve sorumlularından ölen veya sağ olanlardan, reddi mirasta bulunmayan mirasçılarından hesap sorulmadıkça, bu fail ve sorumluların unvanları geri alınmadıkça, haksızlığa uğrayan mağdurların maddi ve manevi hakları iade edilmedikçe ruhumdaki azap dinmeyecek, vicdanım rahatlamayacak, Vicdan rahatlamadıkça adalet yerini bulmaz ve son nefesime kadar TARAF OLACAGIM. Bununla da yetinmeyeceğim, çocuğumu, torunumu ve yetiştireceğim, etkileyeceğim her bireyi TARAF olmaya hazırlayacağım.

Faillerden ölenlerin davalarının düşürülmesini kabul etmeyeceğim. Nürnberg şartında İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı işlemez, ölseler bile davaları düşmez, toplumsal vicdanı rahatlatacak bir karar çıkıncaya kadar gıyapta devam eder.

Bu insanlık suçları tüm topluma karşı işlendi. Toplumun her bireyini bu hesap sormada taraf olmaya, toplumumuzu bu lanetten bu vicdan azabından kurtararak, bu lanetin çocuklarımıza, torunlarımıza sirayet etmemesini sağlayalım.

Bu dava sadece divana kalmamalı. Suçlar burada işlendi, hesabı önce burada görülmeli. Ölenleri orada, yaşını büyüterek astığınız Erdal Eren, işkence edip kaybettikleriniz ve onların simgesel annesi Berfo ana bekliyor olacaklar. Burada bize, orada onlara hesap vereceksiniz. Ama şunu iyi bilin ki her iki hesap görülmeden dava kapanmayacak.

Ben bu yargılamaya medya gruplarının popülist bir yaklaşımla öne çıkardığı bazılarının dediği gibi “Meselemiz 90 yaşında iki kişinin ceza alması değil » veya « bu davadan anlamlı bir sonuç beklemiyorum » « duruşmayı ’Yargılama tiyatrosu’ olarak görüyorum » ve benzeri yorumlara katılmıyorum. Bu söylemler sahiplerinin hüsnü kuruntusudur. Halk arasındaki söylemle fasulye falına bakarcasına aynı söylemleri tekrarlıyorlar. Doğmamış çocuğa fistan biçmeye çalışıyorlar. Onların ve onlar gibilerin aksine benim ve taraf olan büyük çoğunluğun meselesi doksan değil, 100 yaşında bile olsa cezaevine konmalarıdır. Yüreği evlat acısıyla yanan Berfo anamız 106 yaşında vefat etti, 106 yaşında olması onun acısını dindirdi mi ? Bu şahıslar kimin adına Darbecilere destek niteliği taşıyan bu söylemleri mağdur kisvesi altında söylüyorlar. Bu cesareti nereden alıyorlar ?

Ne Berfo ana ne ben nede taraf olan onurlu arkadaşlarımız tiyatrocu değiliz. Biz inançlı ve ciddi bir tarafız. ciddiyetimiz ve bu inançlı mücadelemizle ciddi sonuçlar alacağımıza, Türkiye Demokrasi mücadelesinde bir dönüm noktası yaratacağımıza inanıyoruz. Çünkü biz o zamanlarda inançlıydık ve o inancımızı güçlendirerek koruduk bu günlere geldik. Darbecileri sanık sandalyesine oturttuk. Darbecileri ve suç ortaklarını hak ettikleri cezalara çarptırıncaya, hak etmedikleri gasp ettikleri unvanlarını, kirlettikleri makamları geri alıncaya, demir parmaklıklar arkasına koyuncaya kadar mücadelemizde kararlıyız.

Bu suçlar insanım diyen herkese karşı işlendi. İnsanım diyen herkesi 12 Eylül darbecilerinin yargılamasında, birey olarak, toplumsal grup olarak, parti ve siyasal yapı olarak kitlesel olarak TARAF olmaya tepkisini göstermeye davet ediyorum. Gündem ne olursa olsun, güncel gündeme ek olarak Ruhen ve bedenen, insanlık suçu olan 12 Eylül darbecilerinin yargılamasına duyarlılığımızı göstermeye davet ediyorum.

Bu duyarlılık özellikle yargı kurumumun ve diğer kurumların, siyasi partilerin grupların ve insanım diyen bireyler için tarih önünde bir sınavı olacaktır.

Bu yüzleşmeyi ya bugün yapacaksınız ya da bir 34 yıl – bir asır daha bu lanetle yaşayacaksınız !

Bu dava sadece Divana kalmasın! suçun işlendiği yerde görülsün. !

Mim Yavuz Binbay

 

Haber linkleri ;

http://www.siirtnews.com/yazar-139-bu_dava_divana_kalmasin_.html

http://www.diyarbakiryenigun.com/bu-dava-divana-kalmasin.html

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


− 3 = 6