ABD İÇ SAVAŞI ve DÜNYA SAVAŞI! – Mim Yavuz Binbay

Son ABD seçimlerinde Trump’ın seçilmesiyle birlikte siyasal birliğin bozulduğu görünümü sergilenmektedir. Seçimlerin hemen ertesinde eski başkan Obama’nın teamülleri yok sayarak seçim sonuçlarını yok sayarak yeni seçilen başkana karşı seçimi kaybeden Hillary Clinton’la birlikte halkı protestolar için sokağa çağırması. Hemen ertesinde Pentagonun, dışişleri bakanlığının bazı birimlerinin ve birçok devlet kurumu birimlerinin başkanı yok sayan açıklamaları ordunun 4 kuvvet komutanının açıklaması ABD devlet teamülleri bir yana dünyanın neresinde olursa olsun hukuksal olarak teamül dışı bir girişimlerdi. Katliamları aratmayan olaylarla verilen mesajlar ise tam bir iç kaosun her an patlayabileceğinin işaretlerini veriyor.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Mogherini, ABD yönetimindeki dağınıklığa atıfta bulunarak, “Washington’u aramak istediğimizde kimi arayalım?” sorusu bu durumu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. ABD tam anlamıyla bir yönetim kargaşası ve bir siyasal iç savaş görünümü sergiliyor.

Peki, Reagan gibi Hollywood kovboyunu sindiren ve parlatan ABD neden Trump gibi bir aktörü tüm teamüllere aykırı bir biçimde dışlıyor?

ABD gibi Emperyalist Hegemon ülkelerin başına bir deli bile gelse, kararlar asla “deliliğe” bırakılmaz. ABD’de, İngiltere’de, Rusya’da ve Çin’de bir yana herhangi bir devlette kararların siyasetçilerin günü birlik keyfi kararlarına terk edilmez. Tersini düşünmek naifliğin ötesinde abesle iştigaldir!

ABD tam anlamıyla ekonomik istikrarsızlığının yanı sıra siyasal bir çöküşü gizleyemez durumda.  Bugünkü  gelişmelerin alt yapısı Bush ve Obama dönemlerinde hazırlandı ve Trump dönemiyle devreye kondu. Trump’ın seçilmesi tüm yazılıp çizilenin aksine plan sahiplerince öngörülen bir sonuçtu. (Bunu daha önceki yazılarımda belirtmiştim.)

Ancak dünyadaki gelişmeler plan sahiplerinin öngördüğü biçimiyle gelişmedi ve planlanan kaosun içinde kaoslar ortaya çıkması sonucunda kaostan güçlü çıkmayı planlayan ABD dibe vurdu.

Birçok yorumcu ABD’nin Roma gibi çöküş sürecine girdiği kanısında. George Mason Üniversitesi’nden Colin Dueck, ‘Mevcut Amerikan Grand Stratejisi’ adlı kitabında kendi küresel düzenine dahi ayak uyduramayan bir ABD’den bahisle “Ortadoğu’da batağa saplandık Asya’da da çuvalladık” diyor. Prof. B. Posen ‘Amerikan Grand Stratejisi İçin Yeni Bir Dayanak‘ta küresel ihtiraslarına gem vuramayan ABD’yi daha da zor günlerin beklediğine işaret ediyor. Irak ve Afganistan’da bulunan generallerden Daniel P. Bolger ise ‘Niye Kaybettik’ isimli anılarında şu yakıcı noktaya dokunuyor: “Yenildik, çünkü düşmanımızı hiç tanımıyorduk.” Ve en ilginci de Donald Trump’ın ‘çılgın köpek’ lakaplı CENTCOM’un eski komutanı şu anki Savunma Bakanı James Mattis, ABD liderliğindeki bloğun sıkışmışlığını, stratejik körelme veya dumur olarak niteliyor.

Antik dönemin hâkimi Roma‘nın çöküşü yüzyıllar almıştı. Fakat bu güç kaybı sürecinde dünyayı kan gölüne çevirmişlerdi. Bugüne kadar dünya ekonomisinin 3/2’sini elinde bulunduran Atlantik havzası bugün yarısını kontrolünde tutmaya çabalıyor. ABD liderliğinde NATO ile güvenliğini sağlayan Yeni Roma, bu güç kaybına, savaşsız razı olmayacağı aşikârdır. Ancak unutulmamalıdır ki bu son savaşa rezerv parayı, silah üstünlüğü ve teknolojiyi kaybetmiş durumda girecek.

ABD stratejistlerine göre ancak çıkarılacak bir dünya savaşı sayesinde ABD’nin güç kaybı ertelenebilir, silah baronları yeni tiranlar haline gelebilir. Rusya ve Çin dâhil bütün devletlerin itirazının ortak paydası “Dünya savaşı istemiyoruz.” Fakat Trump’un stratejistleri krizden çıkabilmek için Dünya savaşı istiyor. Demokrasi, insan hakları, özgürlük veya Milyonların ölmesi umurlarında mı? Hitler ve Stalin bu kıyımlara ne kadar hassas olabildiler ise Trump ve stratejistlerinin de o kadar umurunda.

Geçtiğimiz yüzyılda, yüz milyon insan, doğal olmayan sebeplerle öldü, iki dünya savaşı ardından öğrendik ki yeni savaşların cephesi artık yeryüzünün her yeri olacak. İki okyanus ötesine filo gönderme dönemi artık geride kaldı.

Trump, Katar ve Irak Kürt bölgesi referandumuyla başaramadığı provokasyonu Kudüs kararıyla inanç coğrafyalarının sinir uçlarını tahrik etmeyi başardı. Finansal tsunamiyle doların ömrünü uzatma gayreti yetmezmiş gibi pervasızca onu iktidara taşıyan silah lobilerine iş alanı açmak ve Yahudi sermayesinin, medyasının onayını alma çabasıydı.

ABD çöküş paranoyasının etkisiyle, AB’nin sadece ekonomik ve askeri açıdan güç olmasından değil, ulus devlet üstü ve demokratik değerleri önceleyen alternatif bir model olma ihtimalinden de korktu.

Russia Today televizyonuna demeç veren Paul, “ABD’nin umursanmadan büyüyen borçlarıyla askeri harcamaları, eninde sonunda sistemin çökmesine ve Sovyetler Birliği’nin son günlerindeki gibi yanıp kül olmasına yol açacak” değerlendirmesini yaptı.

Her yeni gün bölgemiz için yeni krizlere gebe. Krizlerin dinmesini değil artarak sürmesini bekliyoruz. Beklentimizin olumsuz olmasının iki temel sebebi var:

İlki, ABD’nin değişen küresel rolünün Pasifik’ten Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya getirdiği belirsizlikler, boşluklar ve düzensizlikler. Ayrıca, ABD’nin ekonomik çıkarlarını korumak için yöneldiği agresif ve tutarsız politikalar belirsizliği yoğunlaştırıyor. İkincisi ise, Ortadoğu’daki gerginlikleri sıcak çatışmaya taşıyacak bir güç denkleminin oluşması ya da oluşturulması.

ABD liderliğindeki Atlantik dünyası, Kuzey Kore’den, Suriye’ye, Venezüella’dan Pakistan’a, Afganistan ve Ukrayna’dan Yemen ve Libya’ya uzanan hatta kaotik bir yıkımdan güç devşirmeye çalışıyor.

ABD mafyatik yöntemlerle haraca kestiği dünya devletlerinden bankalarına kestiği cezalar veya yüz milyarlarca dolar hayali silah sparișleriyle topladığı haraçlarla ekonomisini ayakta tutmaya, dünyayı karıştırarak iç düzenini denetlemeyi planlıyor! (ambargo cezası kesilen bankalar : Lloyds (İngiltere),  Credit Suisse (İsviçre), Australia-NZ (Avustralya), Barclays (İngiltere), HSBC (İngiltere), S.Chartered (İngiltere), ING Bank (Hollanda), Bank of Tokyo (Japonya), RBS (İskoçya), Intesa (İtalya), BNP Paribas (Fransa), Clearstream (Lüksemburg), Credit Agricole (Fransa), Commerzbank (Almanya)

Görünen o ki, dünya yeni bir emperyalist paylaşım savaşının eşiğinde. Ya küresel emperyalist sistemde derin bir gedik açılacak ve inişe geçecek ya da devletlerin içe kapandığı, herkesin kendi derdine düştüğü hatta birbiriyle savaştığı karanlık bir çağ başlayacak.

ABD ve AB’deki iç sarsıntılar, Çin’den İngiltere’ye uzanan yeni Demir İpek Yolu, Doğu’nun dinamizmi ve reel arayışlar ve sorgulamalar birinci olasılığı güçlü kılıyor. Tabii bu noktada, bölge ülkelerinin kurulan küresel tuzağa ortak akılla cevap verip veremeyeceklerine bağlı.

ABD ve AB’nin ideolojik, askeri, ekonomik ve kültürel ilkeleri bir bütün olarak erozyona uğruyor. ‘Amerikan rüyası’ illüzyonu artık raf ömrünü tamamladı.

Kazananının olmayacağı ve gezegenimizdeki yașama son verecek bir dünya savaşını engelleyebilecek ortak aklın etkin olmasını dilemekten başka çare yok!

Mim Yavuz Binbay

Yazının Linkleri;

http://www.diyarbakiryenigun.com/abd-ic-savasi-ve-dunya-savasi-6318.html

http://www.rojawelat.net/abd-ic-savasi-ve-dunya-savasi-makale,782.html

http://www.kurdistana-bakur.com/modules.php?name=News&file=article&sid=9548

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


+ 77 = 80