Kapıdaki düşman: Deprem AV. Cuma Güney Can

 Yer kabuğunun kırılması olan deprem bir büyük doğal felaket olup insanların can ve mal kaybına neden olabilmektedir. Türkiye, bir deprem kuşağı  ülkesidir. Sıklıkla irili ufaklı depremlerin olduğu ülkemizde deprem gerçeğini kabul edip ona göre bilimsel tedbirlerin alınması ve yaşam kültürünün oluşturulması gerekmektedir. Antakya da fay hatlarının kesişiminde olan, tarihte büyük depremlerle yıkılmış bir kenttir. İlimizde deprem gerçek bir tehlikedir.  Deprem tehlikesini vatandaşların ve yetklilirein bir olgu olarak kabul etmeleri gerekmektedir.Bu tehlikeli olguya göre kentleşmenin yapılması ve gerekli tedbirlerinin alınması hayati önemdedir. 24 Ocakta Elazığ ve Malatya’da gerçekleşen 41 vatandaşımızın kaybına ve binlercesinin yaralanmasına neden olan deprem bu yaklaşan tehlikenin varlığını iyice hissettirmiştir. Prof. Dr. Naci Görür ve Şükrü Ersoy’un Hatay, Amanoslar, Maraş fay hattı hakkındaki deprem ikazlarının ciddiyetle ele alınıp gerekli tebirlerin vatandaşlar ve yetkililerce ivedilikle ele alınması zaruridir. İnşaat Mühendisleri Odasının Antakya depremsel aktivileri ile ilgili yaptığı bilimsel çalışma bize yol gösterici olabilir.

‘’Antakya’nın içinde bulunduğu bölgenin geotektoniğine bakılacak olursa görülecektir ki, kültürlerin buluştuğu bu coğrafyada diğer tektonik unsurlarda buluşur ve kompleks bir yapı sergiler. Antakya, Arap ve Türk plakalarının oluşturduğu 1000 km uzunluğundaki sınırın batı ucunda yer almaktadır. Bölgenin tektonik aktivitesi Ölü Deniz, Doğu Anadolu ve Kıbrıs’a uzanan fayların etkisi altında kompleks bir tektonik davranış gösterir. Antakya ve Asi nehrinin bir kısmı Antakya-Samandağı çökellerinin Kuzeydoğu-Güneybatı ucuna doğru yer alır. Bu çökelti Miosen dönemin deniz çökeltileri, Pliosen ve Holosen dönem çökeltileri ile kaplanmış olup KuzeydoğuGüneybatı kenarlarından normal atımlı faylar ile çevrilmiştir.

 ANTAKYA’NIN GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE SİSMİK AKTİVİTESİ VE YAPILMASI GEREKENLERİN BİR ULUSLARARASI KONFERANSIN IŞIĞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ Kemal BEYEN(*), Mustafa ERDİK(*), Cihat MAZMANOĞLU(**), Zahi EKMEKÇİOĞLU(**) (*) Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, İstanbul (**) İnşaat Mühendisleri Odası Hatay Şubesi M.Ö. 500 – 1995 yılları arasında olan tarihsel ve aletsel depremlerin episenter dağılımları Antakya-Samandağı çökeli ve civarında yoğunlaşıyor.

 Son yüzyıl içinde 1995 yılına kadar olan aktivite dağılımı bölgenin tektoniğini çok iyi resimlemektedir. Amik gölünde, Antakya-Samandağı çökeli, Ölü Deniz fay sisteminin Kuzey ucunda yer alan Ghab çökeli ve Hatay Kahramanmaraş çökelleriyle birleşir. Bölgenin genel tektonik yapısının yanısıra buna neden olan Anadolu plakası ve Arap plakalarının hareketlerini de gösteren harita  raporda verilmiştir (Adams and Barazangi sonrası, 1984). Oluşum sıklığına, tarihsel deprem verileri  özetlendiği gibi göz önüne alınarak bakılırsa, 2000 yıllık Antakya’nın deprem geçmişi büyük oranda bir periyodik yapı göstermeyen rasgele bir dağılım sergiler. Tarihsel aktiviteler beşinci, altıncı, dokuzuncu, XII. ve XIX. yüzyıllarda oldukça fazla iken aradaki bazı yüzyıllar mevcut faylar sisteminin oldukça hareketsiz kaldığını göstermektedir (Ambraseys and Melville, 1995; Alsinawi, 1988; Demir, 1996; Poirier and Taher, 1980; Ambraseys, 1989). Yakın tarihimizde, 1997 yılının 22 Ocağında MB (Cisim magnitiyudu) büyüklüğü 5.2, 5.3 ve 5.5 arasında değişen üç tane deprem yarım saat içinde Antakya ve çevresini vurmuştu. Türkiye’nin güneydoğusundaki bu sismik aktivite halkta panik, yaralanma ve yapılarda hasarlara neden oldu. Antakya’da yapı hasarı ise binlerle ifade edilecek seviyelere çıktı. Bir kişinin ölmesi ve yaralı sayısının çokluğu ise paniğin boyutlarını gösteren değerler olarak hafızalarımızda kaldı (1). Antakya çevresinde Malatya, Adana, Mersin ve Gaziantep, Lübnan ve Suriye’deki bir çok şehirlerin yanı sıra Kıbrıs’ta bu depremler güçlü bir şekilde hissedilmişti. Yaklaşık 2500 yıllık şehir yaşamı ve bir o kadarda deprem geçmişi olan Antakya, bilinen ilk depremini M.Ö. 148 yılında yaşamıştır (2). Daha sonra büyük hasarlara ve can kaybına neden olan büyük depremler M.Ö. 130, M.S. 37, 115, 458, 525 ve 526 tarihlerinde olmuştur. Son olan 526 depremi tarihi kaynakların belirttiğine göre şehirdeki festival ve yortu etkinliklerinin çektiği çevre yerleşimlerin nüfusuyla birlikte can kaybını 250-300 binlere çıkarmış, oluşan yangınlar ve meydana gelen talanlar şehre büyük hasar vermiş ve uzun yıllar süren onarılma ve yeniden yapılanma faaliyetlerine rağmen şehir kültürel ve sosyal yaşam içindeki hareketliliğini kaybetmiştir. Şehrin batı Anadolu’ya göç vermesi ticari yaşamın ve sosyal hayatın sönmesi, döneminin var olan şehirler arasında üçüncü büyük merkezi olan Antakya’yı bir daha o yıllara dönülemeyecek şekilde yok etmiştir. Sonraki olan diğer depremler 528, 551, 557, 560, 577, 588, 750, 841, 859, 868, 1053, 1090, 1157, 1169, 1303, 1406, 1759, 1787, 1822 ve son olan büyük deprem 1872, 3 Nisan da meydana geldi. Bu depremlerin içinde 80 binlere varan can kayıpları, mal kayıpları ve çok uzun süren artçı şoklar olmuştur. XX. yüzyılın ilkyarısında 1921 ile 1940 arasında hafif ve dolayısıyla hasarsız İ.Ö.184 İ.Ö.69 İ.Ö.37 VII 37 52 VIII-IX 115 X-XI (260,000 ölü)

 Eylül 525 Eylül IX (Yangın) 526 29 Mayıs 528 ,29 Kasım X-XI 557 9 Temmuz ) 20 Mart 713 IX 775 5 Ocak 835 VIII-IX 18 Eylül 844 VIII 845 IX 847 VIII (20,000 ölü) 859 X-XI (1500 ev yıkıldı) ) 1063 Temmuz 1091 17 Eylül IX (Kale duvarları yıkıldı, 90 köy harab oldu) 1106  30 Haziran IX (80,000 ölü, Sen Peter Katedrali yıkıldı) 1179 ,1303 30 Temmuz ,1408 30 Aralık X-XI ,1408 29 Aralık Güçlü sismik aktivite 5 yıl sürdü, şehirde ağır hasar, yüzeyde fay çatlakları, tsumani 1759 7 Aralık VIII (20,000 ölü)

1989) Jeble ile Bucak arası kıyı bandında ağır hasar, Latakia da yapı stoğunun 1/3 yıkılıyor. 5000 nüfuslu bölgede 1500 kişi ölüyor 1822 13 Ağustos Io=X 36.7-36.9 M=7.4 Afrine Ambraseys (1989) Son 500 yılın en büyük bölgesel depremi Gaziantep, Antakya, Islahiye ve Aleppo bölgesini yıkıyor, 30,000-60,000 arası insan ölüyor. Amik Ovası ve İskenderun kıyı bandında sıvılaşma gözleniyor.

1872 3 Nisan Io=X 36.4-36.5, M=7.2 Amik Gölü Ambraseys(1989) Antakya ve Samandağı tamamen yıkılıyor. 17600 nüfuslu Antakya 500 ölü veriyor. 3003 evin 1960 ev tamamıyla yıkılıyor, 894 ev kullanılmaz hale geliyor.Yüksek bölgelerde hasar dağılımı azalıyor. Samandağında 2150 ev çöküyor ve 300 kişi ölürken yoğun sıvılaşma ve tsunami bu bölgede görülüyor. 1951 8 Nisan (M=5.7, I=VII, İskenderun’da 13 bina yıkıldı, 6 ölü var)

Antakya’yı Etkilemiş Önemli Tarihi Depremler  423 – 2003/1 53 sekiz depremi atlatırken 1951 ile 1981 arasında oluşan yedi deprem şehirde panik oluşturdu ve son olan 1997 depremi ile Antakya ve çevresinde tarihsel ve günümüzde aletsel olarak gözlenen sismik hareketlilik bu çevrenin tektoniğini, faylanma mekanizmasını ve deprem oluşumundaki sıklığın ve sessizlik dönemlerinin nedenlerini araştırmaya teşvik eden bir çok disiplinle çalışılacak bir bölge olarak gündeme oturdu. Bu tarihsel faal yapı Antakya ve çevresinin deprem potansiyeli yüksek, riskli bir bölge olduğunu göstermektedir. Planlı şehirleşme tanım olarak şehrin yerleşeceği alanın iyi tanınarak yerleşimin zaman içinde gelişen şehir ile çatışmadan birlikte sürekli güzel yaşanır ortamları koruması ve benzerlerini şehir içindeki dokulara uygun çoğaltmasıdır. Olası potansiyel heyelan, deprem, sel felaketleri ve su basması gibi doğal felaketlerin yanı sıra bunların tetiklediği veya bunlar ile büyüyen yerel zemin göçmelerinin önden belirlenmesini ve oluşturacağı riskleri bertaraf edecek iyileştirmelerin yapılması veya daha az riskli bölgelerde yapılaşmaya riski karşılayacak yönetmeliklerle müsaade edilmesine ama riski yüksek bölgelerin ise konut ve sanayi yerleşimi dışında sosyal aktiviteler ve yeşil alanlar olarak planlanması şehircilik anlayışının temeli olarak uygulana gelmektedir. Sanayi yapılarının oturacağı alanların tanımlanması ekonomik tercihlerin getirdiği kıstasların yanı sıra yine aynı hassaslıkta doğal afetlerin risklerini de kapsayan bir çalışma ister. Yurdumuzun bilinen şehir kültürlerine beşiklik yapmış on beş bin yıllık yapısının izlerini taşıyan tarihi şehir dokuları ve sanayileşmedeki bölgeler arası farklılığın hızlandırdığı çarpık büyüme planlı şehircilik uygulamalarını uygulanamaz hale getirmiştir. Bahsedilen yerel doğal risklerin değerlendirilmesi mevcut yerleşimin ne riskler altında olduğunun tanımlanmasından öteye yerel yönetimlere mevcutlar üzerinde kısıtlayıcı kararlar aldırmanın ve belki de yetersiz kontrolün ötesinde bir hareket alanı bırakmamaktadır. Mevcut durumun ve gelişmeye açık tutulan şehir mücavir alanlarının alacağı konumuz gereği deprem riskinin belirlenmesi dahi ilk aşamada riskin boyutlarının bilinmesi açısından önemli uygulama veya kontrol parametrelerinin bilgilerini verecektir. Bu bilgiler ise hasar ve zarar boyutlarının önceden tahmin edilmesinin yanı sıra bir afet anında çok elzem olan acil müdahale bölgelerine sağlık, arama-kurtarma gibi grupların koordinasyon içinde ulaşılmasından afet yönetiminin sağlık, gıda ve barınma uygulamalarına kadar öncelikli alanların belirlenmesine temel oluşturacak bilgilerin derlenmesi mevcut şekliyle şehirlerin afet öncesi iyileştirmeden afet sonrası acil müdahale ve sonrası yapılanmasına kadar şehri hazırlaması açısından çok önemlidir. Bu uygulama bazlı bilgilere ulaşmak için yapılması gerekenlere sismik mikro bölgelendirme çalışmalarıyla ulaşmak mümkündür. Yapısal hasarı etkileyen sayılabilecek birçok faktör vardır. Yapısal olan yapı ve temel dizaynları, yerel ve zemin etkileri (zemin mukavemet değerleri, kesme dalgası yayılım hızı, geoteknik bilgiler ve bunların etken olduğu yerel büyütmeler) ve deprem kaynağı özelliklerinin (fay tipi, yönü ve çatlak pateni ve hızı gibi parametrelerin) oluşturduğu temel faktörlerin yanı sıra bunların topyekun etkileşimlerinin ortaya çıkarttığı ilave faktörlerinde göz ardı edilmeyeceği bir çok disiplinli çalışma bugünün bilgileriyle bu karmaşık gibi görünen yapısal hasar problemini ve deprem sonrası oluşacak afetzedenin sosyal ve psikolojik hasar problemini ciddi oranlarda azaltacak ve hafifletecek çözümler sunmaktadır. Antakya ve benzeri coğrafyaya ve tektonik aktivitelere sahip bütün şehirlerin bu mikro bölgelendirme çalışmalarına altyapı oluşturacak kapsamda projeleri uygulamaya geçirecek girişimlerin yerel ölçekte başlaması kaçınılmaz bir çözümdür. Antakya gibi ülke sınırlarını aşan tektonik yapılara sahip şehirlerin bölge ülkeleriyle ortaklaşa şekillendirecekleri ve uygulayabilecekleri projeleri bölge şehir belediyeleri arasında gerçekleştirecekleri protokollerle yürütmeleri projeleri kaynak ve yürütme açısından rahatlatacaktır. Ölü Deniz fayının kuzey ve güney uçlarında ve hatta fay boyunca yer alan şehirlerin oluşturacağı bir ortak çalışma bölgede beklenen depremlere ve onun getireceği felaketleri kader olmaktan çıkartıp az hasar ile savuşturulacak düzenli, organize olmuş ve risklerini azaltmış şehirlerin bir afet anında birbirlerine ilk yardımda dahi entegre olmaları doğal felaketin kalan bakiyesini temizleyecek bölge şehirleri arası dayanışmayı da yanında getireceği gibi bölgeye özlenen daha bir çok şeyi de getirecektir. Umit ediyoruz ki, bu toplantı ile bölgedeki ülkelerin katılan bilim adamları arasındaki bilimsel paylaşım ve bilimsel yaklaşımlar bölgedeki tüm ülkelerin fay kardeşliği yapan şehirlerinin depreme duyarlı şehir yöneticileri arasında da hissedilir ve bu adımlar kendi insanları için atılır.’’

Deprem , Antakyamız için bir realitedir. Bu acı realitenin gereğini bireyler ve yetkililer kabul edip ona göre bir imar,şehircilik yaşamı kurulmalıdır. Deprem dersini çok ağır bedellerle öğreten zalim ama sabırlı bir öğretmendir.