DAĞ ASLANLARININ KÜKREYİŞİ – AGIR-E ÇİYA – Ahmet Çelik

Harzan yiğidin yoğrulduğu asi coğrafya, ilk çağın kadim imparatorluğu Asur’un son sınır hattı, dağların göğe yükselircesine asice başını kaldırdığı dumanlı diyar, Asur’un en saygın yiğit savaşçılarının, hayatın kaynağı olan Dicle’nin fışkırdığı dağların etrafına yerleştirdiği Dağ Aslanları’nın Diyarı, Harzan ki farsların 700 yıl boyunca hâkim olamadığı tek Asur toprağıdır. Naramsin bu toprakları istilacılardan korumak için nehirler gibi kanlar akıttı bu topraklara.

Harzan Kabıl Coz’dur, Hoyt’tur, Pırlaşendir, Pasur’dur(Kulp), Sason’dur! Harzan peygamber evlatlarının son kaledir. Uzun yıllardır Sasun için ‘Sasune Be Kanune’derler. Halbu ki Sasun kanunsuz değildir, zalimlerin kanununu ayaklar altına alıp çiğnediği için kanunsuz derler. Harzan’ın da kanunu zalimlerin kanunlarını çiğnemektir. Bundan şerefli ve onurlu kanun olabilir mi? Harzan tıpkı Meretun Dağı gibi asice direnen bir onur abidesidir. Başı asla eğilmez. Zalimlerin kırbacıdır Harzan halkı, top tüfek, makinalı silahlar, tanklara karşı cesareti ve onuruyla direnen asi bir halkın onurudur.

20 .yüzyıl İslam dünyası için acıların, savaşların, yıkımların ve adına devrim denilen sahte özentilerin yüzyılıdır. Fransa da başlayan ve bütün dünyayı etkisi altına alan milliyetçilik hastalığı nihayet 1900’lü yıllara gelindiğinde Osmanlı’yı da kasıp kavurmaya başladı.

Avrupa’da eğitimini tamamlayıp yurda dönen genç Osmanlılar kendileriyle birlikte coşmuş milli duygularla İstanbul’a döndüler. Avrupa’da ki gazeteleri okuyan ve milliyetçilik vebasına yakalanan sonraları İttihat ve Terakki Cemiyeti adı altında toplanan bu sözde aydınlar topluluğu ülkelerini kaosa sürükleyeceklerinin farkında değillerdi elbette. Osmanlı ülkesinde bu vebanın öncüleri olan Sırplar, Yunanlılar ve öteki balkan ülkeleri çoktan gemiyi terk etmişti. Sırplarla başlayan sonrasın da Türklerle alevlenen bu milliyetçilik kervanına zamanla diğer halklarda dâhil oldu.

Anadolu’ya sıkışıp kalan Türkü, Kürdü, Arabı son defa olmasa da ölüm kalım mücadelesini verip, bu aziz vatanı kendilerine yurt edindi. Anadolu Kafkaslardan, Balkanlardan zulümden kaçanların sığınağı haline geldi. Sonrasın da ülkenin adı Türkiye oldu. Ülke ne hikmetse Türkün ülkesi oldu. Tam da bu dönemde Anadolu’nun her ilinden halkın halifeye, müminlerin emirine bağlılıklarının haykırışları yankılanmaya başladı. Yunanlıların aziz topraklardan sökülmesinin hemen sonrasında ülke büyük bir değişim yaşıyordu. Önceleri besmelelerle açılan meclis başta halifeye mevlütler okuturken 1924 yılında anayasa değişikliğiyle bütünüyle İslam’a sırt çevirir bir yol izlemeye başlamıştı. Kutsalları için canlarını, mallarını, evlatlarını feda eden Anadolu insanı kendisinin kandırılmış olduğunu görmüştü.

Her ilden kıyam sesleri yükseldi. Çiçeği burnunda devlet kurtuluş mücadelesinde kaybettiği insan sayısının 100 katını bu sesleri dindirmek için harcamak durumunda kaldı. Ya da eskiyi silme yoluna gitti. İşte tamda bu dönemde doğudan en güçlü seslerden biri yankılandı. Şeyh Said din elden gidiyor diyerek haykırışa başladı. Bu haykırış tıpkı küçük bir kartopunun büyük bir çığ başlatması misali milyonların katılımıyla önü alınamaz bir haykırışa dönüştü. Yeni kurulan devlet Osmanlının devamından yana olanları yok etme yoluna gitti. Harzan halkı bir zamanlar Osmanlı tarafından şeref ve kahramanlık madalyalarıyla ödüllendiriliyorken yeni hükümet için artık Harziler büyük bir tehlikeydi. Yeni kurulan devlet halkının haykırışlarını toplarla bastırdı ve aynı yıl Şeyh Said ile birlikte bütün dava arkadaşları Diyar-ı Bekir meydanında asıldı. Fakat bu daha başlangıçtı Dağ Aslanları henüz kükrememişti. Henüz dağların ateşi yanmamıştı.

Şeyhin sesine Aliye Unis ses verip kıyama kalktıysa da asıl ateş 3 yıl sonrasında Harzan halkının onur, namus mücadelesiyle başladı. Tetere Badiki köyünün meydanına kaymakamından, subayına devletin onlarca temsilcisini asarak kükremesini Ankara’ya ulaştırdı.

Harzi Farsça da yeğen anlamına gelir. Aynı zamanda bugün artık coğrafyanın da ismidir. Harzan halkına bu ismin verilme sebebi de Harzan’da ki halkın akraba olması veya babalarının Harzi olarak anılmasıdır. Harzan isminin kökeniyse çok daha eskilere dayanmaktadır. Başlarda bu coğrafya Huyt olarak geçmekteyken daha sonraları Bizans ve Araplar’ın sınırı olmuştur. Muş ovasının kuzeyine Arz-ı Rum, ovada dağların başladığı güneyine ise Arz-ı Arab denilmeye başlanmıştır. Zamanla Arzı Arab ismi Arzen, Arzan, Xarzan’a dönüşmüştür. Bu dağlarda ki onlarca aşiretin kökleri Sofi Harzi diye adlandırılan şahsın muso, saro, bello diye bilinen 3 evladından çoğalarak Xarzan vadilerini doldurmuştur.

Tetere badiki Muso’nun(Musa) 3 oğlu olan (Kendo, Kekko,Şarro) kendo aşiretindendir. Kıyam ilk olarak Xarbat köyünde başladı. İsyanın sebebiyse şeref abidesi harzan halkının namus meselesiydi. Kendini bilmez bir komutanın ekmek pişiren bir kadına sarkıntılık yapması ve kadının bağırarak yardım istemesiyle vergi toplamaya gelen askerler vergi memurları ve kaymakam asi köyünün meydanına asıldı. Buda koca devlete savaş ilanı demekti.

Ahmet ÇELİK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

48 + = 56